Şair ve Yazar Mustafa Söylemez ‘’Akdeniz Öyküleri’’

0
421

 Şair ve Yazar Mustafa Söylemez ‘’Akdeniz Öyküleri’’

 

Dörtyol’lu Şair ve Yazar Mustafa Söylemez, dokuzuncu kitabı, ‘’Akdeniz Öyküleri’’ adlı kitabı yayımlandı.


Islanıyorum

Bu gece yine yağmur yağıyor sokaklarda, yalnızım.
Yürüyorum yine delice, ıslanırcasına…
Her seferinde biri eslik ediyor,
tanımadığım ama delice sevdiğim…
Belki de yok öyle biri…
Belki, sadece yağmur ıslatıyor,
yâda ben, sevdikçe ıslanıyorum..

 

 


SEVDA ADAMI

SALI

1. Şehrine yeni gelen kaymakamla, şehir yeniden anlamlanmaya başlamıştı. Kaymakam masa başında neredeyse hiç oturmuyordu gerçek bir insan ve sevda adamıydı. İşini çok seviyordu. Gece bile tek başına gezdiği söyleniyordu. Haftada üç gün kısım amirlerini habersiz ziyaret ediyor, her türlü konuyu ele alıyordu. Kapı çalmadan sessizce içeri giriveren kaymakam Mal müdüründe rahatsızlık oluşturdu. Çok güvendiği kişilere bunu fısıldayan Malmüdürü söyledikleri duyulmaz sanıyordu. Kaymakam bir yazı hazırlayıp masasına koydurmuştu. ‘’Öncelikle halktan her kişiye hizmet kapısı sonuna kadar açıktır.’’ Malmüdürünü odasına çağırdı. Malmüdürü yazıyı gördü kızardı, görmemişlikten geldi. Kaymakam yazıyı aldı müdüre verdi. ‘’Nasıl buldunuz ?’’ diye sordu. Mal müdürü pekte istekli görünmeyerek ‘’çok güzel efendim.’’ Dedi. Bir süre sonra işleri olduğunu belirterek izin istedi.

Kaymakam onu odasının kapısına kadar yollarken; yazı işleri müdürü odasının kapısından tartışma sesleri işitti. Hemen odaya daldı. Bir kadıncağız lastik ayakkabılarını çıkarmış, kıpkırmızı olmuş müdürün azarlamalarını korku ve telaş içinde dinlemekteydi. Sözde çamurlu ayakkabılarla resmi daireye girilmeyecekti, kadıncağızın suçu sadece buydu. Müdür kaymakama masasını gösterip oturmasını istedi. Kaymakam Habibe teyzenin lastik ayakkabılarını müdürden istedi. Müdür Habibe teyzeye suratını asarak ‘’Hadi ayakkabılarını getir.’’ dedi.

Kaymakam ayağa kalktı. Kızmıştı, ‘’Size söyledim. Getirin ve masanın üzerine koyun.’’ dedi. Müdür telaşlı ve şaşkındı. Ayakkabıları masanın üzerine koydu. Kaymakam bir süre suskun durdu. Sonra ayakkabıları eline aldı, inceledi. Çok temiz görünüyorlardı. Habibe teyzeye ayakkabıları giymesini söyledi. Birlikte kaymakamın odasına gittiler.

Kaymakam Habibe teyzeyi dinledi. Şikâyetlerini sıralı olarak defterine yazdı. Dört yıldır bakmakta olduğu yatalak bakmakta olduğu ağır bakıma tabi annesi Fikriye Tokat hakkında diyecekleri vardı. Öbür çocukları Habibe Teyzeye bakıcı vermekteydiler. Dört aydır da aksatmaya başlamışlardı. Kardeşler annelerine hiç uğramıyorlardı. Kendisi aşk evliliği yapmış aile kendinse düşman olmuştu, uzun süre. Kocasının işlerini ve servetini batırması sonucu oldukça fakirleşmişti. Kardeşlerinden en küçüğü mallara bakmak ve gelirini almak şartıyla ömür boyu bakma söz vermişti. Ama hasta yatalak olunca uzaklaşmış ve o gündür bu gündür annesini tek bir sefer görmemiş aramamıştı. Habibe teyzenin çok sıkıntısı vardı. Yüksek okulda okuyan oğlu para istemekteydi.

Kaymakam dikkatle dinledi. Notlar aldı. Habibe teyzeye Maddi yardım yapılması talimatını verdi. İkinci bir yazıyla da Yazı işleri müdürünün açığa alınmasını yazdırdı ve tebliğ ettirdi. Muhtarı çağırdı, komşuları öğrendi. Durumu araştırdı. İşten çıktıktan sonra yerli hormonsuz bir kilo muz ve üzüm aldı. Halk otobüsüne bindi. Akşamüstü Habibe teyzenin kapısını çaldı.

Çok temiz bir odada hasta yatmaktaydı. Anlaşılmaz konuşmalara başladı hasta günlük bakımı tün inceliklere kadar öğrendi. Habibe teyzenin türlü sevgi gösterileri ile yemek yedirmesi onu çok duygulandırdı.

İçinden ‘’İŞTE İNSAN.’’ Dedi.

ÇARŞAMBA

Kaymakam işlerini bitirdi saat 10.00 da diş hekiminin bürosuna girdi. Büyük bir sohbet sürüp gitmekteydi. Bir hasta vardı, uçakla bir hekim gelecekti. Diş hekimi Melek Hanım Çilsa’nın hastalığını anlatmaktaydı. Neredeyse ağlayacaktı. Orada buluna yaşlı ve sosyetik görünümlü bir teyze yıllardır köpek beslediğini ve köpekleri öldüğünde yas tuttuğunu onlara mezarlar yaptırdığını anlatırken ağlamaktaydı. Kaymakam konuşmalardan anladı ki Çilsa bir köpekti ve yaşlanmıştı. Melek Hanım yüksek okulda okuyan oğlunun uçakla geldiğini bu hayvanın hastalığı nedeniyle sinir krizi geçirdiğini anlattı.

Lisede okuyan kız her gün ağlamakta ve uyumamaktaydı. Bu hasta köpek ağlaşması iki saat sürdü.

Kaymakam kendini tanıtmamıştı ve orada tanıyanda yoktu. Sonunda kaymakam Melek Hanıma kaynanasını yoklayıp ilgilenip, ilgilenmediğini sordu.

-‘’Fakir bir görümcemiz var o çok iyi bakıyor. Bir bebek gibi hassa bakıyor ama ben annem gibi sevdiğim halde iki yıldır henüz uğrayamadım ve göremedim. Siz nereden duydunuz bunları.’’ Kaymakam yanıt vermedi. ‘’Peki, eşiniz hiç uğruyor mu?’’ diye sordu.

-‘’Bizi tanımıyor. Görünce üzülüyoruz. Maalesef hiçbirimiz gidemedik. Görümcem bakıyor.’’

Melek hanımın eşi Avukat Gürsel kızmış bir ifade ile:

‘’Bu aile meselemiz sizi neden bu kadar ilgilendiriyor? Küçük kardeşimiz bu işle ilgilenecek, ablamda çok iyi bakıyor. Siz hangi sıfatla bu soruları soruyorsunuz’’Kaymakam ‘’Ben kamu vicdanıyım dedi.

Avukat Gürsel çok kızmıştı, Kaymakamın üzerine yürüdü.’’Derhal çıkın gidin buradan. Başımı belaya sokmayın.’’ Dedi. Kaymakamı kolundan tutup dışarı atmak istedi. Kaymakam sakince ‘’Dur bir dakika’’ Dedi. Dışarıda duran korumaya işaret etti. Görevli içeri geldi. Savcılığa telefon ettirdi. Kısa zaman içinde görevliler geldiler. Alandaki kişilerin bir kısmı gözaltına alındı. İlçe çok karışmıştı.

MAHKEME

Tüm kardeşler ve Melek Hanım sorguya alındı. Hâkim herkese şu soruları sordu.

1-Annenizi bir ay evinizde konuk edip bakar mısınız? En büyük kardeş efendim ben bakamam, hastayım. On gün gene bakamam.

2- Malları size versek ilgilenip baksanız. Kardeşler. Yine bakamayacaklarını söylediler. Her ifadeyi veren başka bölüme alınıyordu. Duruşma o gün bitti. Dava kabul edildi. Özetle tüm malların satılmasına ve bedelinin kayyuma verilmesine, her kardeşten bakım ücreti olarak 600 TL. Alınmasına temyiz kabul olmaksızın karar verildi.

Kısa sürede mallar satıldı. Habibe Hanım kaymakama teşekkür etti. Kardeşler gelirler azalınca ciddi sıkıntıya düştüler. Avukat Gürsel çok kızgındı bir gün öfkelendi, sarhoş oldu. Çilsa’yı kapıdaki dut ağacına astı sonra tabancasıyla ölü köpeğe altı el ateş etti.

Kaymakam bu haberi mahalli gazeteden okudu. Çok üzüldü, kafasını masasına dayadı. Bir süre öylece sessiz kaldı. O aşk ve sevda adamıydı. Halka ve insanına ve yurduna sevdalıydı.


  Yazarın Biyografisi

 

Yazar Mustafa Söylemez, 1950 yılında Hatay’ın Dörtyol İlçesi, Karekese Köyü’nde doğdu. babası sağlık memuru Ali Söylemez, annesi Vahide, evli ve iki çocuk babasıdır.

1956 yılında Adana Baklalı Köyü’nde İlkokula başladı. 1961 yılında Saimbeyli Ortaokulu’nda, 1970 yılında Ceyhan Lisesi’nde Lise öğrenimini tamamladı. Gazi Eğitim Enstitüsü’nün Resim Bölümünü ve İstanbul Hukuk Fakültesi’ni kazanmasına rağmen; maddi sıkıntı dolaysıyla Gazi Eğitim Enstitüsü’nde yatılı olarak okumayı tercih etti.

1973 yılında Yozgat- Çayıralan Lisesi’nde öğretmenlik görevine başladı. 1974’te Yozgat Merkez Lisesi, daha sonra Hatay-Dörtyol Lisesi’nde görev yaptı. 1982 Yılında babasının hastalığı nedeniyle görevini bırakıp çiftçiliğe başladı. Emekli olduktan sonra, tarım işçiliğine devam etmenin yanı sıra, çocukluğuyla başlayan edebiyat aşkıyla, şiirler ve hikayeler yazdı. Yazarlık serüvenini hala sürdürmektedir.

Birçok kitaba imza atan yazarın eserleri şöyle:

1-Öyküdür Umudun 1998 – Şiir

2-Taşköprü Güzeli 2010 – Şiir

3-Kızılcık kirazı 2011 – Şiir

4-Çardak Mendili 2011 – Şiir

5-Yafa Çiçeği 2012 – Öykü

6-Mor Dut 2013 – Öykü

7-İssos Parsı 2013 – Öykü

8-Yataksız Irmak 2014 – Şiir

9-Akdeniz Öyküleri 2017 – Öykü

10-Karabıyık Dede 2018 – Öykü

11-Leke 2018 – Şiir