ALTIN 473,84
DOLAR 7,5627
EURO 8,9771
BIST 1,1847
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 25°C
Parçalı Bulutlu

Mazeret Yapoorum Abem Be! | Bircan Gabriel

20.06.2019
241
A+
A-

BİR DELİ’NİN MEKTUPLARI

Kapı kenarında hazır bekleyen gelin misali, benim de kızım ve olası olacak torunumun kapı penceresi kapanmasın diye önüne konulacak gelincik taşı olma gibi bir düşüm var. Bu niyetim hayat bulsun diye tilt olduğum ölüme ibik kaldırıyorum. Yüzüme gözüme bulaştırmadan ölüm ile arama makara koyuyorum; itlik yaparak madik atıyorum, köşe bucak didiş didiş didişiyorum. Yaşama çivilenip kalmak için, benim kendime göre cıvıl cıvıl mazeretlerim var.

Size diş kavuğunuzu dolduracak sebeplerimi sayayım: Mesala, Gao sahillerine vuran dalgalar önünde duran Hindistan İmparatoriçesi Victoria’nın elinde kireci bol midye ve ıstakoz kabuğu; ya da elinde koka yapraklı Vin Mariani şarabı olmak gibi bir niyetim var, bu yüzden yaşama çivilenip kalmayı kendime mazeret yapoorum.

Yeşilçam’ın klâsik dönem Aktrisiyim diye kendime sebebim var: Ne bir muhtar çakmağım ne de bir dublörüm var. Oysaki Fosforlu Cevriye’nin dahi kıskanacağı, hiç görmeyeceğiniz kadar varda Kosta bir kadınım. Yeşilçam Avantür filmlerinin avantürüyüm diye, elimi kolumu elimde taşıyorum; dibe vurduğumda kalbim bağırsaklarım yer değiştiriyor, buna rağmen bir kez olsa dahi yolu Acar Film stüdyolarına düşmeyen tek oyuncusuyum. Bunun nedenini, topal eşekle kervana katılmışlığıma sayma sakın, henüz unumu eleyip eleğimi duvara asmamışım. Yine DeJeyan Mahfi alınıp üzülmesin diye, sinemanın ünlü eskimeyen duayeni olmamak gibi bir mazeretim var.

Birde bu mirasa dahil edilmemek, tarihe dahil olamama kırgınlığını yaşıyorum. Bunun için içeriye girebileceğim anahtarlarım dahi yok şimdilik. Böyle olmak, şerefsiz gönlüme nefsime çok ağır geliyor.Bu tür toplumsal olaylarda saklaşarak tabii ki barış olmuyor. Bir bakıma Güney Afrika’nın İmralı’sı olan, Nelson Mandela’nın da ömrünün 18 yılını geçirdiği Robben adasına bir koşu varayım, penguenler arasından geçerek ırk ayrımcılığı karşıtlarının koğuşlarına varayım istiyorum;ne bileyim ya da İmralı adasında ömrünü eskiten Abdullah Öcalan’a varayım; ne bileyim ya da Yedikule Zindanlarında boynu vurulan kesik başların yanına varayım;ya da Genç Osman kulesinde ki Kanlı Kuyu’ya atılanların yanına. Yani hepsine bikoşu varıp dağılmanın ve uzaklaşmanın yaralarını tek tek sarayım; kısılan aklın sesini yeniden açayım diye bu yaşama çivilenip kalma gibi bir sebebim var.

Ha unutmadan! Bir de sağ şakağına elmas yapıştırıp, Kuzguncuk iskelesinde beni karşılamak için acul bekleyenim var. Bu sözü unuttuğumu mu sanıyorsun sen. Hadi oradan! Henüz Lethe Irmağı’ndan bir yudum su içip bildiğim her şeyi unutmadım,mantığımla kalbimi hâlâ aldatamıyorum. Dilime yükleyemediklerimi ezgime yükleyip, beklediği sahilde ona doğaçlama Hıllan-ı Vefa mı söylemek istiyorum. Bunun için sesim ienikonu olgunlaştırmalı yeniden yaratmalıyım.

Sen yumurtasını başka kuşların yuvasına bırakan guguk kuşlarını bilir misin? Ev sahibi kuş, kendi yumurtalarıyla birlikte onun yumurtası üzerinde de kuluçkaya yatar. Yumurtadan çıkan guguk kuşu, yine ev sahibi kuş tarafından beslenir, ancak o; bur da insanın doğasına aykırı eşyanın tabiatına aykırı iş yapılıyor, der, fire verir, nankör çıkar, yuvanın asıl sahibi olan yavruları aşağı atar; gelişince de uçup gider…Sana verdiğim yıllar elbette boşuna gitmiyor, amma yine de iyi insan olmayı, adil olmayı, merhametli olmayı unutan günahkâr kalbini kotarmak için uzun süre yıkayıp cilalama cabamı, debelenmelerimi, ömrümü senin dalına asmalarımı sen kadirşinaslığıma say. Bunlar kalbinin iyi tarafını ortaya çıkaran benim dualarım, niyazlarım.Belli ki şimdilerde kalbinin kötü tarafındasın; İnsanın en harazalısı olmuş, hayatımızı yırtıp içine tuz dolu bir çuval gibi çökmüşsün. Benim dönemindeki iyi kalbin ihtişamına bir daha asla ulaşamayacaksın, senin cezan bu. Ola ki bir gün vicdanlar, adaletiyle bizi tecelli ederse, ele güne karşı hepimiz kül olmayalım diye, Robin Hood’u bulup zenginin malını değil de merhameti vicdanı guguk kuşunun yüreğine yeniden getirmesini, adaleti sağlamasını isteme gibi bir sebebim var abem be!

Ben dayanıklı hakir ipek bir kumaş değilim ki senin bu hallerin beynimin bir parçasını kemirip durmasın. Kendinde çıkan güvelerin hem sendehem de biz de açtığı delikleri çitilemelerimi hatırla. Bunun kırgınlığı, doksan yaşına geldiğimde dahi içimde saklı kalacak, biliyorum bunu.Hiçbir söz bırakmadan hiçbir göz yaşı, greyfurt kokusu dahi bırakmadan hayatından öylesine çekip gittim. İnsanın romantizmi hiç bitmiyor.Bir kalıp Girit sabunu, sedef kakmalı fırça, iğde kokusu damıtılmış su ile yıkıya yıkıya bin kirini bitirme ümidim hala var. Hatta, Arpacı kumrusu gibi düşünüp, deli olarak görülmeyi tercih ederek; Korsikalı Angelo Mariani’nin And Dağları’nda topladığı koka bitkisi olup tanrıların hediyesi olarak ilan edilmeyi hayal ediyorum. Papa 13. Leo’nun göklere çıkarttığı Vin Mariani şarabının içine konulmayı istiyorum; dinsel ayinlerin, hele çocukların kurban edildiği ritüellerin vazgeçilmez içeceği olmayı hayal ettiğimde hemen Güney Amerika‘nın Pasifik sahillerine vuran dalgalar gibi neşeleniyorum. Bu bir süre daha bana direnç oluyor. Peki ben bu hayallerle yetindikçe, içimde kendimi yiyen bir asalak barındırmış olmuyor muyum? İnsanı yoğuran, pişirip hayatın ortasına sunan tarif sence de bu değil mi? Yaşama dair daha çok kem küm etmeyi istediğimden bu hayata çivilenip kalmayı kendime mazeret yapoorum.

Mahal var. Hatta, Arpacı kumrusu gibi düşünüp, deli olarak görülmeyi tercih ederek; Korsikalı Angelo Mariani’nin And Dağları’nda topladığı koka bitkisi olup tanrıların hediyesi olarak ilan edilmeyi hayal ediyorum. Papa 13. Leo’nun göklere çıkarttığı VinMariani şarabının içine konulmayı istiyorum; dinsel ayinlerin, hele çocukların kurban edildiği ritüellerin vazgeçilmez içeceği olmayı hayal ettiğimde hemen Güney Amerika’nın Pasifik sahillerine vuran dalgalar gibi neşeleniyorum. Bu bir süre daha bana direnç oluyor. Peki ben bu hayallerle yetindikçe, içimde kendimi yiyen bir asalak barındırmış olmuyor muyum? İnsanı yoğuran, pişirip hayatın ortasına sunan tarif sence de bu değil mi? Yaşama dair daha çok kem küm etmeyi istediğimden bu hayata çivilenip kalmayı kendime mazeret yapoorum.

Bir deha yataçaktığım çivileri söküp misafir olacağım yere gitme zamanı geldiğinde,Halife Abdülmecid gibi ilaçlanmış cenazemin toprak bulmak için 10 sene Berlin camisinin bir hücresinde muhafaza edilme olabilirliğini kendime mazeret tapıyoruma bem be. Bazı şeyler gibi bu işin de bir pardonu olmayacak. Ciğerimde kalan son havanın boğazımdan dışarı çıkarken tuhaf şırıltısı seni korkutmasın diye; ya da içimde saklı kalan kırgınlığım rigormortis sebebiyle kalkıp sana sarılmamla son bulmasın diye kendime bir mazeret daha bulmuşum abem be.

Ah, canımın içi iki gözüm gül tazem!.. Bunlar benim karanlık odamdakiler; gidip sığındığım mutlu olduğum depolarım, yaşama mıhlanmaya dair kendime yaptığım mazeretlerim.Belki senin de benim gibi böyle çelişkili cilvelerin vardır.

Hatice’yi bırakıp neticeye geleyim… Bugün benim doğum günüm. Bir özel günün sabahına, kış gündönümüne; güneş ışınları çarşamba pazarına dönmeden dik geliyor diye yılın en kısa gününe ve en uzun gecenin sabahına doğmuşum ben. Musss Mutlu doğum günü çocuğu olarak kalbimdeki sevgi kelebeğimi, güzel hayallerimi, tüm dileklerimi şöyle sıralıyorum: Arap çöllerinde duaları geri çevrilmeyen Müslümanların gözyaşlarıyla, yalvarma yakarmalarıyla yıkanan Rahmet Tepesi’ne uğramadan,ben bu dünyada elbette istediğim kadar yaşamalı, ense yapmalıyım; beynim de bu sürede zımba gibi olmalı biraz da keyfi çakır. Yaşımı soranlara bin diyebilmeli,isteyince kalıbımı değiştirebilmeliyim; mesela üç yüz beş yüz yıl yaşayıp artık yoruldum dediğimde elveda demeliyim, derimi tuzlatmaya, kemiklerimi dinlendirmeye çekip gitmeliyim. Ola ki hayatımın fotoğrafını çekmeyi istedim, giderayak milyonlarca pikselin göz kamaştıran dansı içinde ut çalıp şarkılar söylemeliyim, naz yapanları, bana kesik atanları oyuna kaldırmalıyım. Ya da dalında çatlayan hicaz nar olmalıyım, kuşlar tanelerimi büyük bir hızla tüketmeli. Ya da yamaçlarımda dans eden bir serçeye su olmak için kendimi ezip ince tülbentte süzmeliyim.

Özlüyorum seni!

Bircan Gabriel
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.