Murathan Mungan – Kadından Kentler 

Yazar: Editör     Tarih: 18 Mayıs 2017 12:40     Kategori: Editörden, Kültür Sanat, Roman, Yazarlar

Murathan Mungan Kitapları

 

 

Kadından Kentler kitabında, Türkiyenin 16 ayrı şehrine savrulmuş kadınların öykülerini toplayan Murathan Mungan, Elle dergisine verdiği röportajda Türkiye’deki kadınlara dair ilginç açıklamalar yaptı.

Usta yazar “Türkiye’de bir kadın evli değilse bu bir araz gibi görünür. Akıllı kadının yalnızlığı artıyor” dedi.

 

Kitaptaki şehirleri neye göre seçtiğinizi söyler misiniz?

  • Kitap kendi içinde bir harita oluştursun ve kitabın haritasıyla Türkiye haritası arasında bir denge olsun istedim. Bazıları hiç bilmediğim kentler, ama gereken konularda dersime çalıştım. Bütün Türkiye, İstanbul’a bakıyor ve kitabın bütün denklemini bunun üzerine kurdum. Türkiye, İstanbul’a yıllarca sinemadan baktı, şimdi de televizyondan seyrediyor. Kitaba İstanbul ve Türkiye’nin ilişkisi olarak bakmak daha doğru. Kentlerin özel simgesel anlamları ve kaba özdeşleşmeler yok bu kitapta.

Kitapta genelde “küçük” ve “sıradan” kadınların öykülerini anlatmak özel bir tercih miydi?

  • Bir şarkıcı filmi çekmedik, derdim bir başarı öyküsü anlatmak da değildi. Zaten kitaba sığmayan öyküler de oldu, muhtemelen “Öteki Kadınlar Öteki Kentler” adıyla arkası da gelecek. Sıradan insanı anlatmak çok tuzaklı bir şeydir, ortaya sığ ve yavan bir şey de çıkabilir. Hem inandırıcı olmak hem de bir katman yaratmak kolay değildir. Bu kitap kolay okunuyor olabilir ama dili ve ayrıntıları üzerine çok çalıştım, yazarlık titizliktir.

“Yüksek Topuklar”ın aksine, bu kitapta kahramana daha şefkatli davranmış gibisiniz.

  • Buna katılmıyorum, o kitabın teması ve dokusuyla bu kitabınki aynı değil. Onun teması zaten kadın düşmanlığıydı ve bugün olsa yine öyle yazardım.

Kitabınız yalnız kadınlarla dolu. Erkek yalnızlığına aşinayız ama kadın yalnızlığından pek söz edilmez Türk edebiyatında…

  • Çünkü bizim toplumumuzda kadınların yalnız olmaya hakları yok. Erkekler o kadar kötü ve zalim olmasalar da, kadınların hayatta var olmasının önündeki engellerden birini teşkil ediyorlar. Türkiye’de insanlar zaten sürekli savunma hattında yaşamak zorunda, sadece yaptıklarını değil kimi zaman yapmadıklarını da savunmaları gerekebiliyor. Hepimiz sürekli sanık sandalyesinde yaşıyoruz. Ekonomik özgürlüğünü kazanmaya ve ayakta kalmaya çalışan kadına bu bir şekilde yalnızlık olarak dönüyor. Üstelik mutlu ve sakin bir yalnızlık değil, sürekli hesabı sorulan, acımayla karşılanan bir yalnızlık.

Yalnız bir kadın sürekli kendini savunmak durumunda kalıyor…

  • Geleneksel aile-toplum yapılarının dışında bir konum çünkü. Bir yandan da aile dağılıyor, evlilikler parçalanıyor ve biz bir şey olmamış gibi yapıyoruz. Bu konudaki toplumsal ikiyüzlülüğümüz “Batının teknolojisini alalım ama ideolojisini almayalım” düzeyinde… Kadının eğitimi ve özgürleşmesi, beraberinde getireceği sorunlar yokmuş gibi yapılarak çözülemez. Yalnızlık bir insanlık halidir ve bizde genellikle kimsesizlikle karıştırılır. Bir şiirimde, “Yalnız olmayı bilmeyenlerin beraberliğine inanmam” diyorum, çünkü bir zorunluluğu beraberlik zannediyoruz. Yalnız kalma korkusuyla yapıştığın herhangi bir ilişkiyi süreklilik ve sadakat zannediyoruz. Önce yalnız kalmayı ve bunu taşımayı öğreneceksin ki, seçtiğin beraberlik kıymetli bir hale gelecek. O beraberlik içinde de yalnız kalabileceğin zamanları ayırabileceksin.

Kitapta dullara ve boşanmışlara da özel bir şefkat göstermişsiniz…

  • Türkiye’de bir kadın evli değilse bu bir araz gibi görünür. Kitap biraz, “Ekonomik özgürlük kazandığında kadın ne kadar halloluyor?” sorusunu da sordurtuyor. Akıllı kadının yalnızlığı artıyor. Kadınların aklıyla yalnızlığı arasında bir denklem olmasını ortada temel bir yanlışlık olmasına bağlıyorum: Kadınlar seçilmek zorunda ve böyle olunca başkalarıyla yarışıyorsun ve diğer kadınların varlığı ilham değil rekabet kaynağı olduğunda da sorun başlıyor.

Fransızca gibi dillerde şehirler kadın ve erkek olarak ayrılır. Sizin şehirlerinizden hangileri kadın, hangileri erkekti?

  • Böyle bir ayrım yok. Ben zaten yabancı dillerde sözcüklerin dişi ve erkek olarak ayrılmasından hiç hoşlanmam, dildeki seksizmi hiçbir zaman tasvip etmedim. Türkçenin bu nötr hali bana çok medeni gelir. Türkçe dilde biseksüelliğin keşfidir.

Erkekler bağlanmaktan korkarken kadınlar bağlanmaya ihtiyaç duyar

Kitaptaki kahramanlar genellikle aşkı hep başka bir şeyle karıştırıyor: Mesela kendine kıymayı aşk sanıyorlar…

  • Evet ama toplumda da böyle değil midir? Aşkın, ideolojiye dönüştüğü ve mistifiye edildiği toplumlarda başka şeylerle karıştırılmaması mümkün değildir. İhtiyaç diye tarif edilmiş ve mutlaka yaşanması gereken bir şey diye görülüyor. Filmler, romanlar ve hikayelerle mutlaka bir gün senin de başından geçmesi planlanıyor. Böylece yaşayacağın bir insan aramaktan çok, kafandaki senaryoyu canlandıracak insanı bulmaya çalışıyorsun. Sanki casting ajansından oyuncu ısmarlıyorsun. Toplumsal temaslarım sırasında 20 yaşındaki çocuklarla konuştuğumda, “Ne zaman bir kızla çıksam, hemen evlenelim diye tutturuyorlar” dediler. Erkeklerin bağlanma korkusuyla kadınların bağlama ihtiyacı ne kadar tanıdık. Üstelik bu çocukların çoğu gelip geçici işlerde çalışıyor ve profilleri gelecek ümidi vermiyor. Kızlar da zengin bir koca bulma arayışında olan türden değil.

 

Psikolojiyle bağları güçlü bir yazarım

 

Kadınlara dair bütün numaraları biliyor gibisiniz…

  • Yazarın bir görme gücü olması lazım. Bu kadar yıl bu işle uğraşıp hálá görme zaafları taşımak, benim için çok ciddi bir sorun olurdu. “İnsanın içini çok kurcalıyorsun. İnsanlar böyle yazarlardan hoşlanmaz” da dediler. Psikolojiyle bağları güçlü hatta literatürü takip eden bir yazarım. Çocuk yaşta bir içgörü kazandığım için psikoloji temel malzemelerimden.

Türkiyeyi şehir şehir dolaşan bir kitap

Murathan Mungan’ın “Kadından Kentler” kitabı, İzmir’de başlıyor ve İstanbul Esenler Otogarı’nda bitiyor. Mungan, kitaba konu olan 16 şehri tek tek dolaşacak.

 

 

Kadın Kentler: Murathan Mungan, Metis Yayınevi, 2008