Kitap Cümleleri

0
200

Kısa Kısa 

SEVİLDİĞİNİ BİLMEK

”Sevmek belki bir şeydir; ama SEVİLDİĞİNİ BİLMEK çok şeydir.”

Charles Bukowski

İyi bilinen bir konuşmacı, seminerine 20 dolarlık bir banknotu göstererek başladı. 200 kişinin bulunduğu odaya, bu parayı kim ister diye sordu ve eller kalkmaya başladı ve konuşmacı bu parayı sizlerden birine vereceğim fakat öncelikle bazı şeyler yapacağım dedi. Parayı önce buruşturdu, ve dinleyicilere hala bu parayı isteyen var mı diye sordu, eller yine havadaydı.
Bu sefer, konuşmacı peki bunu yaparsam dedi ve $ 20 i yere attı onun üstüne bastı, ezdi, pisletti ve para şimdi pis ve buruşuktu, fakat eller yine havadaydı ve o parayı herkes istiyordu. Ve konuşmacı şöyle dedi arkadaşlarım burada çok önemli bir şey öğrendiniz, burada paraya ne yaptıysam hiç önemli değil onu yinede istiyorsunuz, çünkü benim ona yaptığım şeyler onun değerini düşürmedi, o hala 20 dolar.

Bir gün New-York’ta bir grup iş arkadaşı, yemek molasında dışarıya çıkar.
Gruptan biri, bir Kızılderili’dir.
Yolda yürürken insan kalabalığı, siren sesleri, yoldaki iş makinelerinin çıkardığı gürültü ve korna sesleri arasında ilerlerken, Kızılderili, kulağına cırcır böceği sesinin geldiğini söyleyerek cırcır aramaya başlar.
Arkadaşları, bu kadar gürültünün arasında bu sesi duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam eder.
Aralarından bir tanesi inanmasa da, onunla aramaya devam eder.
Kızılderili, yolun karşı tarafına doğru yürür, arkadaşı da onu takip eder.
Binaların arasındaki bir tutam yeşilliğin arasında gerçekten bir cırcır böceği bulurlar.
Arkadaşı, Kızılderili’ye: “Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasıl duydun?” diye sorar.
Kızılderili ise; bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadığını söyleyerek, arkadaşına kendisini takip etmesini söyler.
Kaldırıma geçerler ve Kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırımda yuvarlar. Birçok insan, bozuk para sesini duyunca sesin geldiği tarafa bakarak, onun ceplerinden düşüp düşmediğini kontrol eder.
Kızılderili, arkadaşına dönerek: “Önemli olan, nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğindir. Her şeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin.” der

Çocuk, büyükbabasının mektup yazışını izliyordu. Birden sordu :
“Bizim başımızdan geçen bir olayı mı yazıyorsun ? Benimle ilgili bir hikâye olma ihtimali var mı ? ”
Büyükbaba yazmayı kesti, gülümsedi ve torununa şöyle dedi :
“Doğru, senin hakkında yazıyorum. Ama kullandığım kurşun kalem yazdığım kelimelerden çok daha önemli. Umarım büyüdüğünde bu kalemi sen de seversin.”
Çocuk kaleme merakla baktı ama özel bir şey göremedi.
“İyi ama bu kalem benim hayatımda gördüğüm diğer kalemlerden hiç farklı değil ki ! ”
“Bu tamamen nesnelere nasıl baktığınla ilgili. Bu kalemin beş önemli özelliği var ve sen de bu özellikleri kendinde benimseyebilirsen hep dünyayla barışık bir insan olursun.”
“Birinci özellik : Harika şeyler yapabilirsin ama attığın adımları yönlendiren bir el olduğunu asla unutma. Bizim için bu el Tanrı’dır ve her zaman kendi kudretiyle bizi o yönlendirir.”
“İkinci özellik: Zaman zaman her ne yazıyorsam durmam ve kalemimin ucunu açmam gerekir. Bu kaleme biraz acı çektirse de sonuçta daha sivri olmasını sağlar. Bu yüzden bazı acılara göğüs germeyi öğrenmelisin, bu acılar seni daha iyi bir insan yapar.”
“Üçüncü özellik : Kurşun kalem, yanlış bir şey yazdığında bunu bir silgiyle silmene her zaman olanak tanır. Yaptığımız bir şeyi sonradan düzeltmenin kötü bir şey olmadığını anlamalısın, aksine bu bizi adalet yolunda tutmaya yarayan en önemli şeylerden biridir.”
“Dördüncü özellik: Kurşun kalemin en önemli kısmı, kalemin yapıldığı ahşabı ya da dışarı yansıyan şekli değil, içerisinde yer alan kurşunudur. O yüzden her zaman kendi içine bakmalı, en çok onu korumalısın.”
“Beşinci ve son özelliği ise her zaman bir iz bırakmasıdır. Aynı şekilde sen de hayatta yaptığın her şeyin bir iz bırakacağını bilmeli ve her hareketinin farkında olmalısın.”

&&&

Hayatımızda çoğu kez verdiğimiz kararlar veya hayat şartları nedeniyle hırpalanır, canımız acıtılır, yerden yere vuruluruz, kendimizi kötu hissederiz, fakat ne olduğu yada ne olacağı önemli değil, hiçbir zaman değerimizi kaybetmeyiz, temiz yada pis, hırpalanmış yada kırılmış, bunların hiçbiri önemli değildir.
Seni sevenler senin ne kadar değerli olduğunu her zaman bileceklerdir, hayatımızın değeri ne yaptığımız, veya kimi tanıdığımızla değil kim olduğumuzla alakalıdır.

DİĞER Zamanın birinde bir hükümdar varmış, zenginliği tüm dünyaca bilinirmiş. Hükümdar her gittiği yere hazinesinin bir bölümünü götürür ve bunları sergilemekten büyük onur duyarmış. Hükümdarın yasamda en çok güvendiği, tek akıl hocası bir bilge kişiymiş. Günlerden bir gün bu bilge kişiyle otururken hükümdar şöyle bir soru sormuş: -Sen ki göğün gizemine ermiş, bilime yön vermiş bir adamsın. İnsanlar, ister hükümdar denli güçlü, ister savaşçılar denli onurlu olsun ayağına kapanır ağzından çıkacak bir sözü beklerler. Şimdi senin gibi bilge bir adamın fikrini merak etmekteyim, benim hükümdarlığım ve servetim hakkında ne düşünüyorsun? Bilge bu soru karşısında hükümdarın gözlerine bakarak şu sözleri söylemiş: -Diyelim ki hükümdarım, kızgın ve uçsuz bir çöldesiniz. Ölmemek için, size uzatacağım bir bardak suya servetinizin yarısını verir miydiniz? -Verirdim tabii. -Zaman geçti diyelim susuzluğunuz arttı, size uzatacağım bir sonraki bardağa servetinizin öteki yarısını da verir miydiniz? Hükümdar biraz düşünür ve ardından: -Ölmemek için evet, der. Bunun üzerine bilge kişi gülerek şu sözleri söyler: -Madem öyle, o zaman övünmeyin fazlaca. Çünkü haşmetlim sizin servetiniz yalnızca iki bardak sudur.

&&&

İki gözüm uykuya kandın uyan da gönlüm uyansın Günaydın:)
*İş adamı tıraş olurken bir yandan da berberiyle sohbet etmektedir. Derken,
kapının önünden ağır ağır geçmekte olan paspal bir çocuk görürler.*
*Berber, iş adamının kulağına fısıldar; “Bu çocuk var ya, dünyanın en aptal
çocuklarından biridir! Bak; dikkat et şimdi…” *
*Berber çocuğa seslenir: “Ali, buraya gel!”. Bunun üzerine çocuk sakince
dükkana girer ve yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar.*
*Berber işadamının kulağına sessizce, “bak şimdi” diye fısıldar ve bir
elinde beş yüz bin, diğer elinde beş milyonluk bir banknot olduğu halde
çocuğa sorar: “Hangisini istiyorsan alabilirsin?” *
*Çocuk dalgın dalgın bir beş yüz bine bir de beş milyona bakar ve sonunda
beş yüz binlik banknotu hızlıca çekerek berberin elinden alır.*
*Berber işadamına döner ve gülerek: “Gördün mü? Sana söylemiştim.” der.*
*Tıraş bitince işadamı sokağa çıkar ve az ileride kendi kendine oynayan
Ali’yi görür. *
*Yanına giderek, neden beş milyonluk değil de, beş yüz binlik banknotu
aldığını sorar.*
*Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla yanıt verir : *
*- Eğer beş milyonluğu alırsam
oyun biter!”

&&&

Babası Ispanya’nin en agır siyasi cezalarının verildiği bir hapishanede mahkumdu küçük kızın.
Fırsat bulduğu her haftasonu babasini ziyaret icin annesiyle birlikte hapishaneye giderdi.
Yine bir ziyarete giderken babasi icin cizdigi resmi yaninda yaninda goturdu ancak hapishane kurallarina gore ozgurlugu cagristiran her turlu seyin mahkumlara verilmesi yasakti.
Bu sebeple kagida cizdigi kuş resmini kabul etmemisler ve oracikta yırtmışlardı. ..
Çok üzülmüştü küçük kiz… Babasina soyledi bunu,o da “uzulme kizim,yine cizersin;bu sefer cizdiklerine dikkat edersin olur mu?”dedi.
Küçük kiz diger ziyaretinde babasina yeni bir resim cizip goturdu. bu sefer kuş yerine bir agaç ve üzerine siyah minik benekler cizmisti.
Babasi keyifle resme bakti ve sordu:
“Hmmm!Ne güzel bir agaç bu!Üzerindeki benekler ne? Portakal mı?
Kücük kiz babasina egilerek,sessizce:
“Hsssst! O benekler agacın içinde saklanan kuşların gözleri!..

&&&

– Charlie Chaplin
Arjantinli ünlü golfçü Robert de Vincenzo, yine bir turnuvayı kazanmış, ödülünü alıp kameralara poz vermiş ve kulüp binasına gidip oradan ayrılmak üzere hazırlanmıştı.

Bir süre sonra binadan çıkıp otoparktaki arabasına yürürken yanına bir kadın yaklaştı. Kadın, başarısını kutladıktan sonra ona çocuğunun çok hasta ve ölmek üzere olduğunu anlattı. Zavallı kadının hastane masraflarını ödemesi olanaksızdı.

Kadının anlattığı öykü de Vincenzo’yu çok etkilemişti, hemen cebinden bir kalem çıkarttı ve turnuvadan kazandığı paranın bir miktarını yazdı çek defterine. Çeki kadının eline sıkıştırırken de ona; “Umarım bebeğinin iyi günleri için harcarsın” dedi.

Ertesi hafta kulüpte öğle yemeği yerken, profesyonel golf derneğinin bir görevlisi yanına gelerek; “Otoparktaki görevli çocuklar geçen hafta turnuvayı kazandıktan sonra yanınıza bir kadının geldiğini ve onunla konuştuğunuzu söylediler bana” dedi. De Vincenzo, evet anlamında başını salladı. “evet” dedi.

Görevli, “Size bir haberim var. O kadın bir sahtekardır. Üstelik hasta bir çocuğu da yok. Sizi fena halde kandırmış arkadaşım.”De vincenzo; “Yani ortada ölümü bekleyen bir bebek yok mu?” Dedi. “Hayır, yok” dedi görevli. “İşte bu, bu hafta duyduğum en iyi haber” dedi, De Vincenzo

 Kitap Cümleleri