Köyden İstanbul’a, İstanbul’dan Londra’ya- Tottenham Çocukları kitap incelemesi

Yazar: Editör     Tarih: 19 Mart 2017 20:40     Kategori: Basında Biz, Dergiler, Duyuru, Edebiyat Haberleri, Editörden, Genel, Kültür Sanat, O-KU-MA-LAR, Roman, Röportaj Söyleşi, Yazarlar

Tottenham Çocukları kitap incelemesi

Sık sık dünyanın hiç de yaşanası bir yer olmadığını düşündüğüm bu son günlerde elime geçen ve bir çırpıda okuduğum son üç kitap da bu düşüncemde beni haklı çıkarır cinsten oldu.

Önce Zülfü Livaneli’nin Huzursuzluk kitabında Orta Doğu’nun kanayan yarasına ve kadınların bitmez çilesine tanıklık ettim, ardından Oğuz Atay’ın Tutunamayanları ile hassas ruhların yaşama tutunmasının zorluğunu iliklerime kadar hissettim ve şimdi de Dursaliye Şahan’ın son kitabi Tottenham Çocukları’yla dağa çıkmanın, dağdan inmenin, aşiretten olmanın ya da olmamanın, yaşadığın coğrafyanın sana biçtiği kaderi yaşamanın ya da kendi kaderine doğru yola çıkmanın ne demek olduğunu kendi kendime sorgulayıp neticede “yaşamın zor olduğuna” bir kez daha ikna oldum.

Dursaliye Şahan ile neredeyse on sene kadar önce kendisi Avrupa Gazetesi’nde yazarken tanışmıştım. O zamanlarda Londra’da yaşıyordu. Sonra bir dönem çocuklarının okulu için memleketi Hatay’a geri geldiyse de kısa süre sonra işleri gereği yeniden Londra’ya geri döndü. Şu anda hala Londra’da yaşıyor ve bir yandan da Londra’yı yazıyor. Sizin de aklınıza belki “Londra’da yaşamak” denilince lüks, konfor, zenginlik gibi kavramlar geliyor olabilir. Londra’da yaşayan bir Türk için kesin çok parası vardır, rahat ve konforlu bir yaşam sürüyordur, oh ne güzel bir hayati var, ne de olsa orası Londra diye düşünürüz. Çünkü “Londra” bizde bu tür çağrışımlar yapar. Ancak hiç bir yaşam uzaktan görüldüğü gibi ve başkalarının sandığı kadar rahat ve sorunsuz değildir: Bu yaşam Londra’da bile olsa!

Tottenham Çocukları, Londra’da yaşayan Kürt Keko’nun intihar haberiyle başlıyor. Haber peşinde koşan bir muhabirin olayı araştırmasıyla derinleşen hikayede bir yandan gazetecilik mesleğinin zorluklarına tanıklık ediyoruz, diğer yandan ise Keko’nun Kato Dağı eteklerindeki Heredile köyünden başlayıp Londra’ya kadar uzanan ve okurken insanın içine kurşun gibi oturan hikayesine tanıklık ediyoruz.

Keko, Şirvan’in Heredile köyünde yaşayan onlarca Kürt çocuğundan yalnızca biri.  Adına töre denen ve kimin tarafından konduğu bilinmeyen acımasız yasalara boyun eğmesi beklenirken o, uzaklara gitmeyi hayal ediyor. Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirler uzaydaki diğer gezegenler kadar uzak buranın insanlarına. Doğduğun köy gömüleceğin yerdir ilkesine öyle çok inanmışlar ki köyden çıkmanın hayali bile mümkün değil onlar için. Buna rağmen Keko hayal etme cesaretini gösteriyor. Ve bunu mesleğine bütün kalbiyle inanmış fedakâr öğretmeni, Fatih hoca sayesinde başarıyor. Fatih öğretmen Keko ve diğer köy çocuklarına okuma-yazmayı, Türkçe konuşmayı, hayal kurmayı, top oynamayı, istemenin gücünü ve bir insanın eğer isterse bütün dünyayı değiştirme kudretine sahip olduğunu öğretiyor.

Hikayede insanın içine oturan, ruhuna ağırlık yapan, bunca zaman gerçek olduğunu bildiğimiz halde kulak ardı edip, görmezden geldiğimiz öyle hakikatler yüzümüze çarpıyor ki hikayenin geneli için “içime kurşun gibi oturdu” tanımlamasından daha uygun bir söz bulamıyorum.

Öte yandan Keko’yu okurken çocuk saflığını, hayal kurmanın büyüsünü, aşiret kuralları içinde verilen insan üstü var olma mücadelesini, “erkekler ağlamaz, ama Kürt erkekler asla ağlamaz” prensibinin acıttığı çocuk kalbinin sızısını iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Bu roman için söylenecek çok şey var. Ama ben Tottenham Çocuklarını “son zamanlarda okuduğum en başarılı romanlardan biri” şeklinde özetleyebilirim. Kitabin 2. Baskısı için yapıcı olacağına inandığım bir iki eleştirimi de burada paylaşmak isterim.

Romanın sonunda okuyucu Keko’nun intihar sebebini merak ediyor. Öte yandan İstanbul’dan Londra’ya geliş hikayesi de eksik kalmış hissi uyandı bende. Yine de bu noktaların bilinmeyişinin hikayenin okuyucu üstündeki etkisini azaltmadığını söyleyebilirim.

Bir de arka kapak yazısı olarak kitabin ilk sayfasını kullanmak yerine kitabin vurucu cümlelerinden bir kaçı seçilerek konu özeti yapılabilirdi. Bunun dışında kitabin genelinde kullanılan edebi dil, insanı yormayan başarılı anlatımı ve kurgunun su gibi akıp gidişi okuyucular için Tottenham Çocukları’nın hafızalardan silinmeyecek bir eser olmasını sağlayacağına eminim.

Bu aralar Londra ile fazla haşır neşir oldum. Katılmayı çok istediğim ve davetli olduğum halde gidememenin verdiği hafif üzüntüyü belki de Londra kitapları okuyarak gidermeye çalışıyorum. Bu kitapta da hikayenin anlatıcısı muhabir bayanla birlikte şehrin simgesi kırmızı otobüslerde Londra sokaklarında kısa seyahatler yapma fırsatı buluyoruz.

Benden bu kadar. Keko’yu, o güzel gözlü çocuğu, ben çok sevdim. Bu arada kitabin final cümlesi de en az kitabın tamamı kadar yüreğime dokundu diyebilirim:

“Öl Keko öl!

Öl güzel gözlü çocuk, hemen öl!

Bu dünya seni hak etmiyor.

Sen öl!”

Şebnem Pişkin

– Haber Lotus –

-Köyden İstanbul’a, İstanbul’dan Londra’ya- Tottenham Çocukları kitap incelemesi