ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 13°C
Parçalı Bulutlu

Mustafa Söylemez ve Sanat Anlayışı | Ali Tabakoğlu

08.02.2021
2.074
A+
A-
Mustafa Söylemez ve Sanat Anlayışı | Ali Tabakoğlu

Filozoflara ‘’düşünür’’ denir. Bunun yanında onların en belirleyici yönleri düşündürüyor ve sorgulatıyor olmalarıdır. Düşünür ve düşündürür insan yaşamını ve tarihini belirler. Felsefenin anası edebiyattır. İleriki yıllarda gelişen Sosyoloji ve Psikoloji de edebiyattan doğmuşlar ve üremişlerdir. Yazar olayları ve olaydaki kişileri kimi kez olmaları gerektiği gibi düşündürmüştür. Okur olma yeteneği her ulusta farklıdır. Bizim ulusumuzda da bu yeteneğin çok gelişmiş olduğu söylenemez.

Oklunu seven öğrenciler yetiştirmek öğretmenin temel özelliklerinden biridir. Psikoloji kanıtlamıştır ki; yaşam dengesi sorunlu, güvensizlikle dolu bir psikolojisi olan öğretmenlerin öğrencileri bedeni ve ruhsal yönden geri kalmaktadır. Palmiye Kontesi kahramanı neredeyse yaşadığı yerlerden ayrılmayacaktır. Köy muhtarının yönlendirmesi ve yardımcı olması nedeniyle Yozgat Çayıralan’a öğretmenlik yapmak üzere gitmeye karar verir. Öğrencilerini ve okulunu çok sevmiştir. Öğrencileri okula eğitime bağlamaya çok istekli ve başarılıdır. Öğretmenimiz ilk günlerde rüşvete karşı uzlaşmaz eylemliliği ile göze batar.

Uysal ve aşırı dürüst bir insanı suç işlemeye toplumsal eğilimlerin nasıl yönlendirdiğini yazar ironik bir biçimde anlatır. Suç olgusunun yalnızca suçluya değil de iyi incelendiğinde toplumla olan canlı bağlantısını gözler önüne serer. Eli kesilecek kadar kötü bir insanın içinde eli öpülecek kadar güzel bir insanın gizlenmiş olduğunu bize göstermeye çalışır. Bunun karşısında eli öpülecek kadar dürüst ve erdemli bir kişinin toplumsal dürtülerle eli kesilecek kadar suça yöneldiğini, suçla kirlendiğini bize anlatmada oldukça başarılıdır. Yazar çok iyi nitelikli okurun peşindedir. İyi yazarın yaşadığı dönemlerde çok zor anlaşılacağını bilmektedir. Yönlendirilmiş beğenilerin ve reklamların okur kitlelerini kötü, sahte edebi eserlere yönlendireceğini bilmektedir. Yazdıklarının belki de ilerdeki on, yirmi, kırk yıllarda ancak anlaşılacağını düşünmektedir.

Şair ve yazar Alev Mersin’e verdiği yanıt çok ilginçtir.

Alev Mersin: ‘’Mustafa Hocam! Yorumda adınız olmasaydı da; yorumun size ait olduğunu bilirdim. Nazım ya da nesir fark etmez, yazdığınız her alanda kendi farklılığınızı ortaya koyan zengin bir diliniz, birikiminiz, muazzam bir bakış açınız ve hayal gücünüz var. Bütün saydıklarım bir yana, yaratımlarınıza dair güçlü inancınız ve kimsenin, hiçbir surette bozamayacağı kendinizle barışık olma haliniz var. Tam da bu yüzden, kendi gücünün bilincinde olan, kural tanımaz sular gibi akıyorsunuz hayata. Dizelerim, içinizdeki güneşi çöllere savuruyor ya, şahsına münhasır ifadeleriniz, içimdeki çölü akışkanlığınıza savuruyor. Sizi tanımış olmak çok güzel. Var içinde var olun.’’ Sözleriyle yazarımızı betimlerken, yazarımız ona şu giriftar sözleri söylüyor. ‘’Anlaşılmak ne güzel Alev Mersin! Heykeli dikilen nice kahramanlar ne yazık ki; anlaşılmadan ölmüşlerdir. Griftarlığınız varlığımı eritmekten kaçınmıyor asla! Dünya’yı siz doğurmadan önce de, belki de güneşte ayak izlerinizdeki dikiş izlerini okumak şansım vardı. İnsanın öncesi, güneşin öncesini neden kazıyor, şiirin bıçağıyla? Siz kazıdıkça; tırnaklarım gözlerinizin gölgesinde doğuyorum yeni bulutlara. ‘’ Gördüğümüz kadarıyla yazar insanın dünya olmadan önce de yaşamakta olduğuna ilgili arkeolojik öngörüsü var. Kendisi Güneş sıcaklığı içinde bile insanın bir biçimde yaşamış olma olasılığını gözden ırak tutmayışı bana heyecan veriyor.

Yazarın yaşamı da güncel yaşama yabancı değildir. Hayvanlarla ilişkisi şaşırtıcıdır. Hiç görmediği köpeğin uzaktan sesini dinlediğinde onun yaşını, sorunlarını bilmektedir. Baklalı Köyünde yedi yaşında at üzerinde günlerini geçirmiştir. Babasının sağlık memuru olması nedeniyle Adana köylerinde üç-beş gün at üzerinde yolculuk yapması onu çekirdekten yetiştirmiştir. Dernek başkanı Kemal Arıbaş’ın bir anısını onun anlatımıyla buraya ekliyorum. ‘’1976-77’ yılların en sancılı ve en karanlık günlerinden birinde; Armutlu Halk Derneğindeki seminer çok geç saatlerde bitmişti. Sokağa çıkma yasağının ilk saatleri. Polise yakalanmamak için on-on beş kişilik bir gurupla, Asi nehrindeki yakamozlar eşliğinde ıssız bir yoldan eve döndük. Dönüş yolumuzda polis kadar tehlikeli olan Asi nehrine düşmek vardı. Belki de biz öyle sanmıştık. Meğerse en büyük tehlike, arkamızdan sinsice yaklaşan on kadar sokak köpeği imiş. Yıllarca, ülkedeki en vahşi duruma kafa tutan, baş eğmeyen bu gurup, bir kaç kendini bilmez köpekten mi korkacaktık? Havlamaları ve dişlerinin ay ışığındaki parıltısı yaklaştıkça, az önceki fikrimden hızla uzaklaştığımı fark ettim. Tam bir ısırık mesafesinde, köpeklerin en irisinin dişinden bir el, Hanna’yı çekip uzaklaştırdı. Bu Mustafa Söylemez Hocanın eliydi. Kaçmaya çalışırken bizleri şiddetli bir sesle durdurdu. Gazi, ben, Ahmet en çok korkanlardık. Çünkü üçümüzün de vücudumuzda bu yaratıkların bolca diş izini taşıyorduk. “Siz uzaklaşın, bana bırakın” dedi, hiddetle Mustafa hoca. Bizi arkasına alıp havlama senfonisi yapan köpeklerin arasına girdi. Biz, hayret ve şok içinde bir de korku dolu gözlerimizin önünde, sadece iki ya da üç cümle ile köpeklerle konuşup geri gönderdi. Ben sadece, köpeklerin aralarına girerken, hocanın “utanmazlar, Mustafa ağabeyinizi tanımadınız mı?” cümlesini duymuştum. Bugüne kadar hocanın onları nasıl ikna ettiğini merak etmişimdir…

(Bu arada bu olayda yanımızda olan, şu anda yıldızlarla yoldaş olmuş Hanna Maptunoğlu, Ahmet Yıldırım ve Gazi Şabanoğlu’nu saygıyla anıyorum…)’’ Kemal Arıbaş’ın bu anlatımı onun hayvanlarla ne kadar dostluk kurabildiğine örnektir. Edebiyatı hiçbir anlayışın tutsaklığına bırakmaz. Ona göre edebiyatın ilk kapısı Homeros’un İlyada’sıyla açılırken ikinci kapı olarak Dostoyevski’nin Yeraltından Notları ile ikinci kapısı sürer. Kadınların İlyada Destanında edilgen kalmışlığı onu çok etkilemektedir. Odisseus on yıllık yolculuğunda Calıpso ile bir süre evlik yaşar, kendisine tutsak kadınlar armağan edilir. Buna karşılık karısı Penelope (Yunanca Πηνελόπη, Pinelopi), Homeros’un Odysseia destanında Odysseus’un sadık eşidir. Odysseus’un yokluğunda saraya yerleşen erkekler arasından eş seçmesini ertelemek için gündüz ördüğü örgüyü gece sökmesi ile tanınır ve sadakat imgesi olarak bilinir. Kadında sadakat gerekli iken erkekte cinsel özgürlük doğal haktır. Dostoyevski’de ise Yeraltından Notlar’da Liza karekteriyle parayı yere fırlatan kendi yaşamına kendi karar veren özgün bir kadın modeli vardır.

Yazar Mustafa Söylemez yazınında kadını dağlarda sevgili arayabilen, yakınları için değişik insanlarla korkusuz tutumlar sergileyen canlı bir bireydir.

Şair ve Yazar Ali Tabakoğlu

Mustafa Söylemez
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.