Nietzsche’den varoluşun yaşam felsefesi üzerine

0
295
 nietzscheden-varolusun-yasam-felsefesi-uzerine-yazi-atolyesi-4Friedrich Nietzsche (15 Ekim, 1844 – 25 Ağustos, 1900) insanın kendisini bulmasıyla ilgili yazdığı yazısında böyle der. Fakat bu köprüyü inşa etmek, özel bir arzu, kişinin kendi kurtuluşuna erebilmesini sağlayacak bir güç gerektirir. Nietzsche, İnsanca, Pek İnsanca (1879) adlı 1879 başyapıtında, bu arzu ve gücü keşfetmeye çalışır. Nietzsche, özgür ruh düşüncesine adadığı bu eserini “cesaret kırıcı-cesaretlendirici bir çalışma” olarak tanımlar
 
Bir yüzyıl kadar önce, modern psikologlar insan doğası hakkındaki inanışların insan doğasını nasıl şekillendirdiğini çözmeyi başardılar. Nietzsche şöyle yazar:
 
Bu “özgür ruhlar”, gerçekte yoktur ve hiç var olmamışlardır. Fakat ben, daha önce de belirttiğim üzere, bazı iyi şeylerin benim kötü özelliklerimle karışması için (hastalık, yalnızlık, yabancılık, yetersizlik, kaygısızlık) bu ruhlara ihtiyaç duydum. Bir insan konuşmaya ve gülmeye heves ediyorsa, bu ruhlarla konuşup gülüşebilir. Bu ruhlar sıkmaya başladığında ise onları iblise havale edebilir. Ve onların yavaş yavaş yaklaştığını görmeye başladım. Kat ettikleri yolları ve gelişmelerinde etkisi olan şeyleri önceden tasvir ettiğimde, acaba gelmelerini kolaylaştırmak için biraz bir şeyler yapmış mı oluyorum?
 
Nietzsche, bu ruhların nasıl doğduğunu şöyle açıklıyor:
nietzscheden-varolusun-yasam-felsefesi-uzerine-yazi-atolyesi-2
 “Özgür ruh” un olgunluğuna ve bütünlüğüne erişebilen bir ruhun son ve kesinkes durumuna ulaşması, bir kurtuluş, zincirleri koparma şeklinde gerçekleşir. Ve bu durumun öncesinde, olduğu yere sımsıkı bir şekilde ve sonsuza dek zincirlenmiş gibi görünür. Büyük kurtuluş, bu gibi mahkûmlara bir deprem gibi aniden gelir; genç ruh aniden bir sallantı geçirir, parçalanır ve dağılır. Gerçekleşen olayı anlamlandıramaz. Bilinçsizce gerçekleşen ani bir istek, emrin üstünlüğü ile onlara hükmeder; devam etmek için bir istek, bir arzu ortaya çıkar… Bir volkan gibi isyankâr ve inatçı bir şekilde uzaklara gitmeyi arzular.
(photo credit: Thinkstock)

İllüstrasyon: Joo Hee Yoon Fakat Nietzsche’nin dikkat edilmesini belirttiği bir nokta var; var olmanın gerçekleştiği bu süreç, mücadele ve zorluklarla doludu. Nietzsche’ye göre yaşamı gerçekleştirebilmek için önemli olan şeylerdir bunlar. Nietzsche, bu bozulmaların rahatsız edici, fakat gerekli olduğunu söylüyor. Bu bozulmalar, özgür ruhun ortaya çıkışına zemin hazırlıyor, yapıcı ve yıkıcı başkaldırmanın ince çizgisini oluşturuyor:

 
Acı veren ve hastalıklı şeyler büyük kurtuluşun geçmişinde kalmıştır. Ve bu aynı zamanda bir dert, insanı yok edebilir de. Gücün ve kendini bulma arzusunun ortaya çıktığı ilk an, kendine değer biçme, özgür irade arzusu… Özgür kalmış kişi, etrafta oradan oraya dolaşır tatminsiz bir özlem ile. Ve karşılaştığı nesneler her ne ise, bu kişinin gururunun tehlikeli bekleyişinden payını almalıdır; kendisini çeken her şeyi parçalara ayırır. Alaylı bir gülüş ile birlikte, saygı dolu bir korku içerisinde kendi içine kapanmış veya korunan her şeyi ortaya çıkartır; ortaya çıktıklarında bu şeylerin nasıl göründüklerini anlamış olur.
 
Bu gerçek özgür ruhun yaradılışı, Nietzsche’ye göre, Budizm’deki tüm arzulardan sakınma öğretisine bağlı kalan bir zihin gerektirir. Nietzsche şöyle diyor:
 
Böyle bir yazgısı olan kişi, kendi özel güneşiyle ısınmaktadır, kuş gibi özgür olduğunu hissederek, kuşun gözlerine sahip olarak, kuş gibi durdurulamaz, merakın ve ince bir küçümsemenin birleşiminde bulunan yabancı bir şey gibi… “Özgür bir ruh”; bu ferahlatıcı kelime her ruh halinde güzeldir, kişinin neredeyse ışıldamasını sağlar. İnsan, artık sevgi ve nefretin zincirlerinden kurtulmuş vaziyette, evet veya hayır olmaksızın, burada ya da orada fark etmeksizin, en çok kaçarak, sakınarak, ne ilerleyip ne de geri çekilip, aranıp durarak yaşar.
Nietzsche, özgür ruhun yolculuğunu daha da açıyor:
İyileşmede bir sonraki adım: Ve özgür ruh tekrardan yaşama döner, tabi yavaşça, neredeyse inatla, şüpheyle. Yine bir sıcaklık, bir yumuşaklık vardır: hissetmek, aynı hisleri paylaşmak daha da derinlik kazanır; rüzgâr kişinin etrafında esip durur. Neredeyse hissediyordur ki, sanki şu anda ilk defa, gözleri yakınındaki şeyleri görmeye başlamıştır. Şaşkınlık halindedir, öyle sessizce oturur. Şimdiye kadar nerelerdeydi? Etrafındaki şeyler ne kadar da değişmiş görünüyordu. Minnetle bakar arkasına; yolculuğuna, kendini sürgün edişine ve ciddiyetine, uzaklara bakışları ve tepelerdeki uçuşlarına… Artık ilk defa kendini gerçekten görür ve bu süreç içerisinde onu neyin şaşırttığını da. Şimdiye kadar geçirdiği acı veren titremeler! Yorgunluğundan, tekrar tekrar yaşadığı hastalığından aldığı haz! Acı çekmek, öylece durmak, sabretmeyi öğrenmek, güneşin altında olmak… Ne kadar da memnun olur bunlardan! Kışın hafifliğini, duvarın arkasına düşen gün ışığını kim onun kadar sever? Dünyadaki en minnettar varlıklardır onlar, ayrıca en mütevazılarıdır. Kertenkele gibi iyileşen, yaşama geri dönen bu varlıklar; aralarında bazıları vardır ki günün son ışıklarına kadar şükrederler… Tüm kötümserliklerin esas tedavisidir bu (Mefkureci ve şarlatanların yozlaşmasına neden olan şey). Özgür ruhlar gibi hasta olmak, bir süre öyle kalmak ve daha sonra yavaş yavaş sağlığa kavuşmak, yani daha sağlıklı olmak. Bilgeliktir bu, dünyevi bilgelik; kişinin, kendi kendini uzun bir süre boyunca küçük dozlar ile sağlığına kavuşturması.
 
Kişi, kendisinin efendisi olmalı, kendi yasalarını kendisi koymalıdır. Önceden bu yasalar onun efendisiydi, fakat artık bu yasalar başka birer araç olmaktan öteye gitmemelidir. Kendi sesinin gücünü ele geçirmeli, bunu kendi elinde ve daha yüksek hedefleri için kullanmayı öğrenmelidir. Her Evet ve Hayır’daki kaçınılmaz hatanın farkına varmalıdır, yaşamın bir parçasıdır hata. Yaşam, yanlış yaparak ve bir görüş kazanarak iyi bir hale gelir. Her şeyden önemlisi, hatanın en çok nerede olduğunu kendi gözleriyle görmesidir: yaşamın en küçük, en dar, en acımasız, en az gelişmiş olduğu yerde ve kendini bir amaç, bir niyet olarak görmekten yine de kendini alamaz…. En yüksek, en büyük ve en zengin olanı parçalara ayırır, daha sonra bunları kendi esenliği için gerekli olan sorunun biçimine sokar.
 
Yazar: Maria Popova
Çevirmen: Burak Avcı
Kaynak: Brain Pickings