Kir / Erhan Sertbaş

0
350

Hepimizde bir tür kir var. Bizim olan, bize ait, bizden bir kir.

 

Ruhumuzun kiri.

Bazılarımızda çok var, çevreyi kirletiyor. Bazılarımızda ise az, çevreden kirleniyor. Ama çoğumuz farkında değiliz bu kirin. Biri göstermeye çalışırsa biz süte bulanmış kaşık havalarına bürünüp karşımızdakini aşağılamanın, ezmenin zirvelerine tırmanıyoruz.

Çevremizi saran bu ruh kirinden etkilenmemek elde değil, ama ona dayanabilmenin en önemli yolu ufak tefek ruh kırıklarına sessiz kalmak.

Küçük küçük törpülenmeyi kabullenmek ve olmuyorsa bile kirin sahibini bağışlamış görünmek.

Giderek kire bürünmek yani…

Bunu kabullendiğin anda dönüşümün tamamlanmış demektir. Kirin saldırgan tarafındasındır artık. Az ya da çok, ne fark eder. Sanırım sadece hayvanlar bunu kolay algılayamıyor eğer onlara da kirini bulaştırmıyorsan, kötü davranmıyorsan.

***

Bir adam tanımıştım yıllar önce. Evdeki karısının ne kadar tutumlu olduğunu anlatıyordu yarı alaycı. Karısı pazara gidip kırk liraya evin bir haftalık erzakını satın almaya uğraşıyormuş. Ama bizimki o gece hayat kadınlarıyla iki bin lirayı ezmiş; havasını atıyor ortama. Karısıyla da aşağılayarak övünüyor, ne tutumlu diye.

Bu bir kir…

Kibriyle, gururuyla, böbürlenmesi, aşağılaması, kendini bulunmaz sanması ve daha işgal ettiği birçok yeriyle bir kir.

Adamı temizleyen ya da temiz tutan ne? Her akşam eve gidip karısının yanında uyuyup hatta istemsiz bir sevişmenin ardından arkasını dönüp zıbaran kir topunun sabah çıkarken bıraktığı üç beş kuruş mu? Bu mu temizliyor onu düşüp kalktığı orospuların kirinden ki onlar bu sefilden daha temizdirler.

Ruh kiri başka hiçbir kire benzemiyor.

“Faşizm, atılan ilk bombalarla başlamaz, her gazetede üzerine bir şeyler yazılabilecek olan terörle de başlamaz. Faşizm, insanlar arasındaki ilişkilerde başlar, iki insan arasındaki ilişkide başlar…” demiş IngeborBachmanMalina adlı romanında.

Faşizm her insanın en büyük kiridir.

Eğer kendine yabancılık çekiyorsan ele geçen ilk fırsatta nasılda müthiş bir “Küçük Tiran”a dönüştüğünü fark etmezsin bile.

Bazen çevremize ruhumuzda birikmiş kirimizden o kadar çok bırakırız ki. Hemen herkes kendisinin haklı olduğunu düşünür ve olması gerekeni yaptığını. Hatta ciddi sorgulamalar sonucunda bu noktaya ulaştığını.

Ah o ego bütün kirlerin anası.

Peki ya tamamen saf, temiz kire bulanmamış biriyle karşılaşırsak? Hiç kirlenmemişse, kir dağıtmıyorsa çevresine. İşte o yaşadığımız, hissettiğimiz bütün kirin sorumlusudur. Yalnızdır, azınlıktır ve temsil ettiği saflığın kiri yansıttığının farkında değildir. Topluluktan itilir, ötelenir, yalnız ve azınlık olarak yaşamaya hatta bazen var olmamaya terk edilir.

 

Erhan Sertbaş

24.07.2018