Öksüz Oğlak / Mustafa Söylemez

0
263

‘’Erkek oğlak başka dişi keçileri emer, aç kalmaz.”

 Orta yaşı aşmışlardı. Mersin’den Antalya’ya gidiyorlardı. Anamur yakınlarında en güzel otelde kalmışlardı. Sonradan görmeler gibi yemek yerken, otel kapısında otelin tapusunu henüz almış gibi fotoğraflar çektirmişlerdi. Bunları anında sosyal medyada paylaşılıyordu. İki kafadar dinlemişler, güzel bir uyku uyumuşlardı. Şimdi yolun en çetin kısımlarından geçmekteydiler. Bin metre rakımı aşmışlardı. Kanyonlar aşılıyor, köprüler geçiliyordu. Yolun en yüksek denilebilecek bir mahallinde soldaki bir kahvede çay içmek için durdular.

     Oldukça basit, derme çatma kulübemsi çay ocağında dört masa ve sandalyeler vardı. Daha genç olan (arabayı süren) kahramanımız;
‘’Burada çay satıyor musunuz?’’ Diye sordu.  Kadın, kadından çok erkek tavırlarında tatlı sert bir köylü kadındı. İnsandan ve müşteriden çok iyi anladığı hemen anlaşıldı.
‘‘Çay da satılır mı? Buyurun oturun ikram ederiz. Oturun dinlenin.’’ Biraz yaşlıca olan takım giyinmiş adam, dağdan yamaca kadar inen ormanlık alanı hayranlıkla izlemeye başladı. Uzaktan yanık bir oğlak sesi geliyordu.
‘’Tüh! Bu oğlak hem öksüz hem de ikiz eşi. Dişi bir oğlak.’’ Kahveci kadın yaklaşmış dikkatle dinliyordu. Şaşırmıştı.
Bu sırada kahve önüne bu kez sol tarafa bir pikap yaklaştı ve durdu. İki kişide o araçtan indiler. Onlar biraz gençti. Buraya önceden de geldikleri tavırlarından anlaşılıyordu. Bir muz pazarlığı başladı. Nisan ayının son günleriydi. Muzlar oldukça yeşildi. Bir şekilde azıcık sarartılmıştı.
‘’Biz her zaman geliyoruz; Bu muz altı liraya pahalı değil mi? Biraz ikram et.’’ dediler. Kadın çok pişkin ve tecrübeliydi.
‘’Buraya akıllısı gelmez. İki tane geldi, bir de siz. Alacağınız iki kilo muz ister alın ister almayın.’’
‘’Çok alsak da ikram etmez misin abla?’’
‘’Hepsini alsanız da ikram etmem. Boş mu oturacağım burada. Benim muzumun hepsi bu. Alacaksanız fiyatı da budur işte, muzların.  Alsanız ne olacak, almasanız ne olacak? Şu adamlarda indirim istediler sonunda dediğim fiyattan aldılar. Onlara karşı ayıp olur. Siz mi delisiniz, onlar mı deli onu düşünüyorum.’’

       Adamlar önceki gelen kişilerle konuşmaya başladılar. Onlar kendi aralarında kavga eder gibi konuşuyorlardı. Yeni gelen genç şoför;
‘’Nerelisiniz ağabey bizim oranın adamına benziyor konuşmanız.’’
‘’Biz Kozanlıyız tatile çıktık ya siz.’’
‘’Biz de Maraşlıyız. Sebzecilik yapıyoruz. Her zaman buradan çay içeriz geçerken.’’ Takım elbiseli adam hiç orada değilmiş gibi kalktı. Uzakların birkaç fotosunu çekti. Oğlak yeniden melemeye başladı.
‘’Bu oğlağın annesi iki ay önce aniden ölmüş. Çobanı da yok.  Sahibi çok vurdumduymaz ve asabi bir kadın, üstelik çok da şişman birisidir.’’ Azıcık ondan genç olan şoför yol arkadaşı kızmış gibiydi.
‘’Dağın başında da yalan söylemeyi bırakmayacak mısın? Ne biliyorsun meleyenini dişi oğlak olduğunu belki de kuzudur, erkektir. Hepsini anladıkta sahibinin vurdumduymaz şişman bir kadın olduğunu sana kim söyledi.’’ Söylenerek çay paralarını vermeye gitti. Mekân sahibi kadın;
‘’Hayırdır kime sinirlendin. Bana kızdıysan söyle çay parası almam. Olur biter. Aslında çay parasını şu milletvekili giyimli adamın vermesi lazımdır.’’ Adam bunları duyunca koştu kadına parayı uzattı. Şoför güldü.
‘’Ben bu adama kızıyorum. Nasıl biliyor oğlağın dişi olduğunu, annesinin öldüğünü, sahibinin şişman bir kadın olduğunu?’’
‘’Şimdi sahibi şuradan sürüyü yaymaya götürecek, kendinse sor oğlak kaç aylıkmış, erkek mi dişi mi?’’ Üç adamda birer file muz aldılar. Milletvekili giyimli adama neden almadığını sordular. ‘’Boş ver!’’ der gibi ellerini salladı.
‘’Madem çayı beğendiniz, birer çay daha vereyim size.’’dedi. Artık dört kişilik bir Çukurovalı ekip olmuşlardı. Sohbet neşeli devam ediyordu. İçlerinden birisi sadece ‘’Hayırlı olsun’’ diyordu.

        Tüm sorulara verdiği yanıt buydu. Belki de diğer üç kişiyi ciddiye almıyordu. Yarım saate yakın bir zaman sonra Pikabın önünde on kadar keçi ve oğlak koşarak yayılmaya gidiyorlardı. En sonunda da çok şişman bir kadın elinde sopa ilerliyordu.
‘’İşte oğlağın sahibi bu kadındır. Rahmetli kardeşimin hanımı oluyor kendisi. Kardeşim altı yıl önce öldü. Bu keçilere iki de ineğe bakıyor üç çocuk okutuyor.’’

         Herkes şaşkındı.
Milletvekili giyimli takım elbiseli adama şaşkın bakıyorlardı. Çaycı kadında geldi oturdu masaya ilk soru ondan geldi.
‘’Nasıl bildin oğlağın dişi olduğunu?’’
‘’Erkek oğlak başka dişi keçileri emer, aç kalmaz. Sahibi onu bu işe alıştırır. Erkek oğlak kolaylıkla meleyecek kadar aç bırakılmaz. O yüzden dişi olduğu kesindir.’’
‘’Sahibinin şişman ve vurdumduymaz olduğunu nasıl bildin?’’
‘’Kadın keçileri sağarken oğlak süt kokusunu duyup üzülüyordu. Ardından kadın inekleri sağdı ve biberonla oğlağa süt verdi. Oğlak doydu ama dişi keçi sütünün farklı tadını öğrenmişti. O tadı istemekteydi. Çoban erkek olsaydı dişi oğlağa mutlaka keçi sütü verir, onu meletmezdi.’’

        En zor soru yol arkadaşından geldi.
‘’Peki, oğlağın annesinin birdenbire ölümünü nasıl keşfettin?’’
‘’Bu en zor soru. Eğer annesi yavaş bir ölümle ölseydi. Oğlak sütsüzlüğe alışırdı. Tatlı bir dişi oğlak sesi kazanana kadar oğlak emmiş, aniden annesini kaybetmiş. İnek sütüne tepkisini hiç azaltmamış.
Bu sorular ve sohbet devam ederken keçilerin sahibi şişman kadın sürüyü makiliklere terk etmiş ve evine dönüyordu.

        Çaycı kadın onu durdurdu.
‘’Gel sana bedava bir çay var. Burada seni ve oğlağını görmeden bilen bir kişi var.’’ Geldi oturdu. Kıyıdaki sedire oturdu. Sedir çatırdadı.
‘’Kimmiş beni, oğlağımı bilen?’’
‘’Şu dört kişiden birisi, bil bakalım hangisi?’’
‘’Ne bileceklermiş, ben bunları hiç görmedim.’’
‘’Şu takım elbiseli senin oğlağının dişi olduğunu ve senin çok şişman olduğunu bildi.’’
‘’Bilemez anam sen anlatmışsındır.’’

        Takım elbiselinin yol arkadaşı kızdı.
‘’Bacım bir sen mi yalan söylemezsin. Biz dört kişi dinledik adam hepsini bildi.’’
‘’Bu adam muhallebi çocuğuna benziyor. Keçi kim, çobanlık kim? Bu adamdan başkaları biraz köylüye benziyor ama bu adam şehirli. Benim keçiye şu pikaba benzer bir pikap çarpmıştı. Kestik, o günden beri bu dişi oğlak meler.’’ Ayağa kalktı.
‘’Şimdi şu sopayla senin elbiseni parça parça ederim. Söyle bakalım ben ne zaman öleceğim?’’
‘’Bu çaycı teyzen öldükten sonra, bir yıl içinde öleceksin.’’ Çaycı demek ben ölene kadar bunu çilesini mi çekeceğim. Buna üzüldüm işte.’’

          Sohbet yeni müşteriler gelince tadında bırakıldı. Döndüklerinde yeniden çay içmek sözü vererek ayrıldılar. İki araç yollarına devam etti.
Hiç konuşmuyorlardı. Üç dönemeç geçtikten sonra arkadaşı takım elbiseli adama sordu.
‘’Kadının ölüm tarihini nasıl bildin ağabey?’’
‘’Ben bilmedim, o bildiğimi sandı, siz de öyle sandınız. Bir yıl içinde öleceğini söyledim. Kim bir yıl içinde ölmeyecek ki?’’

Mustafa Söylemez