ALTIN 283,5830
DOLAR 5,7697
EURO 6,4298
BIST 97.149
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 30°C
Parçalı Bulutlu

Mesela Dublör Olsam | Bircan Tan Gabriel

09.06.2019
8
A+
A-
Mesela Dublör Olsam | Bircan Tan Gabriel

Bir Deli’nin Mektupları 10.

Bu Hazan ayında 38 Acı’ mı yaşanmış başka acıları anarak yenmeye çalışıyorum…

Ne zaman ipekli bir halı, şahane kanaviçe işlemeli yastıklı divanın üstüne oturup kara yanımın aritmetik eleştirel çatışmalarını çözmeye çalışsam, çürümüş portakal kabuğu biçimine dönüyorum.

Meselâ diyorum; bir filmde yüksek ökçeli pabucundan şampanyalar içilen Cahide Sonku’nun dublörü olsam, köle tüccarlarına karşı gelsem. Köle olarak satılmayı reddettiğim için Sahra’nın Elmina kalesinin dönüşü olmayan kapısından içeriye atılsam, oraya hapsedilsem. Gezegenler gökyüzünde birbirini geçerken, ben ölmeye zaman bulamadım diye Afrikalı siyah köle olarak Mısır üzerinden Kıbrıs’a, oradan Girit’e, sonra da Batı Anadolu’nun Dalaman’ına getirilsem; At yetiştiren haralarında çalıştırılmak üzere, Mihrişah Sultan’a hediye edilsem. Şu yaşanılası dünya birden zınk diye dursa ve Sultan Mısır’a Bağdat’a bir ferman gönderip köle ticaretini yasaklasa, ben özgür köle olsam. Kırlarda köpekler beni yemesin diye dudağımda kırmızı rujla hafif kıvrık fahişe olsam, bu davetkar tahrik edici puşt insan pazarında… Dudağımdaki tebessüm acıyla yoğrulmasın diye ara sıra kendimi namuslu kadın göstermek için tatlı su kurnazlığı yapıp, timsah ve keçi atıklarından yaptığım narçiçeği kırmızıyı dudağıma ruj olarak sürmeden sokağa çıksam da nafile. Tutuklanıp, yeni icat içi boş Pirinç Boğa’ya koyulur, altındaki ateş harlandıkça ben içinde yanıp kavrulurum, dehşet veren sesim özel borulardan dışarıya dinlettirilir.

Meselâ diyorum; ya da Pirinç Boğa’ya yolum düşürülmeden, Büyük Menderes Ovası’nda, İngiliz yatırımcılarının tütün ekilen çiftliklerinde çalıştırılan Afro kölelerinin vagonlara yüklediği, bir tütün gerdanlığı olsam. İzmir kent merkezine, oradan da dünya ekonomisine bağlanmak için İngiltere’ye, İngiltere’deki en lanetli mekânı kendine mesken tutan Anne Boleyn’in hayaletinin de dolaştığı Londra Kulesi hapishanesine gönderilsem. ‘Kozmik Bircan’ olma sevdası beni Boleyn’le enerjimi birleştirme kaygısına düşürsün. Hiç sigara, içki kullanmayan kadınlara asla takılmayan silah yerine sadece yumruklarını kullanan Western kahramanı Tommiks’i yardım etsin diye kandırmaya çalışsam. Nafile, Tommiks son anda yardımdan vazgeçer, beni ihbar etti diye Senegal’deki Goree adasının meşhur köleler evi’ ne yani Maisondes Esclaves sürgün gönderilirim. Burada beni bir başka dünyaya götürecek olan gemileri beklerken, Naziler tarafından ada işgale uğrar. Fransa’nın güzel şaraplarından içmeye gelmiş gibi kapılarını tekmeleyip içeri dalan Nazilerin azgın elinde dalından koparılan gelinciklere döndürülürüm.

Meselâ diyorum; Fransızlar iman gücüyle, Allah Allah! naraları atıp mehter marşıyla Goree Ada’sını tekrar ele geçirseler. Müritlere verilen caiz neticesi işgalcilerle iş birliği yapmış gelincik olarak meydanlarda tiyatral organizasyonla vatan haini diye saçlarım kazıtılsa, alnıma Nazi sembolü olan gamalı haç çizilip topluluk içinde çırılçıplak teşhir edilsem. Yaban ahududularda berelensem, ödlek bir kirpi gibi yolun üstünde tostoparlak olup kalsam da nafile. Yine de tükenmeye ramak kala romantik Beethoven’in tınılarını dinleyip ruhumun derinliklerindeki kıskıvrak tutuğum acıyı harekete geçirerek bedenimin kendini onarmasını tetiklerim. 

Kalbin içinde köpekler yavrulamasın diye bütün çektiğim bu acılar bir kötü kâbus olsaydı ah!…

Rivayet bu ya! Vakti zamanında hiç koz helvasının içindeki cevizle ile helva gibi olmadık seninle. Hiç elim dilim ruhum değmedi sana. İnce beline kemer, şakağındaki atar damar olmadım, kuzu olup melemedim arkandan. Hiç beni gördüğünde sakalının bamteli titremedi, alnında ağzının üstünde bir kaç damla ter olup parlamadım. Nafile dibin yaş. Şimdilerdeyse; nasıl diyeyim içinde farklı tonlarda kıskançlığı kendine tarz etmiş küçük bir şeytanla dolaşıyorsun. Çöplüklerde yetişen kuruyup kökünden kopmuş Acıdüvelek gibi gıldır-gıldır ses çıkarıyorsun, her taşa çarptıkça da kırılan yerinden acı tohumlarını döküyorsun. Canavarotu gibi toprakla ilişkin olmadığı için gerekli özsuyunu, üzerinde yaşadığın benden aldığını unuttun. Ne diyeyim, kıskançlığın paslı bir hançer ağrısı olarak hep kalsın sende.

Bu gece yarasa gibiyim telime değme benim.

Narçiçeğimsin. Tek Nar Çiçeğim.

Özlüyorum seni!

2017_11_14, Bad Doberan

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.