Oya Tekin’den İntihal Yazısı Milliyet / Yazı Atölyesi

Yazar: Editör     Tarih: 23 Mart 2016 13:35     Kategori: Diziler, Duyuru, Edebiyat Haberleri, Editörden, Genel, İntihal Dosyası, Kitaplar, Kültür Sanat, Ne Var Ne Yok, Senaristler, Sinema, Yazarlar

Oya Tekin

Ata Demirer'i savunanlar Kopimizm dinine hizmet mi ediliyorlar?
27 Şubat '2012

11227396_954520954599304_3950684433338758610_n

Telif konusunu ne kadar önemsediğimi konuyla ilgili yazılarımı okuyanlar bilirler.

Berlin Kaplanı” senaryosuyla alakalı bir süredir devam eden tartışmaları da bu yüzden önemsiyor ve takip ediyorum.

Bu konuyla alakalı aslında daha önce bir yazı yazmayı düşünüyordum. Ancak konuyla alakalı bazı görüntülerden (tıklayın) tıklayın) haberdar olunca görüntülerin yayınlanmasını bekleyip öyle yazmak istedim.

Şimdi bu görüntüler yayınlandı.

Duruma bakılınca da Ferdi Tayfur‘un iddiaları doğrulanmış oluyor.

Açıkça bir televizyon kanalında yüz yüze bir görüşme yapıldığı doğrulanıyor, kısaca senaryonun konusuna kadar değinilerek ilan ediliyor çalındığı.

Bu görüntülerden sonra nasıl bir yol izlenir bilmiyorum, doğrusunu isterseniz başından beri bir acabam da vardı çünkü böyle bir iddianın hemen ardından Ferdi Tayfur’un mahkemeye gitmemesi beni düşündürmekteydi, hâlâ da neden gitmediğini anlamamaktayım. Gidip gitmeyeceğini, nasıl bir yol izleyeceğini merakla bekliyorum. Bu kadar net bir delilden sonra gitmemesi bana göre emek hırsızlarının ekmeğine yağ sürer. Tavrını, izleyeceği yolu zaman içinde bekleyip göreceğiz hep beraber.

Buraya kadar olanlardan çok, beni asıl ilgilendiren ve bir o kadar da endişelendiren bu tartışmalar olurken konuyla alakalı yazılıp çizilen yazılardı.

Öykünün kime ait olup olmadığının öneminden çok resmen çalmaya teşvik eden görüşlerin ortalıkta dolaşması, deneyimli kalemlerin konuya aman sendeci yaklaşımları beni çok rahatsız etti.

Örneğin Cengiz Semercioğlu’nun Ata Demirer– Ferdi Tayfur arasında geçen tartışmalara yönelik bir yazısı oldukça manidardı. Bir köşe yazarının hele de telif hakları konusu kendisini de bağlayan bir yazarın böylesine ucuz bir yazı yazması bana göre kabul edilir gibi değil.

Yazısında belirtikleri doğru olmakla beraber yerinde değil. Çünkü bir eserin benzerliği ile birebir yazılması ya da intihal olması farklı şeylerdir.

Yani konular aynı olabilir diyerek içinden çıkamayız eser hırsızlığının. Zira öyle olsaydı telif yasası diye bir şey olmazdı.

Evet, belirli konular vardır ve bu konular üzerinden farklı kişiler tarafından hikâyeler yazılabilinir bu tür bir benzerliğe çalıntı diyemeyiz elbette. Ancak konunun tamamı ya da ana hikâye üzerinde yapılan değişiklikle başkasına ait bir eser kendisininmiş gibi gösterilerek ardından da “ne var edebiyatta 20-30 konu var zaten benzerlik olması doğaldır” diyerek işin içinden çıkamayız. Çünkü bu benzerlik değil düpedüz hırsızlıktır. Sapla samanı karıştırmaktır.

Bugün Reşat Nuri Güntekin’in “Yaprak Dökümü” hikâyesine benzeyen birçok hikâye vardır. Baldız enişte konusu üzerinden giden ya da Cengiz Aytmatov’un “Kırmızı Eşarp”ından esinlenerek yapılan sevgi emek ister konusu üzerinden giden, Ahmet Ümitli’nin Komiser Nevzat’ı da hemen hemen her polisiye dizide kullanılmaktadır. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.

Ancak kimse Lale Devri, Unutulmaz, Yer Gök Aşk dizilerine ya da benzeri yapımlara kalkıp da Baldız -enişte ilişkisini işliyorsunuz diye “Yaprak Dökümü”nü çaldınız demiyor, “Bir çocuk sevdim” dizisine sevgi emektir mesajıyla işleniyor diye “Kırmızı Eşarp”ı çaldınız “Al Yazmalım”dan esinlendiniz demiyor, “Behzat Ç” dizisine “Yılan Hikâyesi”nin “Memoli”sine bir komiseri oynadığı için Komiser Nevzat’tan esinlendiniz demiyor, demedi.

Diğer yandan eserin sadece ana teması ve çekirdek karakterlerinin özellikleri korunarak yapılan diziler, filmlerde eserle birebir örtüşmemelerine rağmen eserin kendilerine ait olduklarını söylemiyorlar. Başka bir isimle görücüye çıkmıyorlar. Konu aynı ama biz kendi senaryomuzu yazdık demiyorlar.

Örneğin Yaprak Dökümü kitabın birebir aynısı olmadığı halde eser benimdir dememişti. Yine Aşkı Memnu eserin tamamıyla alakasızdı, Kırmızı Eşarp adı Al Yazmalım olarak değişse de gerek sinema da gerekse dizi de eser sahibinin adıyla sunulmuştu. Üstelik diziye aktarılan Al Yazmalım eserden farklı işlenmesine rağmen. Ahmet Ümit’in eseri Komiser Nevzat Kanun Nâmına olarak isim alsa da eserin kimin olduğu belirtilmişti.

Öte yandan Sıla dizisinin öyküsü için geçtiğimiz günlerde çalıntı olduğu yolunda çıkan haberleri hepimiz hatırlarız. Uzun süren mahkemeler sonunda öykünün gerçek sahibi olduğunu ispatlayan Dursaliye Şahan senaryo benim dememişti. Öykü benimdir demişti bunu da mahkeme ile kanıtlamıştı. Aynı Dursaliye Şahan kalkıp Mahsun Kırmızı Gül’e çocuk gelinler konusunu işliyorsun o benim işlediğim bir konu neden işledin diye mahkeme açmadı ya da iddia etmedi.

Sadece Gül Oğuz’a dava açtı Sıla’nın hikâyesi benimdir dedi. Çünkü konu başka bir şey hikâye başka şeydir.

Aynı şekilde Vedat Türkali’nin “Umutsuz Şafaklar” isimli bir senaryosu, bilinen adıyla”Fatmagül’ün Suçu Ne?” hikâyesi “Batsın bu dünya” olarak çekilince Vedat Türkali eserine sahip çıkarak dava açtı ama aynı konuyla alakalı yüzlerce film, dizi çekildi onlara dava açmadı. Örneğin İffet’e. Tecavüze uğrayan bir kadın aynı konu üzerinden işleniyor ama Türkali İffet’e dava açmadı. Üstelik şu an TV’de oynayan “Fatmagül’ün Suçu Ne?”nin senaryosunu Vedat Türkali yazmadığı halde Melek Gençoğlu ve Ece Yörenç tarafından yazılan senaryo Vedat Türkali’nin senaryosuyla birebir örtüşmediği halde, jenerikte eser sahibi Vedat Türkali olarak geçmektedir. Oysaki Vedat Türkali’nin böyle bir eseri hiçbir zaman olmamıştır, sadece Umutsuz Şafaklar adlı senaryosu vardır ve Süreyya Duru tarafından “Fatmagül’ün Suçu Ne?” olarak filme çekilmiştir. Çok sonraları Sebahat Altıparmakoğlu eseri öyküleştirmiş kitap olarak yayınlamıştır. Öyküleştirme neye göre yapılmıştır bilinmez ancak şu anki senaryo Türkali’ye ait olmamasına rağmen Melek Gençoğlu ve Ece Yörenç bizimdir demiyor. Her iki senaryo arasında farklılıklar olmasına rağmen üsteli. Kaldı ki deseler de haklılar çünkü şu anki senaryo onlarındır.

Özetle konunun kullanılması başka bir şeydir. Eseri kullanmak, bu benimdir demekse başka bir şey. Bu tarz düşüncelerde yazılar yazmak bana göre, özgün eser olma halinden bihaber olmak demektir. Ya da Kopimizm dininin savuculuğunu yapmak demektir.

İş bu kadar basit olsaydı yukarıda verdiğim örneklerde o kadar telif hakkını ödemez benim der, işin içinden çıkarlardı.

Yani meseleyi Ata Demirer’in bir boksörü oynamasına indirgeyerek Ata’dan önce “Rocky” de dâhil olmak üzere kaç filmde izledik bu sahneyi bu yüzden senaryo çalındı denemez, diyerek işin içinden çıkamayız.

Ya da özellikle popüler olan ve gişe başarısı yakalayan filmlerin yönetmen ve senaristleri        sıkça “çalıntı” suçlamasıyla karşı karşıya kalır tezini ortaya atarak habercilik adına gazete manşetlerini süsleyemeyiz.

Bu haberi yapanlar özelikle Mahsun Kırmızıgül‘ü örnek vererek “Mahsun o kadar gişe yapmasaydı kimse dava açmaz, benimdi, demezdi” demeye getirerek telif meselesini ucuzlatamazlar.

Mahsun’un “Güneşi Gördüm” filminden bahsediyorum. “Çalınan Hayatlar – Mülteci” isimli romanın yazarı Ayhan Özcimbit, “Güneşi Gördüm”ün senaryosunun kitabından alınmış olabileceğini öne sürerek tespit davası açmış. Kolajlanarak birkaç eserden alındığı iddia edilen bu filmle ilgili dava devam ediyor. Kaldı ki Mahsun’un ilk günlerine şahitlik eden biri olarak ve filmlerindeki kargaşayı, birkaç konunun aynı anda işlenmesini göz önüne alarak böyle bir şey yapmış olma ihtimaline inanıyorum yine de dava bitmeden suçlu olduğunu söyleyemeyiz ama öte yandan gişe rekoru kırdığı için Ayhan Özcimbit bu davayı açmıştır da diyemeyiz.

Neden tersini düşünmüyoruz ünlerine ün katmak için, kendilerinde bu potansiyel olmadığı için, kişisel gelişim dini yüzünden içlerinde ki öküze dur diyemedikleri için çalıyor olamazlar mı? Neden bu açıdan bakmıyorsunuz?

Gişesi çok olduğu için dava açmıştır diyenler bu tür davaların ne kadar masraflı olduğundan ve sürecin ne kadar uzun olduğundan bihaberler sanırım. Ya da bizim de bir fikrimiz var demek istiyorlar kim bilir!

Doğruyu isterseniz telif haklarını bu kadar küçümseyen, emek hırsızlığı konusunda fütursuz yazılar yazarak emek hırsızlarına destek verenlerin amacının Kopimizmi yaymak olduğu, bu dininin Türkiye temsilcisi olabilecekleri geliyor aklıma son zamanlarda böyle yazıların artması ben de bu şüpheyi güçlendiriyor.

O da ne demeğin. Böyle bir din var. Kopimism (Copymeism olarak yazılıyor) Türkçede “beni kopyala” anlamına geliyor. Kilisenin sembolü ise oldukça basit: Control-C ve Control-V. Kopimistlerin inancına göre, bilgiyi kopyalamak ve paylaşmak etik olarak doğru ve bilgelik asla saklı kalmamalı. İçeriğin yeniden düzenlenmesi (remix) de bu din de farklı bir ‘ruh’ inancıyla tanımlanıyor.

Dinde, Kopimist inancını anlatan ve diğerlerine Kopimistlerin yolundan gitmesi için telkinlerde bulunan Oparnas denilen rahipler de bulunuyor. Kilisenin şu anda 3 binden fazla resmi üyesi, inananı bulunuyor. Son altı ayda üye sayısı yüzde 200 artış göstermiş.

Felsefe öğrencisi Isak Gerson’un 2010 yılında kurduğu Kopimism Kilisesi, resmi makamlara yaptığı başvuru sonucunda inanış sistemi olarak resmen kabul edilmiş. Yani İsveç resmi makamları dosya paylaşımını “din” olarak tanımış durumda. Türkiye’de de bu kiliseye ve dine bağlı insanlar mevcut.

İşte bu yüzden telife karşı olanların, bu dinin savunucularını destekleyen içerikte yazılar yazanların da bu dinine mensup olabileceklerinden şüpheleniyorum. Aynı durumla kendileri karşılaşsa idiler acaba o zaman gişe ya da konu diyebilecekler miydi işte bunu merak ediyorum.

Emek hırsızlığının önü kesilir mi zamanla bilemem ama Kopimistlerin sayısı her geçen gün artmakta Türkiye’de bunun için en uygun yerlerden biri. Zira telif yasası yurt dışındaki kadar keskin değil ve hırsızlık yapmayı bizim ülkemiz insanı ezelden beri seviyor. Bu yüzden sıkça ünlülerin bu vukuatlarını duymaya devam edeceğiz diye düşünüyorum. O yüzden hırsızların değil, hırsızlara karşı olanların yanında olmalıyız. Aksi takdirde bir gün siz de mağdur olursunuz.

Not: Burada yazılan tüm yazılarım elektronik imza ve zaman damgası güvencesi altında yasal hakları korunmaktadır. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilmeksizin kullanılamaz.

Önerilerine EkleBeğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Yorumlar (1)
 

Merhaba Oya Hanım; “…Ülkemiz insanı ezelden beri seviyor” Konuyu özetleyen bir cümle…Benim düşüncelerim de aynı yönde; küçük bir ilave: Ülkemiz insanı kafasız aptal değil fakat çok rahat hazıra konmayı da çok seviyor. Üstelik bunu marifet sanıyor. Tehlike burada yatıyor. Kopyacılığı: Hırsızlığın bir “dalı” olarak görebilse…Eminim çok utanır; düştüğü durumun farkında olmayanlar; kendi kurnazlıklarınla gurur duyanların sayısı gittikçe çoğalıyor ve suçtan sayılmıyor. Bunun önüne (ancak okkalı para cezalarıyla) geçilebilir. Kanun düzenleyenlerin işi ciddiye almadıkları gün gibi aşikar. Bu işte “Sigara yasağı” kadar ciddiye alınsa no problem. Telif hakları konusunda AB nin baskısı yok(gibi)çünkü fikir hırsızlığı toplumları zayıflattığı gibi fakirleştirir ve diğer toplumların isteklerine boyun eğmek zorunda bırakır. Boyun eğenleri sömürmek çok daha kolaydır. Elinize sağlık selamlar saygılar.

Alev Meisel 

 27.02.2012 14:01

Cevap :
Merhaba Alev Hanım yazıyı yazarken aklımdan geçtiniz. Sizin ilhaminiz bu dini duyunca ne düşünür diye merak ettim açıkçası. Zaten telif konusunda oldukça sıkıntılıydık bir de bu dinin mensupları çıktı karşımıza halimiz hepten harap. Biz bir grup olarak telif yasasının daha sağlam işlemesi için bir çalışma içindeyiz ama ne kadar yol alabiliriz bilmiyorum mecliste bir çalışma var dediğim gibi ne olur bunu zaman gösterir. Katkınız için teşekkürler. Benden de selamlar, sevgiler…  27.02.2012 15:57

Kaynak: Oya Tekin Milliyet Blog – http://blog.milliyet.com.tr/yenibirhayat