Kırıkhan’da otuz yıl, bir ömür eder / A.Vasi Köse

0
393

42 yıllık meslek hayatının 30 yılını Memleketi Kırıkhan’a adamış olan bu ömür insan, şu anda karşımda…

 

1970 li yıllarda çalıştığım gazetenin yanında bir Köy Garajı vardı. Burada Dolmuşlar Çamsarı, Yalangoz, Camuzkışlası köylerine yolcu taşırlardı. Bazen Çamsarı Dolmuşundan cuma günleri sevimli, mütebessim, hiciv gücü, şaka gücü yüksek bir amca iner, elleri arkasında yazıhaneye bakar, bazen selam verir yürür gider, bazen direk gelir bir soluklanır, sohbet eder, sonra Camiye giderdi. Bu yaşlı ve sevimli amca, Cuma Namazı sonrası gelir oturur köy hallerinden, oğlunun okulundan söz ederdi. Bu kişi Hacı Necip Amcaydı. O yıllarda pek samimi olmadığım Doktor oğlunu, Kırıkhan Hükümet Tabipliği’ ne atanınca tanıdım. Araya ayrı geçen yıllar girse de sohbeti, kişiliği, adamlığı, yardımseverliği, memleket tutkusu örnek alınacak bir insan… Şimdiler de dostluğundan bilgisinden, deneyimlerinden ve engin kültüründen feyz aldığım kadim dostlarımdan biri… Dr. Hasan Ayparlar.

Hasan Aybarların bir diğer yönünü belirtmeden olmaz. O iyi bir Doktor, İyi bir eş, iyi bir Baba, iyi bir Çamsarılı olduğu kadar iyi bir kültür adamıdır. Yayınlanmış üç kitabı vardır. 1997 yılında “Aşık Hasan Konyalıoğlu’nun hayatı ve şiirleri”, 2002 yılında “Bazı yönleriyle KIRIKHAN” ve 2007 yılında “19. Yüzyılda Gavur Dağları ve Amik ovasında Derviş Paşa İskanı” adlı kitapları yayınlanmıştır.

2017 yılında kurulan Kırıkhan Kültür ve Sanat Derneği’nin Kurucu üyesi olarak Kırıkhan kültür ve sanatına katkı sağlayacak kurumsal çalışmalara katkı vermektedir.

Dr. Hasan Ayparlar kimdir:

Yıl 1954… Kırıkhan’ın Çamsarı köyünde, Bir çocuk viyaklayarak açıyor gözlerini dünyaya. Büyümeye başlıyor… Topal Abdullah yoğuruyor hamurunu ilkokulda… Sonra, Haydar Bostancı ve Hatice Üçüncüoğlu öğretmenlerinin ellerinde yürüyor orta tahsil yollarını. Nihayet 1970…Atatürk Üniversitesinde başladığı yüksek tahsilini, 1976 yılında doktor olarak tamamlıyor. Sonra meslek hayatı… İlk görev hükümet tabibi olarak Kırıkhan… Son görev, yine Kırıkhan.

42 yıllık meslek hayatının 30 yılını Memleketi Kırıkhan’a adamış olan bu ömür insan, şu anda karşımda…

30 yılını bu şehirde yaşayan hemen hemen birçoğumuz az ya da çok biliyoruz. Ben bu İnsana, bu 30 yılın dışındaki bilmediğimiz hayat hikâyesini soracağım.

Evet, Sevgili Hasan. Doğru mu anlattım, hikâyenin kısa özetini? Yolculuk 1954 de mi başladı?

  • Hikâye doğru, tarih tam değil. Kayıtlar öyle yazar ama Mustafa Terzi der ki; “Biz çocuktuk. Hocada okuyorduk. Haber geldi. Hoca bizi topladı, Gittik, İlahi okuduk. Yıl 1953’tü, aylardan da mayıs…”
  • Zaten, anam da: “ Ne bileyim oğlum; ekinlerin başağa durduğu zamandı…” derdi.

İlkokul nasıl başladı?

O zamanlar köye okul yeni açılmış. İlk öğretmeni, Şerif öğretmen. Dikkatini çekmiş. Babamı ikaz etmiş; “okut bunu!”

5 yaşında Topal Abdullah ’da 1 ay kadar kayıtsız okuduk. Ertesi yıl, Metin öğretmen ile Topal Abdullah sınava tabi tuttular. Ve direk Okula ikinci sınıftan başlattılar.

Ya Ortaokul?

  • İlkokulu bitirene kadar Kırıkhan’ı görmemiştim. Bir gün babam elimden tutarak Kırıkhan’a getirdi. Yol yoktu. Dan’ahmetli köprüsünü (Taşköprü) geçip Ilıkpınar köyü üzerinden yürüyerek geldik. Dönüşte aklımda iki resim kalmıştı. Biri, beyaz önlüklü bir adam, diğeri şapkalı, kravatlı ve ceketli çocuklar. Sordum: “Önlüklü askeri doktor, ötekiler ortaokul öğrencileri” dedi, babam. “Beni de okut ?”diye sordum; zaten, muradı da oymuş babamın… Ortaokul, böylece başladı 1964-65 döneminde.

Zorluk çekildi mi?

  • Çekilmez olur mu? Köy çocuğusun, şehir ayrı bir dünya. Özgüven sorunun var. Şapka hevesi bir ayda geçti. Geri dönmenin yoları aranıyor…

  • İşte tam bu noktada Haydar Bostancı’nın dikkatine takılmışız. Babamı çağırttı. Konuştular. Ne konuştular bilmiyorum, ama ondan sonra gölgesi üstümden hiç eksik olmadı. Tuttu kolumuzdan, yürüttü bizi ortaokul boyunca.

Sonra Lise?

  • O zaman lise yoktu. Kırıkhan’da. Lise okumak isteyenler Antakya ya da İskenderun’a gidiyorlardı. Bizim gitme ihtimalimiz yok denecek kadar azdı. Ama Allah yüzümüze baktı. Kırıkhan’a lise açıldı. Ben Kırıkhan lisesinin ikince dönem mezunlarındanım.

Liseden iz bırakan bir anı var mı?

Lise yılları bu… Yaman yıllar! Ergenlik çağı… Lise iki; biz tozutmuşuz. Teyzemin oğlu Kenan’ın bir CZ motosikleti var; nerde davul “dom” dese, biz ordayız. Dersler asık…

Derken, Hatice Üçüncüoğlu hocamızın dikkatini çekmiş. Öğretmenler Odasına çağırdı, önce sorguladı. Meğer her şeyimizi öğrenmiş. Sonra bir buçuk saat süren bir nasihat…

İşte bu nasihat benim hayatımda silinmeyecek bir iz bıraktı ve hayat boyu hep hatırladığım nasihat oldu. Tabii, yeniden kendine geliş ve yeniden derslere sarılış. Bir daha bırakmamacasına…

Lise başarısı?

  • İkincilikle mezuniyet.

Üniversiteye girmek zor oldu mu? Ve neden doktorluk?

  • Dedim ya, Kırıkhan’da hafızamda kalan ilk resimlerinden biri beyaz önlüklü adamdı… O zaman doktorluk son derece itibarlı bir meslekti. Çok az doktor vardı. Sınavda ilk tercihim Tıp Fakültesi oldu. Lise başarı derecemin de desteği ile Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi kısmet oldu. 76 yılında mezun oldum.

Lisedeki başarı orada da var mı?

  • Aynı başarı. İkincilikle…

O zaman doktor sayısı çok azdı, dediniz. Açar mısınız?

  • Elbette… Ben Kırıkhan’ın yetiştirdiği beşinci doktorum. Ahmet Paşabeyoğlu, Yaşar Zilifli, Ali Şener ve Yaşar Ceritoğlu… Benden sonra da, Rahmetli Bestami Çelik.

Sonra Tayin…

İlk tayin nereye ve nasıl oldu?

  • Tayin yaptırmak üzere Veli Dayı (Teke) ile bakanlığa gittik. Kırıkhan hükümet tabipliği için başvurduk. Müsteşar Veli Dayıma dedi ki; “Veli! Şu haritaya bak, bu çocuğun tayinini her nereye istiyorsan yapayım. Ama gel, kendi memleketine götürme. Çürütürler…” dedi. Veli dayı gözüme baktı; “Çürütsünler…” , Tayini alarak döndük.
    Ayrılırken müsteşar kolumu tuttu: “Evladım. Şimdi haklısın; çok gençsin, heveslisin, heyecanlısın. Ama bir gün gelecek, ak saçlı bir müsteşar amca bana bir şey söylediydi diyeceksin. Bunu aklının bir kenarına yaz, unutma!” dedi

Hükümet tabipliğinde kaç yıl sürdü?

  • Aralık 1976 da başlangıç, Mart 1978 de uzmanlık eğitimine başlamak üzere ayrılış…

Peki, Çürüttüler mi?

  • Hayır, aksine çok güzel bir hizmet dönemi yaşadım.
    Sonra ihtisas…

Kadın hastalıları uzmanlığı planlı mıydı?

  • Hayır. Çocuk doktoru olmak üzere hazırlanmıştım. Mezun olur olmaz sınavına da girdim. Bölüme bir kişi alınacaktı. İyi bir sıvan kâğıdı verdim. Ama kazanamadım. Kazanan kişi meğer hocanın damat adayı imiş.

Kadın hastalıkları uzmanlığı nasıl oldu?

Kırıkhan’da hükümet tabibiydim. Muayenehane de açmıştım. Bu arada askerlik şubesi iki ayda bir askere celp yazısı gönderiyordu. Bir iki dönemi raporla savuşturduk. Ama zor oluyordu. Bu arada fakülte ihtisas imtihanı açtı. Klinik branşlardan sadece kadın doğum asistan alıyordu… Müracaat ettim. Kazandım. Başlama o başlama…

Gelelim Kırıkhan’a…

Son 28 yıldır burada çalışıyorsunuz… Zorlukları var… Kolaylıkları var… Ak saçlı müsteşarın ikazı var. Bunlara rağmen bu kadar uzun süre devam eden bir hizmet… Çürümediniz mi?

Sağlığın çeşitli alanlarında girişimlerinizi de biliyoruz. Nasıl oldu?

  • Öncelikle ifade etmeliyim ki, bir insanın kendi memleketinde sağlık hizmeti vermesi çok zor. Hele branş kadın hastalıkları ve doğum olunca… Daha da zor…

  • Yıllar sonra ak saçlının haklı olduğunu yaşayarak öğrendim. Ama çürümedim. Daha doğrusu çürütecek boyutta olumsuzluk da yaşamadım. Ama zordu.

  • Her şeye rağmen severek, isteyerek çalıştım. 28 sene dile kolay, bir ömür. Demirin bile bir dayanma gücü var. Lakin azmedince oluyor ve azmin elinden bir şey kaçmıyor.
    Hizmete gelince;

Elbette, yerinde saymak olmazdı. Bazı sağlık girişimlerinde atılımcı olmaya çalıştım. Toplum hafızası çabuk unutur. Hatırlatmak gerekirse; ilk Poliklinik hizmeti olarak Yaşam Polikliniğinin faaliyet geçirilmesi, ardından 10 yataklı Uzmanlar Tıp Merkezinin faaliyete sunulması ve daha sonra da 2003 yılı sağlıkta özelleşme kapsamında Özel Kırıkhan Can Hastanesinin plan, proje, inşaat ruhsat ve faaliyetleri içinde üstlenilen10 yıllık aktif bir görev…

Mutlu musunuz?

  • Hem de çok… Ve bunları nasip ettiği için Allah’a şükrediyorum. Bir meslek mensubunun mesleğinde yapabileceği her şeyi yapabilmiş olmanın gurur ve mutluluğunu yaşıyorum.
    O zaman son ve en ağır sorum:

Can hastanesinde bu kadar emek var… Neden bir anda bu kopuş?

Önce şunu söylemeliyim: Bu bir anlık bir karar değil, bir sürecin sonucudur. Kopmak yerine dışarı çıkmak demek belki daha doğru olur. Ortaklığım devam ediyor. Can’ı yaşatmak ben dâhil herkesin bir görevi olmalı. Bu memleketin bu kuruluşa ihtiyacı var.

Hala ısrarcıyım: Neden?

Asaf Özdemir bir sohbetinde,“ Sonra anlatırım deyip, hiç anlatılmayan hikâyelerim vardır…” demiş. Hangileri? Diye sorulunca da;

  • O da şöyle bir duraksamış ve “Sonra anlatırım” demiş…

Peki, Daha fazla sıkıştırmayalım. Zaten röportajımın amacı da bu değil. Sizden asıl duymak istediğimiz, hikâyenin ilk bölümüydü. Bunu özellikle gençlerimize iyi bir örnek olur diye paylaşmak istiyorum.

Teşekkür ederim Sayın Hasan Ayparlar.

Allah, Yeni yolunu yolsuza uğratmasın!