Öykü mü yoksa roman mı zor? / Avrupa Gazetesi

Yazar: Editör     Tarih: 16 Ocak 2016 17:49     Kategori: Basında Biz, Editörden, Genel, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Makaleler

Öykü mü yoksa roman mı zor? / Avrupa Gazetesi 

 

Dursaliye Şahan

Yazdığımı öğrenenlerin ilk sorularından biri,  roman yazmak öykü yazmaktan daha mı zor?  Birazda şunu söylemek isterler: Roman yazamadığınız için mi öykü yazıyorsunuz?

Yazmaya ilkokul sıralarında başladım. Haliyle öykü ve masal denemeleriydi. Öğretmenlerimin yönlendirmesi de kuşkusuz etkendi.

Çok sonraları fark ettim ki en az okunan şiir kitaplarından sonra öykü kitapları gelir. Roman ise açık ara öndedir.

Yine de öykü ile devam etmemin nedeni biraz alışkanlık, biraz tekrarlardan, uzatmaktan, balon gibi şişirilmiş metinlerden hazzetmemek olabilir belki ama ben öyküye aşık bir öykücüyüm.

Şu da ayrı bir gerçektir. Yazacağınız öykü, masal ya da roman daha kağıdı kalemi elinize almadan kafanızda belirir. Yani demem o ki, “Oturup bir polisiye roman yazayım peynir ekmek gibi satılsın,” ya da “Öyle bir aşk hikayesi döktüreyim ki aşk üzerine yazılmış ne varsa ters yüz etsin. Dünya edebiyatına adımı altın harflerle yazsınlar,” planları yapamazsınız.

O karakter gelip karşınıza dikildiğinde hikaye, masal, öykü, roman çoktan bitmiştir. Geriye kalan katipliktir. Yazılacak ve bitecektir. İsteyen okur, istemeyen okumaz.

14 Şubat Dünya Öykü Gününde öyküyü romana karşı savunuyormuş durumuna düştüm ama şunu da söylememe izin verin. Hikaye şiire en yakın yazın sanatıdır. Bu bir. İkincisi az sayıdaki bazı yazarlar (mesela Mehmet Fuat) romanı sanattan saymazmış.

Açıkçası ben böyle düşünmüyorum. İyi yazılmış romanlara kutsal kitap muamelesi yaptığım yakınlarım tarafından bilinir.

Ancak küçücük bir öyküde derli toplu anlatılacak bir hikayenin yüzlerce sayfalık romana dönüşmesi, kitapçı raflarında yan yana dizilip illa okunması gereken harika bir eser gibi sunulması okuyucuyu nereye koyuyor bilemiyorum.

Günümüzde algı yönetiminin yolu öykülerden geçiyor. Dizilerden, filimlerden, reklamlardan, tarih kitaplarından tutun da öykünün girmediği hiç bir delik yokken öykü önemli değil denebilir mi?

Baklava çaldığı için hapse düşen çocuk nasıl yargılanıyor ki? Ona hırsızlığın suç olduğunu söylerken öbür taraftan büyüklerin yaptığı kasalara sığmayan hırsızlıklar nasıl örtülüyor ki? Bunlar için hep öyküler kullanılıyor.

Mesela din kitaplarından alıntı yapılıyor. Deniyor ki o çocuklara, “Seni mahkum ediyoruz, çünkü hırsızlığın büyüğü küçüğü olmaz.”

Çocuklar hikayelerle, masallarla büyüyor. Ama bir bakın o hikayeler masallar nasıl yazılmış?

Her insanın bir hikayesi var, doğduğu günden ölümüne kadar ilmek ilmek dokur. Kendi hikayesini dokurken hep o okuduğu, dinlediği hikayelerden masallardan ilham alır. Eğitim sistemindeki faşizan öğreti kuşaklar üzerinde tamiri güç yaralar açıyor. (Yanlış anlaşılmasın faşizan öğreti yeni başlamadı. Türküm Doğruyum Çalışkanım marşından da önce.)

Neyse 14 Şubat Dünya Öykü gününe küçük bir katkı olarak elimdeki şahane kitaptan bahsetmek istiyorum.

İshak Reyna’nın hazırladığı Öyküler Anlatsın kitabı Kelime Yayınlarından çıkmış. Elimdeki 3. Baskısı. İçinde tam 74 öykü var. Samipaşazâde Sezai ile başlıyor, Özlem N.Yılmaz ile bitiyor. 74 yazarın seçme eserleri de diyebilirsiniz. Söyleyebileceğim tek şey okumanızı öneriyorum.