ALTIN 282,18
DOLAR 5,8919
EURO 6,4817
BIST 95.322
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 25°C
Parçalı Bulutlu
Kitaplar

Kendini Şiire, Çiçeklere Adamış Bir Adam” | M. Zeki Gezici

07.10.2019
38
A+
A-
Kendini Şiire, Çiçeklere Adamış Bir Adam” | M. Zeki Gezici

Birgün Gazetesi – 16/12/2006 | Tubanur Çelik Hatipoğlu

Bundan dört yıl önce soğuk bir kış akşamı uğradım bu kitap dükkânına. Kapıdaki bu büyük yazı çekti beni oraya. Oysa ben Kürşat Başar’ın -Kış İkindisinin Evinde- isimli kitabını arıyorum. Onu bulamadım ama aranınca kolay kolay bulunmayan çok daha önemli bir şeyler buldum. Büyük bir içtenlikle gülen gözler, bir bardak sıcak çay, dostluk ve gerçek bir şairin ağzından dökülen şiirler… Uzun sohbetimizden sonra bana armağan edilmiş, adıma imzalanmış bir poşet kitapla döndüm eve.

Birkaç gün önce yine oradaydım. Çapa Tıp Fakültesi’nin karşısında küçük bir kitapçı. İçinde büyük bir şair… Yine soğuk bir kış akşamı, yine bir bardak sıcak çay ve yine ucu bucağı olmayan derin sohbetler… Aslında şimdi ne yazsam yarım ve eksik kalacak biliyorum. Fakat yine de yazmak istiyorum bir şeyler. Dostu Cemal Süreya, M. Zeki Gezici için şöyle söylüyor; “70’li yılların başları. O günlerde en genç şair oydu belki de.

Olduğundan da küçük gösterirdi, bugünkü oturaklı hoca o çocuk muydu diye düşünürüm zaman zaman. Kendini ölçü mölçü tanımadan şiire atmış, daha doğrusu fırlatmış bir arkadaş. Yalnız şiirinde değil hayatında da lirizm arıyordu”.

İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü mülakatında, daha sonra kalem arkadaşı olacak olan Behçet Necatigil tek kişilik jürilik hakkını Zeki Gezici’den yana kullanıyor. Hayatının bir kilit taşı bu bence. Şimdi burada olmamın bir sebebi budur diyor şair. Türkçe öğretmenliğini daha geniş kitlelere ulaşan bir Türkçe öğretmeni olmak için kitapçılıkla değiştiriyor.

Şiire ve emeğe yolculuğunun, kendisindeki engin şiir terbiyesinin bir kilit taşı ise (sohbetin derinliklerinden kendimce elediğim) şu olmalı, “Mehmet Fuat’ın Cağaloğlu’ndaki yayınevi’nde rafların tozunu alırdım” diyor. Hasılı Zeki Bey bu işin tozunu yutmuş nadir bir şair. “Sana Aşk Dedim Ey Ölümsüz” adlı kitabındaki kapak resmi eşi Gülnur Hanım’ın eski bir fotoğrafı. Fotoğraflar eskiyor ama ya aşklar öyle mi? Öyle bir -aşk- demiş ki kendisi gibi öğretmen olan bu hanıma, bir şair ancak böyle sever ve sevilir diye düşünüyorum.

Gülnur Hanım’ın patates yemeği için soğan doğrarken bile gözlerinin yaşlanmasına tahammülü olmayan bir adam. Ve Zeki Bey Bursa’da imza gü-nündeyken eşine kavanozda ev çorbası getiren bir kadın. İşte şiirin ta kendisi budur.

Aşkınızın hikmeti nedir diye soruyorum Zeki Hoca’ya, şairin cevabı pek tabii ki şiirle oluyor; “oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya/ bir dilim ekmeğin, bir iki zeytinin başınaydı doymamız” (Cemal Süreya) diyor. Bu güzel aşkın iki büyük armağanı bu dünyaya, oğulları Şafak ve Güneş… Şairin “Sen Geleceksin Diye Bebek” isimli son kitabına bakılırsa, 18 aylık torunları İsmail Deniz’de Şafak Bey ve Zeynep Hanım’ın onlara en büyük armağanı. Hocam pipo içiyordunuz önceden diyorum, “evet 40 tane pipom vardı, torunun olacak dedikleri gün sildim onları” diyor.

Bu şair aşkın ve emeğin ağarttığı beyaz saçlarında, ışıl ışıl gözlerinde ve huzurlu gülümseyişinde yaşamın sırrını saklıyor, almak isteyenlere pek tabi ki… Bir düşünsenize, yolda yürürken bir kitap dükkânına giriyorsunuz ve şiirlerle karşılanıp şiirlerle uğurlanıyorsunuz. Bu kış gününde daha ne ısıtabilir ki insan olan bir insanın içini…

Ben birkaç saatlik sohbetimiz esnasında bu dükkâna her gelenin gözlerinde farklı bir ışıltıyla, ellerinde aradıkları kitaplar yanı sıra farklı birçok kitapla çıktığını gördüm. Okumaya ve şiire daha bir aşık olarak çıktıklarını gördüm bu dükkândan.

M. Zeki Gezici’nin avucunda sıkılmış bir kağıt topu. Aslında ben böyle içine kapanık bir insanım diyor. Ya beyaz bir kağıt olsaydım diyor ve susuyoruz. Bir gün yolunuz düşerse demeyeceğim, eğer Zeki Bey sizin Türkçe öğretmeniniz, babanız, dedeniz, dostunuz, keyifle okuduğunuz şairiniz değilse yolunuz buraya düşsün. Onun herkese okuyacak birkaç dizesi, vereceği mutluluk sırları var. Herkesin sırrı kendine, benim aldığım bana kalsın, sizin aldığınız size…

“Kitapların ve sanat eserlerinin büyük çoğunluğu üretilme amaçlarını da aşarak insanları hasta edebilirler; çünkü onlar: eskiçağın ilkel, ortaçağın feodal, yeni ve yakınçağın kapitalist üretim ilişkileri sonucu olarak ortaya çıkmışlardır, çok azı ise onların açtıkları yaraları iyileştirmek için savaş verirler.” Bir kitabında böyle söylüyor Zeki Hocam ve kanımca kendisi kendisini yazmış bilmeden. O hem kitaplarıyla hem konuşmalarıyla işte bu yaraları iyileştirmeye çalışıyor.

 

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.