RUH ADAM / Hüseyin Nihal Atsız

0
297

“Ram ol bana, ruhun yeni bir âleme götürsün…”

 

Hüseyin Nihal Atsız’ın eşsiz kitabından hareketle yazılmış bu yazıda size öyle bir hikâye anlatılacak ki okuduğunuzda size anlatılanların gerçekten bir masal mı yoksa yaşanmış bir hayat mı olduğuna karar veremeyeceksiniz…

Siz hiç binlerce yıl geçse de aynı acıyı çektiniz mi? Siz hiç cehennemin kapıları açılıp daha beter acılar çekmeniz için her bahar dünyaya geldiniz mi? Siz hiç aşk için şeytanla pazarlık yaptınız mı?

Ben yaptım. Ben kim miyim? Ben Yüzbaşı Burkay… Ben Tantıkut Mete’nin askeri Kayı… Ben size bir masal anlatacağım ki dinlediğinizde anlatacaklarımın hakikat mi, masal mı, yoksa yaşanmış bir hayat mı olduğuna karar veremeyeceksiniz…

Kimsenin bulunmadığı akşam saatlerini, yahut yağmurlu ve rüzgarlı havaları seçerek Çamlı Koru’ya gidiyorum. Bu sayede düşünmeye imkan buluyor, son üç sene içinde başımdan geçenleri değerlendiriyor, rahatlamaya çalışıyorum.

Üç yıl öncesine kadar ordunun iyi bir yüzbaşısıydım. Askerlik benim için bir meslek değil bir inançtı. Çünkü insanlar kumada edenlerle, kumanda edilenlerden ibaretti. Evet, krallık taraftarıydım, çünkü esas gaye harp sanatı idi ve krallık bunun için iyi bir gelişme ortamıydı. Nerden bilebilirdim ki bu düşüncelerim ve bunu açıklamakla gösterdiğim cesaret hayatımın mahvolmasına sebep olacaktı.

Çok rüzgarlı bir akşamdı. Ara sıra yağmur çiseliyordu. Tek başıma dolaşıyor, anlaşılmaz bir ateşle bağrımı serinletmeye çalışıyordum. Galiba yalnız değildim. Öyle olmadığını seziyordum. Bana seslenen biri vardı. Ses bana o kadar yakındı ki başımı çevirsem, sahibini göreceğim muhakkaktı. Böyle olmakla beraber garip bir duyguyla başımı çeviriyor, o sesi dinliyordum. Bu ses esrarlı, ruha işleyen bir kadın sesiydi:

Kalbim benim olsun diyorum, çünkü mukadder Cismin sana yetmez mi? Çabuk kalbini sök, ver! Yoktur öte alemde de kurtulmaya bir yer. Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın.

Evet, biliyordum… Bu sesi çok iyi biliyordum. Hatta işitmiş olduğum yeri de hatırlıyordum, ancak içimdeki garip bir duygu bu biliş ve hatırlayışın zamanı çok eski, inanılmayacak kadar eskiye götürüyordu:

“Ram ol bana, ruhun yeni bir âleme götürsün…” Yazmış kaderin: Aşkına ömrünce esrin! Aklınla, şuurunla, hayalinle bilirsin. Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın…

Daha sonra anlam veremediğim doğaüstü olaylar kendini göstermeye başladı. Güçlü askeri irademle bunları savuşturmaya çalışıyordum ki karım Ayşe’nin öğrencileriyle tanışmam, bu iradeyi yerle bir edecekti.

Kendime geldiğimde, Çamlı Koy’a inen yokuşta olduğumuzu fark ettim. Yanımda Güntül’ü vardı. Ayşe öğrencileriyle geriden geliyordu. O ara Güntülü’ye en sevdiğin şiiri okuyabilir misin? diye sordum. Bu isteğim.. Buna cevaben okunan şiir… Şiiri okuyan sesin o geceki sesle benzerliği…

Kız şiirin bana ait olduğunu iddia ediyordu. Ama öyle olamazdı, itiraz ettim. Hatırlamadığınıza göre, bin yıl önce yazmış olmalısınız” deyince, taşlar yerine oturuyordu. Bana iki bin yıl önce Mete’nin ordusunda bir atlı yazdırmıştı.


Kaynak: Baykuş Dergisi