Oktay Güzeloğlu ile Söyleşiler / Nuri Kaymaz

0
275

Elli kilo olan bir kadının üzerinden, kaç kişi para kazanıyor?

 


Nuri Kaymaz: Oktay kardeş senin yazılarını ilk okuduğumda tinerciler, sokak kadını ve adamları, ibneler, travestiler, puştlar pezevenkler… Söyler misin, bu insanlarla nasıl bağ kurabildin? Çünkü biz onları gördüğümüz yerde yolumuzu değiştiririz. Onların renkli dünyasına nasıl girebiliyorsun?

Oktay Güzeloğlu: Nuri kardeşim ne güzel konuştunuz. Özür dileyerek söylüyorum, ama biraz saçmaladınız. Bir sistemde insanları aşağılamanın belirli kesimler tarafından kullanılan sözcüklerdir: renkli dünyalar…

Dikkat edersen bahsettiğim hayatlar renkli değil; özünde kapkaradır aslında! Eğer en altta çalışan fuhuştaki travestilerden bahsediyorsan, onlar zaten toplum dışına atılmış hiçbir iş güç verilmeyen, fuhuştan başka bir tercih bırakılmayan kişilerdir. Öyle değil mi Nuriciğim.

 Nuri Kaymaz: haklısın bu yönünü düşünmemiştim. Olaya bu yönüyle bakmamıştım. Evet, birini hatırlıyorum. Bir ara tekstilde çalışan bir eşcinsel vardı. Eşcinsel olduğu için onun işine son verdiklerine şahit oldum;.

Oktay Güzeloğlu: Nuri kardeşim bak, sende söylüyorsun. İşten güçten atılanların durumu genel olarak böyle.

Biliyor musun, bir ara bu travesti arkadaşlar kendilerini seks işçileri olarak tanımlayıp, (hala da öyle tanımlıyorlar) ‘Gacı’ isminde bir dergi çıkarmışlardı. Bu Gacı dergisinde, çektikleri sıkıntıları, fuhuş sırasında ne çok belalarla karşılaştıklarını, kısacası sorunlarını anlatıyorlardı.

Nuri Kaymaz: Yok sadece senin yazılarında okumuştum.

Oktay Güzeloğlu: Neyse Nuriciğim, geçelim burayı, çünkü bu sorunlar kısaca anlatmakla olmaz. Benim çok tanıdığım var içlerinde. Onların sorunları fazla, bizi aşıyor. Devlet sorunu bunlar.

Nuri Kaymaz: Oktay kardeş, ben Hayat kadını ve erkeğin yaşamlarını merak ediyorum. Sen bunlarla da sıkça konuştun. Ruhsal açıdan durumları, yaptıkları işe bakış açıları nasıldır? İşlerinden memnun olan, bu işi isteyerek yapan var mı?

Oktay Güzeloğlu: Nuri bey kardeşim, günde tanımadığı 40-50 kişiyle yatıp kalkan, hamalı, cemali, kemali, salyasıyla, sümüğüyle üstünde gören bir kadının ne kadar mutlu olabileceğini, nasıl güler yüzlü olacağını, ne kadar iyimser olacağını sana bırakıyorum; düşün ve sen cevapla!

Nuri Kaymaz: Oktay kardeşim, senin bu soruna cevap vermek kolay değil elbet. Eskiden hep duyardık. Fakat İstanbul’a artist olmaya gelen, daha sonra pavyona düşen, yada birileri tarafından kandırılıp fuhuşa sürüklenen kadınlar var mı hala? Gerçek hala böyle midir Oktay kardeş?

Oktay Güzeloğlu: Çok güzel bir şey sordun Nuriciğim. Bu dediklerin doğru, ama bunların asıl sebebi ne, biliyor musun sevgili Nuri? Hani bir espri var, “eğitim şart” diyorlar ya; bunun esprisini kaldırırsak, cidden eğitim şart!

Yazık ki bu kadınların çoğunun okuması yazması yoktur. Çünkü kandırılan, pavyonlara ve sokaklara düşürülen, üzerlerinden kene gibi yapışıp geçinen puştu, pezevengi, pavyoncusu, şerefsizi, o kadar çok ki anlatamam. Bunların çoğu bir parça et koparmak adına, (bu et koparmayı şunun için kullanıyorum; bir kadını 50 kilo düşünelim, her bir insanın bir parça et koparması kadını yok eder)!

Nuri Kaymaz: Oktaycım, can acıtıcı bir şey bu.

 Oktay Güzeloğlu: Bir de madalyonun görülmeyen yüzü var. Düşünebiliyor musun, elli kilo olan bir kadının üzerinden kaç kişi para kazanıyor?

Ama bak Nuriciğim, bu gün şu Tarlabaşı, Beyoğlu’nun alt ve ara sokaklardaki gariban orospu kadınların eti kaç para biliyor musun? Orta yaşa gelmiş kadının 7,5- 10 lira orta yaşa yakınların fiyatı 20 lira, daha gençlerin, yani yeni düşenlerin, yirmi yaşlarındakilerin 30 lira… maalesef durum bu… Anamız, bacımız, kız kardeşimiz dediğimiz kadın, bu sistemin çarkları arasında öğütülüp gitmektedir.

Nuri Kaymaz: Haklısın. Kadın özünde, masumdur; onları bu yola itenler utansın!

Oktay Güzeloğlu: Bu durumda kadın budan nasıl memnun olabilir? Nasıl isteyerek bu işi yapabilir? Hayattan nasıl memnuniyet duyabilir? Bazı dayaklardan bezen kadınlar bu şartlarda onlardan güleryüz beklenebilir mi? Hadi, var işine git! Güler yüzmüş! Kendini, güleryüzünü, ruhunu kaybetmiş bir kadın sana ne verebilir? Bir de bazı O’… çocukları onun insan olduğunu unutarak, “ne nalet kadın” derler. Bir de çoğunun bedeninde, yüreğinde bıçak yarası vardır! Düşünsene, dostu varsa bıçak yarasından kim kurtaracak? Kadını sözde korur, ama bazen de bıçak sıyırtır, faça alır. Ya dostu postu yoksa? Sahipsizse. Çoğu zaman bir köşe başında öldürülür!

Nuri bunların çoğunu ben kendi hayatımda gördüm; yazılarımda vardır bilirsin. Vurulmuş ne çok kadın götürdüm bilsen! İlk yardım hastanesine gece yarıları götürdüğüm çok oldu. Bir de şerefsiz şoförler vardır. (Hepsi için söylemiyorum). O yaralı kadınları arabaları kirlenir diye almazlar. Zorla aldırdıklarım vardır. O koltuklara akan kanlar… Kirlenen koltukların paralarını ödediğim çok oldu.

Nuri Kaymaz: dram içinde dram…

Oktay Güzeloğlu: Buraları geçelim Nuri, kimse isteyerek yapmaz. Bunların temeli devlet sistemidir. Fuhuş, Ahlaksızlıktır! Sistem ve devlet sorunudur.  Birbirilerine zincirleme bağlıdır hepsi.

Nuri Kaymaz: Oktay Kardeş ben hep yazılarında da konuşmalarımızda da şunu merak etmişimdir. Nerden çıktı bu insanlarla konuşmak, bunları yazmak? ‘Sokak mobilyaları’nda ‘ölümün rütbesi yoktur’ kitabında; ‘Beyoğlu’nda garibanın otopsisi yapılmaz!” Nerden çıktı bunlar?

Oktay Güzeloğlu: şimdi Nuri kardeşim, 12 eylül darbesini yedikten sonra ben işsiz kalmıştım.

Nuri Kaymaz: Daha önce ne iş yapıyordun?

Oktay Güzeloğlu:Tiyatrocuydum,ucuz bir çatı katında oturuyordum. Yüzlerce fare ile beraberdik! Kendimi hayvanat bahçesinde yatıyor farz ediyordum. O aralar benim iki yakın arkadaşım vardı. Biri sokak şairiydi. Biride Sami Abi vardı. Bunlar sapına kadar sokak adamıydılar. Kitaplarımda vardır. Ayrıca yakında çıkacak olan AKTÖR isimli son romanımda bu arkadaşlarımızı çok daha uzun anlatıyorum. Birlikteliklerimizi… o dönemleri… Ayrıca o zamanlar evime giren çıkan bir sürü sokak kadını, sokak adamı vardı. İki göze odalı evde, çatı katımda ya yatıyorlardı. Çok zaman içmeye geliyorlardı. Hep beraber içiyorduk. Ne bulursak içiyorduk. Böylece çok insan tanımıştım. Kendi çevremden tamamen uzaklaşmış, sokaktaki insanla özdeş olmuştum.

Bir gün yalnız başıma otururken ben bir şeyler yapmam lazım diye düşündüm. Birden bire beynimde şimşek çaktı! tamam…! Ne yazacağımı, ne yapacağımı buldum dedim ve …

Nuri Kaymaz: Oktay kardeşim bu güzel söyleşi için teşekkür ederim. Şimdilik hoşça kal. Sağlık ve esen kal, güzel insan Güzeloğlu.

Oktay Güzeloğlu: ben teşekkür ederim Nuri kardeşim. Güzel temenniler hepimizin olsun.