Mavi Ölüm Hikayesi / Hakan Sarıpolat

0
207

Bu hikayemi sevgili Metin T. için yazdım. Yazmak eylemi üzerine konuşabildiğim, böylesi bir dosta sahip olduğum için çok şanslıyım.

Ağzını kaplayan ve bedenine derin bir sıcaklık yayan kurulukla uyandı. Etrafına yadırgayan gözlerle baktı. Anladı sonradan nerede olduğunu. Buruşuk, yeşil damarlı ellerini istemsizce öne uzattı.

Su dedi, birazcık su.

Gece vakti uykusuz, çenesek bir kuş hariç hiçbir şeyin sesini duymuyordu. Mavi, sönük gözlerini odada gezdirdi. Gözündeki süt rengi tabaka, her şeye esrarlı bir hava katıyor, nesneler sahip oldukları özelliklerin bir kısmını saklıyordu.

Yarısı ahşap, evlendiği zaman alınan, oynak desenlere sahip bir kanepede yatıyordu. Elini, kanepenin ahşap düzlüğünde gezdirdi. Bardağı arıyordu. Neredesin kör olası diye fısıldadı. Genzindeki kuruluk, bu söylemin ardına daha da arttı. Mor irinle dolu, şişkin bacakları bile ısınmaya başladı. Ne zamandan beri hissetmiyordu bacaklarını. Kimse yok mu bu evde diye düşündü. Gözü, oda kapısının buzlu camına yöneldi. Elleri hala bardağı arıyordu. Buzlu camdan, sütsü gözlerine, derin bir karartı ulaştı. İçi titredi. Üzerinde tahta kurusu oyukları bulunan, bacağı aksak, yürüse ardında dalgalı bir esinti bırakacak masanın üzerindeki televizyon, onun yanında duran fotoğraf çerçevesi, yıllardır aynı renge ve acı kokuya sahip, tozlanmış çiçekler de titredi. Televizyon ünitesinin camlı kısmında küçücük fotoğraflar oynaştı. Göremedi. Duvarda asılı olan saatin saniye tokmağı bir sağa bir sola salınıyordu.

Pencere, kulak tırmalayıcı bir gürültüyle açıldı. Duvara çarpan çerçevesinden yere yüzlerce cam kırığı saçıldı. Serin ve akasya kokulu bir hava doldu odaya ve kadının bütün bedenini yaladı. Zihninde, en dipte çökelmiş hatıralar salındı, kırılıp birer birer yüzeye çıktı. Kocası, çocukları, torunları, eski yaşamı sisler arasından sıyrılıp gözlerinin önünde belirdi.

Solgun siyah eller elini tutar sol tarafı titrer simsiyah gözlerde kendisine ait bir şeyler arar bulur evlenir beyaz badanalı bir evde yaşamak isterken tütün kokulu bir evde yaşar kocası arada simsiyah gözlerine benzeyen ellerini uzatır bedeni titrer halbuki sol tarafının titremesi gerekir çamaşır bulaşık ütü arap sabunu yeşili bebe kakaları arada işitilen küfürler koca beklemeler yemek yapmalar peşpeşe doğurulan çocuklar beyaz badanalı evin unutuluşu simsiyah ellerin suratında bıraktığı gri izler anne karnım acıktılar küçük bebenin ağlaması sidikli muşambalar döşekler sası kokulu ağızlar istemsiz sevişmeler kaynana dırdırı sarkık göğüsler terli bedenler çocuklar büyür koca işten kovulur temizliğe gidilir koca sarhoş olur dayak yenilir çocuklar ağlar kolları göz rengine yakın renklerle kaplanır çocuklar daha da büyür koca iş bulur tütün kokan ev değişmez bel ağrıları başlar şişmanlar eski bedeni yoktur yepyeni bir kadın olmuştur aynalara küser beyaz teni söner koca eve gelmez gitmiştir çocuklar babalarını sorar yok artık der ben varım der ev tütün kokmaya devam eder sokaklar değişir yaşam değişir kendisi değişir çocuklar değişir üç çocuğu olduğunu hatırlar ikisi kesin erkektir biri kız mıdır bilemez düşünür ama çıkaramaz üç çocuğu vardır ama emindir biri evlenir karısı kimdir bilemez biri yanında kalır aklı biraz kıttır bazen yanına gelir kendisini sever bazen gider haftalarca gelmez gelir ama odaya girmez kız olup olmadığı belli olmayan çocuğu ne yapmıştır bilemez yaşlanır ev artık tütün kokmaz kopukluk daha da yaşlanır bazen torunları gelir suratlarına ilk defa bakar gibi bakar kopukluk ellerinde noktalar çıkar torunlar gelmez çocuklar gelmez kimseler gelmez.

Eksik çok şey vardı. Çabaladı ama daha fazlasını hatırlayamadı.

Su dedi, birazcık su.

Halının üzerindeki cam kırıkları sayesinde ay ışığı etkisini daha da artırdı. Duvarda asılı olan çerçeveleri o anda fark etti. Her bir çerçevenin içinde tanıdık yüzler asılıydı. Bu yüzlerden ona doğru bakışlar fırlıyordu. Bu bakışlar, gözüne direkt gelmiyor; önce havada oynak bir kavis çiziyordu. Bu kavis ile sahip oldukları mana da değişiyor, kim kimdi bilemiyordu.

Akasya kokusuna, deniz ve yosun kokusu da eşlik etmeye başladı. Bu eşlik, zihninde yepyeni hatıralar oluşturdu. Kokular, zihni harekete geçiren en büyük etmenlerdi. Oğlum dedi, şu köşedeki, mavi gözlü olan. Büyük oğlum. Kardeşiyle arası hiç yoktu, şimdi nasıl acaba diye düşündü. Ne düşündüğünü unutmuş sustu.

Su dedi, birazcık su.

Ayağa kalkmak istedi. Ne zamandan beri kullanmadığı ayakları gıdıklandı. Üç ayaklı değneğini aradı gözleri, bulamadı. Eskiden ihtiyacı olan her şey elinin altında olurdu. Şimdi hiçbir şey yerinde değildi. Nereye kayboldu bu kör olası diye düşündü. Ne aradığını unutmuş, çerçevelere baktı yeniden. Kızım var mıydı? Büyük oğlumun yanındaki karısı olmalı diye düşündü. Ya şu iki erkek çocuğu? Onlar da torunlarım olmalı diye düşündü. İkisinin de gözleri deniz mavisi, burunları geniş ve yüzlerinde safça bir gülüş var. Tıpkı babaları. Bana benziyorlar mı acaba? Koltuğun cevizden çerçevesine uzandı elleri. Ayna, diğer eşyalar gibi göçüp gitmemişti, yerindeydi. Aldı. Yüzünün yansıması, aynanın sırrında belirince ürperdi. Morarmış göz altları, mavi gözlerini örtüyor, ona kayıp bir his yaratıyordu. Saçları bembeyazdı. Avurtları çökmüş, aralarına derin karanlıklar dolmuştu. Bütün suratı irili ufaklı kahverengi noktalarla kaplıydı. Yaşlılık böyle bir şeydi, biliyordu ama bu ben miyim diye düşündü. Ne zamandır bakmamıştı aynaya, hatırlayamadı. Aynalara küseli çok uzun zaman olmuştu, biliyordu. Sinirlendi. Aynayı son gücüyle duvara fırlattı. Parçalar, pencere camının parçalarına karıştı. Ay ışığı daha da çoğaldı. Ağlamak istedi. Boğazlarını tuttu.

Su dedi, birazcık su.

Halıda tarazlanmış siyaha takıldı gözleri. Camdan içeri mavi kanatlı bir kuş girdi, bu siyahlığa kondu. Gagasıyla halıyı didiklemeye başladı. Gece vakti kuşlar uçar mı diye düşündü. Uzunca süre kuşu izledi. Çerçevelerin üzerinde, cam parçalarından seken gölgeler oynaşmaya başladı. Gözü bir çerçevede takılı kaldı. Kendisi gibi mavi gözlü bir kadın vardı fotoğrafta. İkisi yan tarafında birisi arkasında üç tane çocuk vardı. Büyük olan erkekti, bir küçüğü de öyle. En küçükleri siyah gözlü bir kızdı. Arkasında, elinde bir tarak tutuyordu. Belli ki mavi gözlü kadının saçını tarıyordu. Parmakları istemsiz beyaz, uzun saçlarına uzandı. Tırnaklarıyla kazıdı derisini. Acı duymadı. Çerçevedeki mavi gözlü kadının gözlerinden yaş geldiğini fark etti. Sütsü tabakaya rağmen bu yaşları fark etmiş olmasını yadırgamadı. İnsan sadece gözleriyle görmez diye düşündü.

Su dedi, birazcık su.

Mavi kanatlı kuş, mor irinli ayaklarına kondu. Hepten hissetmez oldu ayaklarını. Kuşun gezdiği her yer, buzdan bir nesneye dönüşüyor, sahip olduğu bütün canlılık yok oluyordu. Bedenine garip bir korku yayıldı. Damarları bu korkuyla doldu. Kuşu hemen o anda öldürmek istedi. İlk defa bir canlıya karşı böylesi bir istek besliyordu. Geçen her saniye, içindeki öldürme arzusu daha da büyüdü. Fakat herhangi bir uzvunu oynatamıyordu artık. Ter içinde kaldı. Soğuktan da terleneceğini anladı. Gözlerinden soğuk yaşlar akmaya başladı.

Ahşap kapının buzlu camındaki karaltı yeniden belirdi. Bu defa esrarı, camın kılcallarında takılıp kaldı. Kadının içindeki korku derinleşti. Ağzında biriken son tükürüğü de yuttu.

Su dedi birazcık su.

Dayanacak gücü kalmamıştı. Vücudunu sarmalayan soğukluk giderek artıyordu. Mavi kanatlı kuş, bedenini ele geçirmeye devam ediyordu. Şimdi göbeğinin üzerindeydi. Öldürmeliyim onu diye düşündü. Bekledi. Bu sahip olduğu son bekleyişti.

Çerçevelerden gelen bir ses duydu. Sesin hangi çerçeveden geldiğini anlamaya çalıştı. Sağ taraftaki altın renkli, büyük çerçeveden geliyordu ses. Anladı. Kızım dedi. Kızım vardı diye düşündü. Hatırladı. Siyah gözlğ, keskin bakışlı bir kızdı. Bu sefer gözlerinde buğulu bir hüzün vardı. Ağlıyordu. Gitme diye bir ses duydu. Gitme. Ellerini uzattı. Tutmak istedi ellerini ama başaramadı. Gitmiyorum, buradayım. Sonsuza kadar yanındayım artık diyebildi. Soğuk gözyaşları göğüslerine kadar inmişti.

Sus dedi, birazcık su.

Pencereden içeri şefkatli ama güçlü bir esinti girdi. Zihni bu esintiyle birlikte epridi, muhteviyatının son demini de saldı.

Bütün çerçeveler, birer birer yere düşmeye başladı. En son, altın renkli, büyük çerçeve düştü. Kızının bakışları duvarda asılı kaldı. Bir de gitme sesi. Gözleri, duvarda soluklaşan bu görüntü ve sesin üzerinde sabitleşti.

Su dedi, birazcık…

Mavi kanatlı kuş, kadının gözlerindeki sütü içti. Havalandı. Akasya kokulu siyah gökyüzünde kayboldu.