KUTSAL İKİLİ / Bekir Dağsever

0
249

“Birden sonra gelir iki / Suçlu birdi oldu iki / Hesabını iyi yaptım / Bir artı bir olur iki…”

Adam ikiyle yatıyor ikiyle kalkıyor her şeyi iki düşünüyor iki görüyordu. Günlerini, aylarını, yıllarını ikileri saymakla geçiriyordu.

İki dünya, İki devlet, iki millet, iki analı, iki danalı, iki başlı, ayrılmaz ikili, iki bikili, iki diki, iki el, iki ayak, iki göz, iki kulak, ikilik mikilik, iki damla yaş, iki damla kan… “İki damla Kan” deyince orada zank diye duruyordu.

Bu ikiye öyle takılmıştı ki, evdeki eşyalarının hepsi ikiydi. Ev iki, televizyon iki, buzdolabı iki, çamaşır makinesi iki, araba iki hatta hanımı da iki yapmıştı. Hanımlardan birisi topaldı, ama olsundu ikiydi ya.

Sonra ikilerin faydasını zararını ölçmeye başladı. Aklına gelen ikiler hakkında gece gündüz yorumlar yapıyordu. En tehlikeli ikili adını bir türlü söyleyemediği evreni yöneten kutsal ikiliydi. Onlarla ilgili düşünceleri usuna takılınca birileri duyar anlar diye korkudan titriyor, kızarıp bozarıyordu. Bu yüzden korku ve heyecan dolu duygularını her zaman içine akıtıyordu.

Bu ikili Enki, Amon, Venüs gibi dünyaya hükmeden bir bütünün kaçta kaçıydı acaba? Yanlarından ayırmadıkları yardımcıları var mıydı. Gelmiş geçmiş tüm insanlar bu ikiliden kurtulamadılar diye düşündü. Dünyanın sonu gelse de kurtulamayacaklar. Kurtulmaya cesaret edemezler. Cesaret etseler de yenilecekler. Para onlarda, güç onlarda… Nedir insanların bu ikiliden çektiği.

Bu İkilinin fitlemesinden çıkmıştı. Aşağı mahalledeki iki damla kan yüzünden iki kişinin kavgası… Neden kavga etmişlerdi, değer miydi?

Kavgalar da iki çeşit diye düşündü. Biri çıkar, diğeri onur kavgası. İki damla kan için yapılan kavga acaba çıkar kavgası mı onur kavgası mıydı? Kavga eden ikiliden başka kimse bilmezdi.

O bunları düşlerken küçük oğlu okumayı yeni yeni sökmesinin heyecanıyla heceleyerek bir kitabı okuma çalışıyordu. Adam, oğlunun öğrenme çabasına sevinerek kulak kabarttı.

”Bir tanem gönderdiğin mektubu iki biciğimin arasında saklıyorum…”

Adam, devamını beklemeden parladı; “kes, kes!” ardından da; “Böyle abuk-sabuk şeyleri kim verdi sana” dedi. Büyük hanımı söze girdi: “Kim olacak, şu Toprakların yazar olacak gominisi” dedi.

Bunu duyan küçük hanımı Topal ileri atıldı:

“Ne çekiştirip duruyorsunuz elin adamını? Gominis mominis… Çocuklar bilgi sahibi olsunlar diye kitap veriyor ya siz ona bakın. Sizde iyi kitap alın iyi kitap okusunlar. Oku oğlum oku,” diyerek çocuğu cesaretlendirdi.

Çocuk okumasını sürdürdüyse de artık kendi duyacak kadar okuyordu. Bu konuşmaların ardından uzun bir sessizlik oldu.

Bu sessizlikte adamın aklı yine ikiye takıldı. Uyumlu ikileri, zıt ikileri birbir aklından geçirdi. İkiler ömründen neler almış neler götürmüştü….

Siyah beyaz, tohum toprak, ağaç yaprak, Kuru yaş, eğri doğru, laik anti laik, solcu-sağcı, savaş-barış, kalın-ince, kapalı-açık, acı-tatlı, sert-yumuşak, çığlık işkence, zart-zurt, uzun-kısa, iniş-yokuş her şey iki… İkiler ne bire iniyor, ne de üçe çıkıyordu.

Sonra inişle yokuşun kavgası geçti aklının bir köşesinden.

İnişle-yokuş ikisi bir araya gelmiş, çok samimi bir ikili oluşturmuşlardı. Onları esrik hayal duyuları bir araya getirmişti. Şakayla başlayan kavgaları birden ciddileşmiş, önce yokuş inişe vurmuştu. Ardından da iniş yokuşun boğazını sıkmış, onun midesini bulandırıp kusmasına yol açmıştı. Yokuş. Boğazının sıkılmasına karşılık bir hamle yapmış ağzının ortasına yumruk atmıştı. İnişin ağzından iki damla kan gelince bırakmışlardı kavgayı.

Evreni yöneten ikili isteseler, bu kavgayı durdurabilirdi. Onlar nice kavgalar çıkarmış, nice kavgalar durdurmuşlardı. Dünyada herkesin başına çorap ören onlardı.

Her savaş onların eseri değil miydi. Çıkardıkları savaşı seyrederken keyiften dört köşe mi olmadılar. Hele son yüzyılda icat ettikleri siber denilen bilgi çağına ait bir kavga daha var ki uygulamaya tam olarak koymuyorlar. Tam olarak koysalar dünyanın sonu gelecek, onlara seyirlik bir şey kalmayacak. Bu durumdan memnunlar ki idare edip gidiyorlar.

En çok bizimle uğraştılar. Tarihe dayalı intikamlarını aldılar sanki. Yüz bin kere. Bizim için tek iyilik, sevinelim diye marşa basınca korna çalan araba icat ettirdiler. İyi mi?