Haftanın Hikayesi – Kanlı Mektup / Hatice Alkan Yakut 

0
466

 Okuyacağınız yaşanmış bir hikâye. Bunların canlı tanığı; azmederek, cesaretle elli yaşından sonra okuma-yazma öğrenen, yetinmeyip bilgisayar kullanmaya başlayan Hatice Alkan Yakut’un kaleminden tüm saflığı, doğallığı ile dökülmesi takdiri hak ediyor.

  ÇİÇEKLİ KÖY’ÜNÜN ULAŞIM ÇİLESİ 

       Günlerden bir gün at üzerinde bir beyefendi çıka geldi Çiçekli Köy’e. Muhtar onunla selamlaşıp sonra evine götürdü; konuşup, tanıştılar. Bu adam hayırsever bir iş adamıydı. Muhtarla birlikte köylünün halini hatırını sordu.

– Ben iş adamıyım. Sizin yolunuz yok gördüğüm kadarıyla.

     Köylüler onu ağırladılar. Yemek çıkarıp, ikramlar sundular. O da köylünün dertlerini dinledi. Ulaşım sorunu çekilmez haldeydi.  Köylüyü kurtarmak için yollarının yapılması kararını aldı. Muhtara birkaç ay içinde yolun yapılacağını söyledi.

      Gerçekten bir ay içinde kaymakam, belediye başkanı,  mal müdürü,- daha önce gelen iş adamı olan – Kadir Bey;  dört atlı doğru muhtarın evine sürdüler atlarını.  Onları gören muhtar sevinçten göklere uçtu.  Ev halkını harekete geçirdi.

“İlçeden bilirkişiler geldi” diye komşulara haber verdi. Komşular erkekli- kadınlı muhtarın evinde aldılar soluğu. Muhtar her birine bir görev verdi, adamların yanına döndü.

      Köylüler koşuşturmaya başladı. Dut ağaçlarının altına kilim serip üzerine minder, yastık koyarak konukları oraya buyur ettiler. Orada bulunan gençlerden biri pınarın buz gibi soğuk suyundan getirdi, ikram etti konuklara. Köylülerden kimisi kuzu kesti, kimisi ateş yaktı.  Kadınlar özene bezene mezeler hazırladılar. Gençler mangalı yaktı. Dut altına sofralar açıldı. Misafirler sofraya sıralandılar.

 Şenlik başlamıştı bile.  Köyün bütün erkekleri oraya toplandılar.

      Baharın bütün güzelliği sergilenmişti her yerde. Kasabadan gelen konuklar yiyip içtikten sonra yeşil çiçekli çimenlerinin üzerine uzanıp hoş sohbetlere daldılar.  Ev sahibi köylüler kaval çalarken, komşu köyden gelen biri de saz çaldı.

 Delikanlılar oynadı.  Yaşlılardan biri eski gurbet türkülerinden söyleyerek uzun hava çekti. Herkes onu alkışladı. Ortam oldukça hoştu. Az sonra köyün yolunu yapacak ekipte yetişti bu şölene.

   Kamyonlar arkada, iş makineleri önde kaba taşları iteleyerek köye girdiler.  Köy meydanı düğün yerine dönmüştü. Kasabadan gelen bilirkişiler oldukça mutluydu. Köyün gençleri el göğüste hizmetlerini sunuyordu onlara. Belediye başkanı muhtara seslendi.

-Gel sen bari bize katıl.

 Muhtar sol elini göğsüne bastırarak cevap verdi.

 – Aman efendilerim, beylerim biz hepinize kurban oluruz. Hiç sizin yanınızda bizim yememiz, içmemiz yakışık alır mı? Siz buyurun, siz yiyin, için. Afiyet olsun. Size hizmet edelim daha sonra yeriz biz…  

      Konuklar ağırlandıktan sonra gençler, orta yaşlılar,  muhtar hep birlikte oturdular sofraya. Onlar da karınlarını doyurdular. Vakit akşama dönmüştü. Sofralar toplandı,  bilirkişi heyetini uğurladılar. Komşu köyden olanlar köylerine diğerleri de evlerine dağıldılar.

       Yol ihalesini alan ( Yakışıklı Gâvur Kadir lakaplı ) iş adamı ekibiyle birlikte muhtarın gösterdiği köy odasına yerleştiler.

      Ertesi gün yol yapımı başladı. Köyün kadınları sırayla yemek yapma görevini üstlendiler. Tüm marifetlerini ortaya koyuyorlardı. Her gün bir evde yemek yapılıyordu ekibe. Kadir’in Gâvur lakabı almasının sebebi işini güzel ve sağlam yaptığı içindi. Gâvur gibi sağlam ve güzel yapıyor işini demişler, öyle de kalmıştı.

      Günler, haftalar derken yollar açılmaya başlamıştı.

      Kadir,  köylüyle içli dışlı olmuş, kaynaşmıştı. Köy hayatına bayılıyordu. Muhtarla sohbet sırasında bekâr olduğunu,  şehirli değil, köy kızıyla evlenmek istediğin söyledi.  Muhtar kafasını salladı.

– O iş kolay, köyde çok güzel kızlarımız var. Sen beğen gerisini bana bırak. Müteahhit Kadir gözünden kaçmayan Hasan’ın kızı Yasemin’i söyledi.  “Eğer o kız olursa ne derseniz oradayım” dedi.

  Söz üzerine söz verdi. Muhtar  “İyi olur,  zavallı kızın annesi de yok, iyi bir evlilik olacak” diye içinden geçirdi.

      Muhtarın aracılıyla Yasemin’i babası Hasan’dan istediler. Hasan Baba’ da muhtara güvenerek “ Tamam” dedi. Sözü verilen Yasemin mutluydu. İş adamı ile evlenecek, bir de şehre gelin gidecekti. İçerden dışarıya çıkmıyor, aceleyle işlerini yapıp düğün için hazırlanıyordu.  O artık sözlenmişti. Köyün âdeti sözlü kız mümkünse kimseye gözükmezdi, o da bu kuralı uyguluyordu zaten.

      Bu gençler birbirine çok yakışmışlardı. Yasemin’in kız arkadaşları hem özeniyor hem kıskanıyorlardı onları.

      Kadir fırsat buldukça gizli gizli sözlüsüyle buluşuyor, hasret gideriyorlardı. Birbirlerini deli gibi seviyorlardı.

      Üç ay olmuştu sözleneli.  Mutlu kız günden güne halsizleşiyordu, iştahı kesilmişti. Buna bir anlam veremeyen genç kız köyün ebe ninesine gitti derdini anlattı.  Ebe nine kendi yöntemiyle kızı inceledi ki olanlar olmuştu.

     “Eyvah kızım yanlış yapmışsın, hemen düğününüz kurulsun” dedi.  Kadir’in işi olan yol bitmek üzereydi. Kadir işi ağırdan alsa da yol işi tamamlandı.

      Hasan Baba’nın evinin dibinden geçen yeni yolda iş makineleri sıralanmış, gitmeye hazırlanıyordu. O arada Yasemin bir mektup yazdı sözlüsüne.

 Canım Kadir’im

      Gizlice köyün ebe ninesine gittim ki o gece olanlar olmuş.  Hamile olduğumu öğrendim. Acele düğünümüz olursa kimse anlamaz. Elini çabuk tut,  beni kurtar Kadir’im.

      Mektup elinde Kadir’in vedalaşmaya gelmesini bekliyordu. O arada arabalar yüksek gürültüsüyle harekete geçmişti bile. Kadir aceleyle Yasemin’in babasının elini öpmeye geldi.   Yasemin üzgün bir suratla bekliyordu. Babasının yanında konuşamazdı sözlüsüyle. Fırsatını bulup yazdığı mektubu Kadir’in cebine sokmayı başarmıştı. Kadir vedalaşıp oradan ayrılırken Yasemin babasından gizli arka pencereden bir şeyler dedi ama Kadir iş makinelerinin gürültüsünden anlamadı.  Köyü ve sevdiği kızı geride bırakan Kadir üzgündü.  Ama tez dönecekti. El sallayarak gitti,  yeni yol tozları kaldırarak onu yuttu. Yasemin gözyaşlarıyla arkasında bakakaldı.

      Kadir uzun bir yolculuktan sonra Ankara’daki evine varıp üzerini değiştirdi. Ayağının tozuyla başka ihaleler peşindeydi. Çalışan kazanır misali o ihaleyi de kazanmıştı. Bu çok büyük bir işti, sevindi.

“Yasemin’in şansı” diye düşündü. Yeni başladığı iş Ankara- Beypazarı arasındaydı. Aceleyle git- gel yaparken mutluydu. Ama mutluluğu kısa sürdü. İş kazası yapan Kadir uzun süre komada kaldı.  Kazada beyni zedelenmişti ve sağ ayağında da kötü bir kırık vardı.

     Yasemin’in gözleri yollarda kaldı. Bir hafta, iki hafta derken aylar çabuk geçer olmuştu.  Söz verdiği düğün tarihi uzadıkça uzuyordu. Kız çıkmaza girmişti.  Sözlüsünden bir haber, bir mektup beklese de boşuna.

     Günler, haftalar, aylar geçtikçe Yasemin’in hal ve hareketi değişmişti.  Kız üzüntüsünden hasta oldu. Rengi sarardı soldu, yemez içmez yataktan kalkmaz oldu. Hasan Baba bir gün kızına sordu.

“Sen yemez içmez yatıyorsun ama kilo aldın neden? ”dedi. Kız babasından gözlerini kaçırdı. Hasan Baba kızının hem babası hem anasıydı. Çok küçükken anası ölmüştü. Kızı kızarınca “Eyvah “dedi. Durumu anlamıştı ama belli etmedi. Umutluydu, Kadir gelecek diye bekliyordu. Fakat gün geçtikçe korkuları artıyordu.

      Köyün içinde dedikodu başını alıp gitmişti. Ağzı olan konuşur olmuştu.

 “Hasan kızını iş adamı diye verdi.  Adam hevesini aldı şimdi de ortalıkta yok” diyorlardı. Bunları duyan Hasan Baba şaşkındı. Gücü kızına yetti. Hiç kıyamadığı kızını dövdü.

     “Neden bana ihanet ettin, bu bana reva mıydı?” diye söylemediği söz, etmediği eziyet kalmamıştı. Daha sonrada onu odaya kapattı.  Köyün büyükleri toplandı, Hasan Baba’yı da çağırdılar.

“Kızın evlilik öncesi yaptığı hatanın cezasını çekecek, bunu biliyorsun Hasan Efendi” dedi Kasım Dede.   Köyün âdetinde evlilik öncesi yapılan hatalar ölümle sonuçlanırdı. Hasan Baba’ya bir ay mühlet tanıdılar.  Ya o adamı bulup namussunu temizleyecek ya da kızının hayatına son verecekti. Yok, ikisini de yapamam derse köylü yapacaktı onun yapamadığını.  Hasan:

–  Bana iki ay mühlet verin köylülerim, bir bakarsın gelir sözlüsü.

 Köylü hep birlikte sesini yükseltti.

“O adam gelse de suçlu. O köyümüze ihanet etmiş, bir de bırakıp gitmiş. Gelirse onun da cezası ölüm” dediler. Çaresiz Hasan kızını odaya kapattı. Ekmeksiz- katıksız ölüme terk etti.

      Komşu Melek Nine Hasan’ı takip ediyor, o evden uzaklaşınca gizlice kıza ekmek arası bir şeyler ve şişede su atıyordu pencereden. 

 “Sağ ol Melek Nine” diyerek attıklarını alıp yiyordu Yasemin.  Büyük umutlarla sözlüsü Kadir’i bekliyordu. Ama Kadir’den ne selam ne de bir haber vardı.  

     Anlı- şanlı düğün yapacak adam hevesini almış kayıplara karışmıştı köylünün nazarında.

     Bu kız bir şekilde ölecekti. Yoksa kötü örnek olurdu genç kızlara. Büyüklerin düşüncesi böyleydi. Ya babası ya da köy verecekti onun cezasını.  Köyün ebe ninesi çevre köylere gizlice haber gönderdi. “Bizim köyde bir kadersiz taze var” dedi. Bu haberi alan diğer köylerden kalmış bunalmış, yaşı ilerlemiş, evlenemeyen çaresizler harekete geçmişti. Köye ilk gelen yetmişlik Hamza, ebe nineyi buldu.

 “Ben bu kadersize talibim” dedi. 

     Birçok işkenceden sonra o gece Hasan Baba ve ebe nine on sekiz yaşındaki kızı ölümden kurtarmak için, yetmişlik adama verdiler. Yasemin kendi köyünden çok uzak olan köye ve yetmişlik kocaya, sırf ölümden kurtulmak için gözlerinden kanlı yaş akıtarak gitti. 

      İş adamı Kadir aylar sonra komadan çıktı. Uzun zaman kaldığı hastaneden taburcu olmuştu nihayet. Aksayan ayağıyla topallayarak taksi çağırdı, evine geldi. Zar zor duşunu aldı. Dolaptan elbisesini çıkardı, giyindi. Elini cebine soktu cüzdanını çıkardı. O cüzdan bir şeyler hatırlatıyor gibiydi. Cüzdanı karıştırırken bir de baktı ki bir zarf.  Zarfı açtı,  mektubu okuyunca beyninde şimşekler çaktı. İşte o zaman Yasemin’i hatırladı.  Mektupta kız hamile olduğunu yazmıştı.  “Aman Allah’ım” dedi. Ama dokuz ay çoktan bitmişti.  Hiç vakit kaybetmeden sözlüsünün köyünde aldı soluğu. Doğru muhtarın evine vardı. Muhtar onu görünce silahına sarıldı. Kadir,

“Dur muhtar baba konuşalım da sonra vur beni” dedi. Muhtar elindeki silahı fırlattı,  oturdu. Kendini tutamadı, hüngür hüngür ağlıyor hiçbir şey anlatamı-yordu. Komşular geldi. İçlerinde yaşlı olan Mehmet Amca olanı biteni bir bir anlattı. Kadir anlayacağını anlamıştı. Yasemin bir gecede yok olmuştu. Kızın babası Hasan’ da kahrından ölmüştü.  Bu durumdan suçlanan Kadir, köy halkından korktu. Sessizce arabasına bindi.

Köyün içinde birkaç kişiye sordu.

“Hasan Baba’nın kızına ne oldu diye?”

 Ama kimse bir şey bilmiyordu.

      Kadir üzüntüyle evine geri döndü. Mektubu okuyup okuyup ağladı. Sonra mektubu dörde büktü, üzerine “Yaban gülü Yasemin’im” diye yazdı, cüzdanına koydu.

      Öldü mü yoksa bir yere verdiler mi? diye düşündü durdu. Sorsa da, araştırsa da kimse bir şey bilmiyordu zaten. Bin bir düşünceyle yanıp kavrulurken, Yasemin buhar olmuş çekilmişti göklere.

      Oysa Yasemin’in gittiği evde küçük ama çok küçük, parmak kadar bir kız çocuğu bu acımasız dünyaya merhaba demişti. Köylüler “Yedi aylık doğdu” diye tahmin yürütüyorlardı. Bebek oldukça zayıf ve gelişmemişti. Yasemin ise doğumdan birkaç saat sonra çektiği çilelerle birlikte bu dünyaya gözlerini kapamıştı. Arkasında bıraktığı küçük bebeğin adını Yasemin koydu yaşlı baba. Köyün ebesi aylarca o bebeği pamuk içinde, kadınlardan süt toplayarak besledi.   Yasemin’in acısına dayanamayan yetmişlik kocası da birkaç ay sonra ölmüştü.

     Hem öksüz hem yetim olan küçük kız evden eve taşınarak büyüyordu.  Aylar, yıllar akıp giderken küçük Yasemin büyümüştü. Köylüler el birliğiyle bu kızın ihtiyaçlarını temin edip Onur adında bir genç ile evlendirdiler.

     Mutlu bir hayata başlamıştı Yasemin. Artık onun da bir evi olmuştu. Eşi Onur iş aramak için ilçeye gitti. İlçede bir fabrika yeni kurulmuştu.  İş başvurusu yapan Onur hemen cevap almıştı. Gâvur Kadir, son zamanlarda Yasemin’in o köye verildiğini duymuştu. O yüzden Onur’un başvurusunu hemen kabul etmişti. Ertesi gün iş başı yapan Onur, köyden bir kaç kişiye de vesile oldu.  Onlar da işe başladılar. İşveren bu köyün başvurularını geri çevirmiyordu. 

      Köylüye ekmek kapısı oluğu için hep birlikte patronu köye davet edelim diye arkadaşlarla karar aldılar. Bu köylüler iyilik yapan kişiye yemez yedirirlerdi. Bu beyefendiyi davet ederek ona hürmet göstermek istediler. Onur “ İlk işbaşı yapan benim, bu adamın çok iyiliği oldu hem bana hem köyümüze, onu evimde ağırlamak isterim” dedi.  Arkadaşlarıyla birlikte kuzu kestiler. Bayanlar yemekleri pişirdi.  Köyün gençleri toplandı, erkeklere sofra açıp servis yaptılar. Yemekler yendi,  eğlenceler başladı. Türkü söyleyenler sıralandı. Sırası gelen çıktı ortaya. Yanık türküler yürek yaksa da dinleyenler çoktu.

Gece yarısına kadar eğlence sürdü. Daha sonra herkes evine gitti. İşveren Onur’un misafiriydi. Misafir bey Yasemin ile ara holde karşılaştı. Adam gözlerine inanamadı.

“Olamaz! olamaz! “ diye yere yığıldı. Onur adamı kucaklayıp kaldırdı. Koluna girip misafir odasına götürdü, hazırlanan yatağı açıp yatırdı.

“Biraz alkol aldı ya ondan” dedi. Sabah kalktığında adamın gözleri kan çanağı gibiydi, belli ki uyumamıştı.

     Kahvaltıyı yaptılar, Onur onu uğurladı. Bir hafta sonra işveren bey tekrar köye geldi.  Doğru Yasemin’in evine vardı. Yasemin annesinin kopyasıydı. Hiç düşünmeye gerek yoktu, o kadar annesine benziyordu ki. Yirmi beş sene önceki Yasemin ince bel, uzun boyuyla bir dal gibi zarif, ela- menekşe gözleriyle “Baba ben buradayım” der gibi karşısında ona bakıyordu. İşveren Kadir avazının çıktığı kadar bağıracaktı ama kendini tuttu. Pat diye olmazdı bu. Köylünün de huyunu bilmiyordu zaten. Hem nasıl anlatırdı?

      Onur elinden geldiği kadar patronuna hürmetini gösteriyordu. Ama adam mutsuzdu.  Gözleri dolu dolu herkesi inceliyordu. Bu adam neden bu kadar huzursuzdu? Hizmet, hürmet ağırladı ama adam hiç bir açıklama yapmadan gitti. Onur’ da, Yasemin’de bir anlam veremediler adamın davranışına.  Bir ay sonra tekrar geldi Kadir Bey. Birçok hediyeler getirmiş bir yaşındaki Onur’un oğluna; giysiler, oyuncaklar… Arabasının içi hediyelerle doluydu. Hepsini Onur’un eve indirdi. “Arkadaşlarınızın çocuklarına da verirsiniz” dedi.

     Onur,  “Bu adam çok iyi birisi, herkese iyilik yapmak istiyor” dedi. Oyuncakları, çocuk giysilerini bir bir dağıttı arkadaşlarının çocuklarına.

     Kadir Bey birkaç kişiyi daha işbaşı yaptırdı. Yeni açılan fabrika o köyün insanıyla dolmuş gibiydi. O yüzden köylü bu adama hürmet gösteriyor, hizmet etmek için can atıyordu ama adam Onur’un evinden başka eve gitmiyordu.  Bu durum köylünün gözünden kaçmamıştı. “Birçok kişiyi işe aldı, herkes saygıyla onu ağırlamak istiyor ama adam Onur’un evinden başka eve gitmek istemiyor” diyen köylünün fikri değişmişti.

    Babası yaşındaki adam Yasemin’e yanlış yapar mıydı? Köylü yakıştırmıştı bile.  

     Haftalar sonra Onur’un evinin önünde bir araba durdu. Kadir Bey, Onur ile birlikte arabadan inip eve girdiler. Az sonra kapı çalındı, Onur’u çağırdılar.

 Onur:

 “Yasemin beş dakika bir yere gidiyorum hemen gelirim, sen kahveyi yap” dedi.   

        Yasemin elinde cezve ocağın başında kahveyi pişiriyordu.  O arada kapılar çarptı, hızlı adımlarla içeriye birileri girdi. Yasemin başını çevirdi ki kaynı Musa arkasından da dört kişi içeriye daldılar. İlk iş olarak kadının ağzını kapatıp, elini ayağını bağlayıp bıraktılar.  Misafir odasına girip o adamın da ağzını bantladılar, elini ayağını bağladılar. Adam bir şeyler demeye çalışıyordu ama dinleyen yoktu.

     İkisini de karga tulumba arabanın içine koydular. Yangından mal kaçırır gibi gaza bastılar, yıldırım hızıyla köyden çıktılar.  Arabayı dere yatağı kuytu bir yere çektiler. İkisini de arabadan sürükleyerek indirdiler. Ellerinde sopalar. Onur’un kardeşi Musa,  Yasemin’i saçlarından tutup yere fırlattı,  elindeki sopayla kadına girişti. Hiç bir şey sormadan vurmaya başladı. Kadın  “Suçum ne?  Kaynım kulun kölen olayım yapma bu zalimliği” diyordu ama dinleyen yoktu. Beş kişilerdi, kaynı gelini, diğerleri adamı dövüyordu.  Kayın Musa, geline sopayı çakıştırarak parçalarcasına dövüyordu.  Dövmekten yorulan arkadaşlar arabanın koltuğunu kaldırıp adamı koltuğun altına soktular. Kadını da sürükleyerek arabanın ön koltuğuna attılar. Beşi birden koltuğun üzerine oturdular,  koltuğun üzerinde zıplamaya başladılar. Bir patlama oldu ki sanki bombaydı. Adamın bağırsakları arabanın içine fışkırdı. Bu da yetmezmiş gibi arabayı dağ yoluna çıkardılar, adamın parçalanmış bedeninden ceketini çıkardılar.  İş adamının ceplerini boşalttılar. Çekler, senetler; cüzdandaki paraları paylaştılar. Bir de mektup çıkmıştı adamın cebinden.  Üzerinde Yasemin yazıyordu. O yazıyı gören Musa kadına iki tepik daha salladı.

“Yaban gülüm Yasemin ha! Geber…” dedi. Yarı baygın kadın onları izliyordu. Mektubu diğerleri sırayla okudular.

“Yasemin yazmış bu mektubu ama hangi Yasemin?” Dedi oradaki arkadaşın biri. Diğeri,

“Yahu arkadaşlar bu mektubu Yasemin yazmış ama mektup oldukça eski” dedi. Musa dolu kafayla,

-Ne fark eder eski ya da yeni.

      Biri mektubu yüksek sesle ile okudu.

“ Canım Kadir’im

      Gizlice köyün ebe ninesine gittim ki o gece olanlar olmuş.  Hamile olduğumu öğrendim. Acele düğünümüz olursa kimse anlamaz. Elini çabuk tut,  beni kurtar Kadir’im.” diyordu.

Mektup okunurken Musa parçalanmış adama iki tekme daha çaktı. “Vay alçak vay” dedi.  

Oysa mektup o kadar eskiydi ki katlanan yer nerdeyse bölünmüştü. Diğer arkadaşı mektubu aldı baktı baktı! Birinin kafası çalıştı sonunda.

“Olamaaaaaz” diye bağırdı.  Onur’un kardeşi Musa sinirle söylendi.  

 – Olmuş olanlar, dahası var mı?

“Eyvah biz yanlış yaptık,  adamı dinleseydik” derken mektubu elinden fırlatıp attı. Mektup arabanın ön koltuğunda yatan kadının döşüne düştü, kadın can havliyle mektubu kaptı koynuna soktu.

 Musa anladı ki gelinin de, adamın da bir suçu yokmuş. Boşuna onları heder etmişlerdi. Ama  “Yapacak bir şey yok” deyip arabanın frenini çekip dikine aşağı bıraktılar,  arabanın kapısı açıktı. Araba hareket eder etmez kadın pat diye yere düştü. Araba taklalar atarak uçurumdan yuvarlandı. Biri gelip yerde ki kadının kafasına ayağıyla çaktı. “Bunu ne yapalım, düştü?” dedi. Diğeri “ Kaza yapmışlar,  bizim yapacağımız bir şey yok” dedikten sonra çekip gittiler. Kadını ölü sandılar. Yarı ölü dağ yolunda kalan kadına gece yıldızlar eşlik etti. Ezilmiş yılan gibi dikenlerin içinde kâh emekleyerek, kâh yuvarlanarak,  kâh sürünerek sabaha kadar dağdan aşağı yola inen yaralı gelin kanlar içinde oracığa yığıldı.  Sabah ezanı okunduğunda köyün dışındaki tek eve yaklaşmıştı.  Yaşlı Osman Amca ineğini götürüyordu. Alkanlar içinde onu gördü korktu.

Kızcağız “Korkma amca” diyemedi.

     Gözünü açtığında hastanedeydi. Günlerce hastanede kalmıştı. Sonunda Onur geldi. Polis, kadının ifadesini aldı.  Onur’un suçsuz olduğu anlaşıldı. Diğerleri cezaevine gönderildi. Kaynına inat evine dönen Yasemin yüzünü görmediği annesinin,  iş adamı sandığı babasının kanlı mektubunu tekrar tekrar okudu.

SON