Haftanın Yazarı – Josef Kılçıksız’ın şiir ve öyküleri üzerine / Ümran Düşünsel

0
348

Yüzlerce yıldır suyu azalmayan, yağmuru, karı, eriyen buzları kendine katıp güçlenerek denize koşan bir ırmak. Ve yine yaptığı o uzun yolculukta gördüklerini, yaşadıklarını, tanıklık ettiklerini kendine dâhil etmiş, suyu bazen arı, bazen bulanık, bazen isyanla köprüleri yıkan ve bazen de duru, sakin akan bir ırmak. Kâh yer altı mağaralarında susup demlenen, kâh dağ zirvelerine tersine akan bir ırmak: İnsanların kıyısından izlediği, girip serinlediği, uzaktan el salladığı, korktuğu, öfke duyduğu, içtiği, yıkandığı, içinde boğulduğu…

Ve bu uzun yolculuğuna eşlik eden kokuları, renkleri eksiltmeden, deforme etmeden menziline kadar muhafaza etmeyi boynuna borç bilmiş bir ırmak.

Josef Hasek Kılçıksız’ın şiirlerinin de öykülerinin de okuduktan sonra bana çağrıştırdığı bu oldu.

Josef’in bir derdi var. Güzeli daim kılmak, çirkini güzele evirmek gibi ama bunu mesaj olarak vermiyor, dayatmıyor. Korkuları, tabuları da eşeliyor ateşi maşayla karıştırır misali.

Filmi, seyirci koltuğuna gömülmüş izlemiyoruz da film setinde geziniyoruz daha çekim aşamasındayken. Kokular burnumuzda, sesler kulağımızda, renkler gözümüzde, tadı damağımızda.

Her iki kitabını daha dosya halindeyken okuduğumdan gönül rahatlığıyla tavsiye edebiliyorum.

Şiirlerinin bir kısmının yer aldığı “Buzdan Kuşlar Ormanı” ve yine öykü/anlatılarının pek azının sığdırıldığı –Yüzlerce şiir ve öykü arasından seçmekte gerçekten zorlandık- “Zamana Adanmış Yüzlerimiz”i farklı ses ve söz arayanların seveceğini düşünüyorum.

Keyifli okumalar.

 

Josef Kılçıksız