Şairin Elindeki Anahtar/ Şebnem Pişkin

0
282

“Bazıları şiir sevmez, çünkü onların yaraları yoktur; yaraladıkları vardır.” 

Attila İlhan

Şiir konusunda kaleme aldığım bu yazıya en sevdiğim şiirden bir mısra ile başlamak isterdim. Ama itiraf edeyim ki içime işleyen, ruhumla örtüşen, kalbimin tellerini titreştiren o kadar çok şiir ve şair var ki edebiyatımızda, hangisini daha çok sevdiğime ve hangisiyle başlamam gerektiğine karar veremedim bir türlü. En iyisi şiirin çıkış noktasından bahsetmekle başlayayım yazıma.

“Bazıları şiir sevmez, çünkü onların yaraları yoktur; yaraladıkları vardır,” der Attila İlhan. İşte şiirin çıkış noktası tam olarak budur: Ruhun yara alması.

Kimi aşktan, kimi yalnızlıktan, kimi hasretten yara alır; kimi derdinin ne olduğunu bile bilmez, harlı bir yangında tutuşurken buluverir biçare yüreğini. Görünmeyen yaralara en etkili pansuman kalem-kağıttır ancak. Yazarak kurtulur yüreğine çöreklenen ağırlıklardan. Ya da kendinden önce aynı dertten muzdarip dertlilerin yazdığı satırları okuyarak ferahlatır kalbini. Aynı acıyı, aynı derdi paylaşan başkalarının da olduğunu bilmek bir nebze olsun ferahlatır dertten kabaran yüreğini. İşte böyle bir durumda dertli kişinin yazdığı ya da okuduğu satırlar çoğunlukla şiir olur.

Az kelimeyle çok şey anlatmaktır kısacası şiir. Bazen sayfalar dolusu yazıyla anlatmakta zorlanılan hisler tek bir kelimeyle ifade edilir, şiir sayesinde. Mesela bir ömrü üç kelimeyle anlatmıştır Hazreti Pîr Mevlana: Hamdım, Piştim, Yandım diyerek.Ya da tek bir cümle ile aşık olduğunuz kişinin vazgeçilmezliğini itiraf edebilirsiniz tıpkı Attila İlhan’ın yaptığı gibi, Ben sana mecburum bilemezsin, diyerek.

Bir müzik gibidir adeta şiir. Belki de müziğe en uygun anlatım biçimidir. Bu yüzden çoğu zaman şiirler bestelenir, şarkı olur, yıllarca dilden dile söylene gelir.

Şiirin tanımı yapılamaz.  Yahya Kemal Beyatlı şiir için ‘Şiir, musikiden başka türlü bir musikidir,’ demiştir. Melih Cevdet Anday ise şiiri tanımlamaya çalışmanın boşuna bir çaba olduğunu düşünür ve ‘Tanımlama akıl işidir, şiir ise akıl dışıdır,’ der ki, ben de tam olarak böyle düşünüyorum. Şiir bir yönüyle hayal gibidir. Herkes kendi şiirini kendi hayal dünyasında yaratır, kendi seçtiği kelimelerle renklendirir, söz sahnesine öyle çıkarır.

Elbette şiir edebiyatın bir koludur aynı zamanda. Bu nedenle kendi içinde bir disiplini vardır. Türk edebiyatında şiir Divan şiiri ve Halk şiiri olarak iki türde gelişmiştir. Divan şiiri genellikle yüksek zümreye hitap ederken halk şiiri halk tabakasına hitap eder. Her iki şiir türünün de nazım şekilleri, dilleri ve ölçüleri birbirinden farklıdır ancak her ikisinde de ses uyumu yani uyak önemlidir.

“Ger derse Fuzuli ki ‘güzellerde vefa var’,

Aldanma ki şair sözü elbette yalandır” der Fuzuli, Divan şiirinin en güzel beyitlerinden birinde.

Öte yandan unutulmaz Halk şiiri ozanı Aşık Veysel’den ne çok beyit vardır hepimizin ezbere bildiği.

Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece gibi.

Şiirde ritm, ses uygunluğu ve ahenk oluşturmak için çeşitli ölçüler kullanılır. Örneğin divan şiirinde aruz ölçüsü, halk şiirinde ise hece ölçüsü kullanılmıştır. Bunun dışında serbest ölçülü şiirlerde vardır ve serbest ölçülü şiirlerde herhangi bir ölçü ve uyak şeması bulunmaz.

Şiirin bir iç derinliği yani muhtevası olmalıdır. Şiirde kullanılan tema, mecazlar ve ses uyumu şiirin muhtevasını oluşturur.  Nazım, uyak, ölçü ve dil unsurları ise şiirin biçimini belirler. Bir şiiri meydana getiren dizeler kurallı olarak sıralanabileceği gibi gelişigüzel de sıralanabilir. Bu sıralanışa göre şiir kimi zaman gazel, mesnevi, kaside, koşma gibi isimler alır. Bunlar şiirin alt kollarıdır.

Şiirlerin türleri vardır. Dile gelen duyguların türüne göre şiirler lirik, pastoral, epik, didaktik ve dramatik şiir olarak beş gruptasınıflanır. Güzel bir doğa manzarasını anlatan şiirler pastoral, kahramanlık hikayelerini anlatan şiirler epik, öğretici özellikteki şiirler didaktik, sahnelenmek için yazılmış şiirler dramatikve duygusal öğeler taşıyan şiirler ise lirik şiir olarak adlandırılır.

Bütün bunlar bir yana modern şiir anlayışında şairlerhiç bir ölçü, uyak ve biçime uymak zorunluluğu hissetmeden tamamen serbest bir şekilde şiirlerini kaleme alırlar ve her şair kendine has ritm duygusuyla şiirini söyler.

Yazarlık hayatıma kısa hikayeler yazarak başladım. Sonra hacimli romanlar kaleme aldım. Gün gelip şiirler yazacağımı, bunları bir araya toplayıp bir de şiir kitabı çıkaracağımı hiç düşünmezdim.

Şiir ile olan tanışıklığım, “ruhum yara aldıktan” sonra gerçekleşti. Herkes gibi ben de aşık oldum, incindim, kırıldım, yaralandım. Böylece şiir sevmeye başladım. Kimi zaman zarif şair Cahit Zarifoğlu’nun kalıbında şekillenen kelimelerle ifade eder oldum hislerimi, kimi zaman Özdemir Asaf’ın hassas ruhuna özdeş buldum yaralanmış kalbimi. Böylecesahaf ve kütüphanelerde dolaşmaya, kitapçılardan şiir kitapları toplamaya başladım. Şiirle aydınlattım karanlık gecelerimi. Usta şairlerin dokunaklı şiirleriyle sardım kalbimin yaralarını. Nihayet iyileşip kabuk bağlayınca yaralar,  bu kez oturdum kendim şiirler yazmaya başladım. İlk ve tek şiir kitabım olan Avucumda Açan Us Çiçekleri 2014’te Kent Kitap’tan yayınlandı.

Bir hadis-i şerifte Allah’ın sır hazinesinin Arş’ın altında olduğu ve anahtarının şairlerin eline verildiği haber verilir. Bence bu cümle şiirin ve şairin önemini anlatmakta oldukça yeterlidir. Şiir seven, şiir okuyan, şiir yazan insanlardan hiçbir zarar gelmeyeceğini düşünürüm hep. Çünkü şiir akıl ve kalp süzgecinden taşarak dile gelir ve şiirle düşünen insanlar yaşama ve yaşamın içinde yaşamaya çalışanlara karşı samimi bir saygı ve sevgi ile yaklaşırlar.

Günümüzde şiir daha az seviliyor, daha az okunuyor gibi geliyor bana. Yayınevleri şiir kitaplarının az sattığını bahane ederek şiir kitabı yayınlamaya pek de sıcak bakmıyorlar. Zaten artık şiirler sadece sosyal medyada güzel bir fotoğraf eşliğinde paylaşmak için okunur oldu. Her güzel şey gibi şiir de günümüzde değerinden çok şey kaybediyor.

Her şiir sevdalısının favori bir şairi vardır muhakkak. Benim favorim, bir tasavvuf şairi olan Mevlana’dır. Bilirim ki onun şiirlerinde her derdimin dermanını bulurum. Adını koyamadığım duygularım onun şiirlerinde ayan beyan olur. Muzdarip olduğum dertler, onun tabipliğinde teşhis edilir, sonra yine onun şiirleriyle tedavi edilir. Yalnızca Mevlana mı peki? Necip Fazıl, Cemil Meriç, Nazım Hikmet, Turgut Uyar, Cemal Süreya, Özdemir Asaf, Murathan Mungan, Can Yücel, Oğuz Atay, Orhan Veli… say sayabildiğin kadar.

 

Şiirden maksat;

mutlak hakikati aramak,

gizliden bir işaret sunmak,

sırlardan haber vermektir.

 

Söz öyle bir büyüdür ki şairin dilinde olmazları oldurtan bir iksire dönüşebilirkolayca. Aşk acısı, hasret, yalnızlık, geçip giden zaman, özlenen çocukluk, anlam arayışı, varlık ve yokluk derdi, ölüm düşüncesi, uçan balonlar, kaçan trenler derken yaşamı boyunca karmakarışık bir duygu yumağı halinde gezen insanın bana kalırsa şiirden başka dermanı yok gibidir.

 

Yazımın başında hangi şairden hangi şiirle yazıma başlayacağıma karar vermekte zorlandığımı söylemiştim. Yazımın sonunda ise hangi şairin hangi şiiriyle yazımı bitireceğimi biliyorum. Sizler için az bilinen bir şairin hiç bilinmeyen şiirlerinden biriyle yazımı tamamlıyorum ve sizi şiirin sırlı köşküne davet ediyorum.

 

 

ŞAİR

 

Elinde kör fener, hakikati arıyor şair

Ne söyleyeceğine değil, nasıl söyleyeceğine bakıyor şair

Duygudan düşünceye, düşünceden duyguya

Kıvrımlar arasında gidip geliyor şair.

 

Yaradanın sanatına hayran

Hikmet nazarıyla bakan

Mâna iskeletine her an

Elbise dikiyor şair.

 

Kelime billurdan kâse

İnsan, maske altında maske

Sır hazinesi üstün gaye

Anahtarı elinde tutuyor şair.

 

İşbu memuriyet

İster felaket olsun, ister saadet

Cihanı bir noktaya sokmaktır marifet

Bunu yapabilene denir şair.

 

Şebnem Pişkin –Avucumda Açan Us Çiçekleri

2014 Kent Kitap

 

( Bu yazı Edebiyatist dergisinde yayınlanmıştır. )