Newroz | Mazhar Özsaruhan

0
164

“Dilbiliminde Newroz, iki kelimenin birleşmesinden oluşur. Kurmanci lehçesinde New “yeni”; Roz ise “gün” anlamındadır. Yeni gün demektir.”

 

Newroz, Kürtler, Afganlar, Farslar kendilerine göre efsaneleştirmişlerdir. Bununla birlikte bazı figürler tüm efsanelerde ortaktır. Örneğin ateşin yakılması, baharın müjdecisi olması gibi.

Newroz Kürt tarihi açısından yalnız bahar ve şenlik olarak değil aynı zamanda bir direnişin zafere kavuştuğu günün de kutlamasıdır.

Efsaneye göre M.Ö. 612 yılında Dehak adında zalim bir Asur kralı varmış. Rivayete göre yakalandığı hastalık veya omuzlarında çıkan iki yılan için her gün iki çocuğun beynini istermiş. Bu katliam yıllarca sürmüş. Ta ki Demirci Kawa 7 çocuğunu verinceye kadar… En küçük oğlunu Dehak’a teslim etmesi sırasında çekiciyle Dehak’ın beynini patlatmış. Sonra kalenin duvarlarında ateş yakarak halka Zalim Dehak’tan kurtuluşu müjdelemiş. İşte 2630 yıllık geçmişi bulunan Newroz (yenigün) destanı, o günden bugüne her 21 Mart’ta Kürtler ve Ortadoğu halkları tarafından özgürlük ve baharın gelişini müjdeleyen bir gün ve aynı zamanda bir bayram olarak kutlanmaya başlanmıştır.

Newroz, Kürt tarihinde önemli bir yere sahiptir. 16 Yüzyılda Şeref Xan (Türkçe: Şeref Han) tarafından 1597 tarihinde yazılan Şerefname’de de Dehak konusundan söz etmiş ve yukarıda yazılanlarla bu efsane örtüşmüştür.

Kürt edebiyatının kurucusu sayılan Ehmedê Xanê (Türkçe: Ahmede Hani) 1690 yılında kaleme aldığı ve 1450’li yıllarda Cizre hükümdarlarından Emir Zeynuddin zamanında geçen olayları anlatan Mem û Zîn adlı eserinde ise şu dizeleri okuruz: “Feleğin dönüşü mavi talihten/ gösterince Newroz’u yeniden/ o kutlu geleneğe göre/ tüm kentliler varıncaya dek askerlere/ terk etti kenti, kaleleri, evleri/ andırarak avcıları ve talancıları/ saf saf tepelere ve ovalara yürüdüler/ …/ Yılbaşına katılan bakireler, delikanlılar/ yüz yaşına varmış erkek ve kocakarılar/ geleneksel yol ve yordamla yılbaşını/ kutladılar, göklere dek yükselterek/ seslerini…” [1] ile Newroz’dan söz eder. Mem û Zin’de Newroz açık bir şekilde dile getirilmiştir.

Yazılı tarihin ortaya çıkması ve sınıflı toplumlara geçişten günümüze kadar, gerek insanlık tarihinde ve gerekse Ortadoğu’da Dehaklar, Nemrutlar ve Firavunlar hiç eksik olmadı. Bununla birlikte bu zalimlere karşı direniş ateşi de hiç eksik olmadı.

Halen Irak Kürt bölgesinde Demirci Kawa’ya ithafen devasa bir heykel bulunmaktadır. Newroz’un direniş ve özgürlük ateşi diğer ezilen ve sömürülen halklar için de yanmaya devam etmektedir. Newroz ateşi giderek evrenselleşme yolunda bölgenin olmazsa olmazları arasına girmiştir.

Günümüzde Newroz kutlamaları bir bayram havasında geçtiği kadar beraberinde bir direnişi de simgelemektedir. Türkiye’de Newroz kutlamaları hep sıkıntılı geçmiştir. Kürt Tarihi araştırmacısı Martin Van Bruinessen’e göre Newroz ilk kez 1950’li yıllarda Kuzey Irak’ta Kürtlerce “milli gün” ilan edildi. 1970’li yıllarda Türkiye’deki Kürtler tarafından Newroz’un Diyarbakır, Silvan köylerinde piknik-seyran [2] olarak kutlandı.

1980 faşist darbesi döneminde 650.000 kişinin gözaltına alınarak Diyarbakır Cezaevi’ne getirildi. Askeri yönetim işkencesi 2 yıl içinde durmadan sürdü. Yoğun işkencelerden ölenler, sakat kalanlar, delirenlerin sayısı belirsizdi. İşkencelerde tutuklulara “ben Kürt değilim” söylemleri zorla söyletildi [3]. Bu mağdurlardan biri olan Mazlum Doğan isyan etti ve 21 Mart 1982’de yani bir Newroz günü yaşamına son verdi. Ve 1990’da Zekiye Alkan Diyarbakır surlarında, 1992’de Rahşan Demirel İzmir Kadifekale’de, 1994’te Ronahi ve Berîvan Almanya’da Newroz bayramında kendilerini yaktılar. Yine 1990 yılında binlerce kişinin toplandığı Cizre’de açılan ateş sonucu gazeteci İzzet Kezer dâhil dört kişi hayatını kaybetti. 21 Mart 2017 tarihinde Diyarbakır’da miting alanına girmek isteyen İnönü Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü öğrencisi 23 yaşındaki Kemal Kurkut adındaki bir gencimiz arkadan açılan ateş sonucu polis kurşunuyla öldürüldü. Öldüren polis hakkında bugüne kadar hiçbir işlem yapılmadı.

Afrin Operasyonunda Türk ordusu ile birlikte hareket eden ve çoğu cihatçı çetelerden devşirme ÖSO adı verilen gruplardan oluşan militanlar Afrin’e girişleriyle birlikte ilk işleri özgürlüğü sembolize eden Demirci Kawa heykelini yıkmak oldu. Sanki zalim Dehak’ın öcünü alırcasına heykeli yıkmaları yetmiyormuş gibi bir de kenti yağmaladılar. Bu çetenin arasında öldürdükleri Suriye asker(leri)inin kalbini yiyen insanlıktan çıkmış barbarlar vardı. Tıpkı çocukların beynini yiyen Dehak gibi [4]..

ÖSO’cuların Afrin’e girişi zalim krallar/diktatörler ile mazlum halklar arasındaki 2600 yıllık mücadelenin bir sahnesinden ibarettir. Yaptıklarıyla Dehak zihniyetinin devamcıları olduklarını bütün açıklığı ile dünyaya gösterdiler. Dehak zulmünden dağlara kaçan halk gibi bunların kente girişi sırasında yaklaşık 200.000 Afrin’li yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kaldılar. Operasyonu ÖSO ile birlikte gerçekleştiren Türkiye’deki muktedirlere sorarsanız “Afrin asıl sahiplerine verildi”[4]!..

Taliban, İŞİD ve ÖSO’nun yaptıklarına bakılırsa, Taliban, Afganistan’daki Kabil ve Nangarhar kentlerinde onlarca taş ve tahta heykelini yok etti. IŞİD, Suriye’deki dünya harikalarından biri olan Roma döneminin ünlü kentlerinden Palmyra antik kentini tahrip etti. ÖSO da içinde barındırdığı katil ve intikamcı gruplarla Afrin’in simgesi olan ve Newroz’un efsane ismi Kawa’nın heykelini öç alırcasına yıktı.

Newroz ezilen bölge haklarının emperyalizme ve işbirlikçi gerici saldırganlığa karşı mücadele etmenin ve direnmenin ilanıdır. Bölgemiz, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında ABD, NATO ve müttefikleri ile Rusya’nın savaş ve katliam alanı haline gelmiştir. Bu alanda milyonlarca insan katledilmiş, milyonlarcası tehcir edilmiş, el kapılarında mülteci konumuna getirilmiştir. Dehaklar, Nemrutlar ve Firavunlar yüzünden yanıbaşımızdaki komşumuz, kardeş gibi yaşadığımız Suriye’nin nüfusu yarı yarıya inmiştir. Emperyalist güçlerin tetikçisi konumundaki sömürge ve yarı sömürge ülkelerin basiretsiz yöneticileri yüzünden bölge bir kan gölüne ve bataklığa dönüşmüştür. Emperyalizme jandarmalık yapan bu ülkeler, aynı zamanda cihatçı grupların da silah ve mühimmatını, askeri eğitimini üstlenerek provokatörlük görevlerini ve kendilerine biçilen rolleri iyi yapmak zorunda kalmıştır. Bölgede yaşayan Kürt, Arap, Fars ve Yahudi halkları bu emperyalist güçlerin arenası haline gelmiş olan bölgede mutlaka sınıfsal temele dayalı antiemperyalist mücadeleyi geç de olsa yürüteceklerine olan inancımızı koruyoruz.

Newroz pîroz be; Newroz pîroz bo; Newroztan Pîroz bêt…

Selamla, sevgiyle…

————————
[1] Ayşe Hür, Geleneğin icadı, Newroz ve Nevruz (Düzce Yerel Haber, 18.03.2012)
[2] Tanrılardan ateşi çalmak: Dirilişten direnişe Newroz (15 Mart 2016)
[3]Gülsen İşeri, Bin yılların efsanesi, Newroz (Birgün Gazetesi 20.03.2007)
[4] Yusuf Karataş, Kava heykeli, zamane Dehakları ve Newroz! (21 Mart 2018 Evrensel)