İstanbul’un Çöpçü kadınları belgesel yapılıyor / Nuri Terzi Kaymaz

0
200

Merve Tanrıkulu – nURİ tERZİ kAYMAZ

 

“Terzi” Nuri Kaymaz, Osmanlı’nın son dönemi, Cumhuriyet’in ilk yıllarında İstanbul sokaklarında temizlik hizmeti veren çöpçü kadınları belgesel yapmaya hazırlanıyor. Belgeselin senaryosunu 4 Kasım’da Kültür ve Turizm Bakanlığı’na gönderdiğini belirten Kaymaz, Bakanlıktan destek beklediğini söyledi.

İki yıl önce yönetmen Aydın Bağardı’nın çektiği 45 dakikalık “Hamallar” ve “Pera’da Moda” belgesellerine danışmanlık yapan “Terzi” lakaplı Nuri Kaymaz, şimdi de Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında görülen “Kadın Çöpçüler”i belgesel yapmaya hazırlanıyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’na 4 Kasım’da belgeselin senaryosunu gönderdiğini ve bakanlıktan destek istediğini söyleyen Nuri Kaymaz, Malatyalı bir terzi. İlkokul dörtten ayrılmak zorunda kaldıktan sonra İstanbul’da Rum ve Ermeni terzilerin yanında uzun süre çalışmış. Daha sonra kendi dükkanını açan Kaymaz, terzilik mesleğinin pabucunun dama atılmasıyla iflas ettiğini ifade ediyor. Uzun süre işsizlikle mücadele eden Kaymaz, yeni terzi dükkanı açamayacağını anlayınca, soluğu konfeksiyon atölyelerinde alıyor.

Terzi Nuri Kaymaz, işten arta kalan zamanlarını, unutulmuş veya unutulmayla karşı karşıya olan meslekleri gün ışığına çıkarmak için çalıştığını belirtiyor. Evinde 3 bine yakın kitap ve eski dergi bulunan Kaymaz, yakın tarihe ilgisinin olduğunu belirterek; “Osmanlı’nın son dönemlerini anlatan kitaplar okuyordum. Sürekli erkek figürlerle karşılaştım. ‘Kadınlar hayatın neresinde?’ sorusunu sordum kendime. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın, ‘Türk kadınının iş hayatına girme çabalarını’ konu alan makalesini bulup okudum. Osmanlı’nın son dönemleri ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında, İstanbul’da kadın çöpçüler olduğunu öğrendim. O döneme ait birkaç kadın çöpçü fotoğrafı buldum. Arkadaşlarımla konuyu tartıştım, olumlu yaklaştılar. Kadın çöpçüleri belgesel yapma fikri böyle gelişti.” dedi.

“Kadın Çöpçüler” belgeselinin Sirkeci, Süleymaniye, Beyoğlu, Büyükada, Beyazıt ve Sultanahmet’te çekileceğini belirten Kaymaz; Şevval Sam, Aynur Haşhaş, Ayla Öztürk ve Neriman Çelik’le görüşmeler yapacağını ifade etti.

Nuri Kaymaz, hem yazar hem yönetmen olarak imza atacağı “Dersaadet’te İlk Hanım Elleri: Kadın Çöpçüler” adını taşıyan belgeselde vurgulanan konuları şöyle özetledi:

Meşrutiyet’in ilanıyla, kadınlar toplum içerisinde daha fazla görünmeye başladı…
“II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte Osmanlı kadınının toplum içerisinde daha fazla görünmeye başladığı ve yavaş yavaş iş dünyasında kendine yer edinme gayreti içerisinde olduğu görülüyordu.

Feminizm hareketini Amerika’dan Osmanlı’ya taşıyan, İstanbul’da bisikletle ve peçesiz olarak sokağa çıkan ilk kadın Mary Mills Patrick, 1876 yılında henüz 26 yaşında genç ve idealist bir kadın. Böyleiken, Üsküdar’da faaliyet gösteren İstanbul Kız Koleji’nde felsefe hocalığına başladı. Kolejde 1890’da müdireliğe başlayan Patrick, 1924 yılına kadar bu görevde kaldı. Bu dönemin Osmanlı kadını üzerindeki değişimini şu sözlerle ifade etmekteydi: ‘Kadınların peçesi üzerine mücadeleler özellikle savaşın ilk yılında dikkat çekiciydi. Eski günlerde hiçbir zaman bir Türk kadını sokakta peçesiz görülmezdi. Ancak savaşın ilk zamanlarında peçeler kayboldu, etekler kısaldı ve artık kadınlar her türlü ilerleme ve eğitime hazırdı’…”

Osmanlı’da temizlik anlayışı

“Dünya’da ilk çevre kanunu Kanuni Sultan Süleyman döneminde oluşturuldu. Fatih Sultan Mehmet, vasiyetnamesinde; ‘İstanbul’un her sokağına ikişer kişi tâyin eyledim. Bunlar ki, ellerinde bir kap içerisinde kireç tozu ve kömür külü olduğu halde, günün belirli saatlerinde bu sokakları gezeler. Sokaklara tükürenlerin tükürükleri üzerine bu tozu dökeler ki, 20’şer akçe yevmiye alsınlar’ diyerek, sokak temizliğine ne kadar önem verdiğini göstermekteydi.”

“Osmanlı’da temizlik anlayışını İskoçyalı Asilzâde İngiliz Milletvekili H. Munro Butler Johnstone, ‘Türkler’ adlı kitabında, ‘Osmanlı yeryüzünün sadece en kibar milleti değil, aynı zamanda en temizdir der.

 

Gerçek şu ki, temizliğin dışında nezâket hiçbir şey ifade etmez. Temizlik, onlar için sadece sıhhat amacıyla uyulan bir şey değildir. Onu samimi olarak dinî görevlerinden biri sayarlar. Durulamak, temizliğin temelidir. Daha ötesi, Türklere göre evler de insanlar gibi tertemiz ve kirlenmemiş olarak tutulmalıdır… Onun evi, temizliğin mabedidir.’ sözleriyle ifade etmekteydi…”

“Osmanlı’da şehrin temizliğini Subaşı’nın emrinde çalışan ‘çöpçü subaşı’ yapmaktaydı. Bu kimseler sokaklardan geçerken ‘çöp çıkaran, çöp çıkaran’ diye bağırırlar, sırtlarındaki küfe ile sokakları dolaşır birikmiş çöpleri küfelerine doldurarak denize atarlardı. O devirde sanayi olmadığı için çöpler suda erir gider, deniz günümüzdeki kadar kirlenmezdi. Çöp çıkaranlara eskiden ‘Arayıcı Esnafı’ da denirmiş.

1850’li yıllara, yani Şehremaneti’nin kurulduğu döneme kadar temizliği arayıcı esnaflar üstlenmiş. Çöp arabaları ilk kez 1854’te yapılır. 1854’te kurulan Şehremaneti (Belediye), şehrin çöp ve temizlik işleriyle yakından ilgilenmeye başlar. Çöp ve çöpçü kavramları Şehremaneti’nin kurulmasıyla birlikte telaffuz edilir…”

Sokaklara kadın eli değiyor…

“Birinci Dünya Savaşı’nda erkeklerin neredeyse tamamı cepheye gidince, şehremaneti kadın çöpçüler almaya başladı. Temizlik işinde çalışan 1100 amelenin büyük bir kısmı kadınlardan oluşmaktaydı. Hüseyin Rahmi Gürpınar, Türk kadınının iş hayatına girme çabalarını ‘Kadın Meselesi’ adlı yazısında şu şekilde dile getirir: ‘Artık Türk kadını yemeğini ocağa vurduktan, çocuğunun salıncağını çardağın altına kurduktan sonra, manide şarkıda kafesinde şakıyan kanarya ile yarışacak dağdasız, saf ve sefalı hayatı yaşayamayacak. Kadınlarımız nazik yaradılışı ile hiç uygun düşmeyen süfli ve ağır hizmetlere kadar girişti. Sokaklarda kadın çöpçüler görüyoruz. Yarın öbür gün yeldirmeli lostracılara, başörtülü hamallara, küfecilere rastlarsak garipsenmez. Muhabirlik isteği ile matbaalara başvuran kadınlara rastladım. Evet, şimdi kadın geçim sahnesinde erkekle omuz omuza yürümek zorunda kaldı.’

Hüseyin Rahmi, Darülbedâyi’nin geliştiği dönemde aktör Küçük Kemal’in tavsiyesi üzerine yazdığı Kadın Erkekleşince adlı tiyatro eserinde, kadının iş hayatına girmesiyle evde meydana gelen değişimi anlatmaktadır.”

“Osmanlı kadınlarının kocaları, babaları, amcaları, dayıları, oğulları orduya yazılıp cepheye sevk edilince, onlar da başkentin her türlü ihtiyacını karşılama gayretine girmişlerdir. Bu doğrultuda bazen fırıncı olarak, bazen sütçü olarak, bazen de Şehremaneti’nde bir memur olarak karşımıza çıkmaya başlamışlardır. Böyle bir ortamda Nezafet-i Fenniye Müdürlüğü bünyesinde kadın çöpçüler istihdam edilmiştir.”

“17 yaşında Osmanlı’nın New York konsolosluğuna sekreter olarak atanan Rum kökenli Demetra Vaka 1921 yılında İstanbul’a dönmüş ve hem Amerika’daki gözlemlerini ve hem de kadınlarımız üzerindeki gözlemlerini kaleme almıştır. Demetra Vaka, İstanbul’daki sosyal değişim ve kadın çöpçülere kitabında şöyle yer vermişti: ‘İstanbul’daki değişimleri yavan ve sıradan kılan bir manzara ile karşılaştım. Yüzleri peçesiz, gri pantolonlar giyinmiş Türk kadınlar sokakları süpürüyorlardı. Sonradan öğrendiğime göre bunlar, Osmanlı başkentinin tek temizlik görevlileriydi ve bu zorlu işle uğraştıkları sırada onları dikkatle izleme zahmetine katlanan biri, çoğunun genç ve güzel yüzlü olduğunu görebilirdi.

İçlerinden birine gülümsediğimde, bana tatlı, cüretkâr ve kadınsı bir zarafetle dolu bir gülümsemeyle karşılık verdi. Bu kadın çöpçülerin dokunaklı görüntüsü bendeki etkisini hiç yitirmedi. Kadınların bu işi yapmasına içerlendiğimden değil; zira çalışmak hayattaki en soylu şeydir ve tüm bir şehrin daha temiz ve sağlıklı hale gelmesini sağlayan faydalı bir iş iki kat değerlidir. Durmaksızın yerleri süpüren, pervasız trafikten sıyrılmak için sürekli manevralar yapmak zorunda kalan bu sessiz, gri figürlerin görüntüsünde bana asıl acı veren şey, bunların Osmanlı debdebesinin hüküm sürdüğü günlerde satın alınan, üzerlerine titrenen ve gözlerden ırak tutulan kadınlar olduğunu düşünmekti.

O zamanlar bu kadınlar fetihçi bir soyun haz kaynağıydı. Şimdi ise yenilgiye uğramış ve aciz duruma düşmüş olan o fetihçiler, kadınlarının, beş yüz yıldan uzun süre boyunca peçesiz yürümelerini yasakladıkları bu sokakları temizlemelerine izin veriyorlardı’…”

“Cemil (Topuzlu) Paşa’nın ikinci şehreminliği döneminde, 23 Mayıs 1919 yılında Vakit Gazetesi’nde Türkçe, Rumca ve Ermenice olarak yayınladığı temizlikle ilgili beyannamesi o dönemki hassasiyeti ortaya koyuyor: Bir müddetten beri İstanbul’da tifüs, kolera, verem hastalıkları salgın bir suretle çoğalıyor, bunun sebebi pisliktir. Temizliğe dikkat etmeyince bulaşır ve tutulan da kendini hekime baktırmazsa hem ölür, hem de etrafındakilere bulaştırır. Belediye gücü yetiştiği kadar sokakları temizlemeye, yıkamaya, pislikleri vesaireyi kaldırmaya başladı. Ancak sokakları temiz tutup kirletmemek ahalinin vazifesidir. Belediye ne kadar memur kullansa, ne kadar masraf etse ahali mütemadiyen süprüntü, kâğıt vesaireyi sokaklara attıkça yetişemez ve yapılan mesarif boşa gider. Hemşehrilerimiz dükkân ve hanelerinden çıkan süprüntü, kâğıt parçası vesaireyi sokaklara atmasınlar, araba gelinceye kadar bir kap içinde saklasınlar.’

Cemil Paşa’dan sonra şehremini olan Celal Bey, 1922 senesi Meclis açılış konuşmasında temizlik sorunundan çok fazla şikâyet etmemekteydi. Şehrin birinci ve ikinci derecede caddelerinin her gün süpürüldüğünü, temizlik arabalarının her gün muntazaman vazife yaptığını, temizlik işinde 1100 amele, 475 hayvan, 260 adet araba ve 3 adet kamyonla hizmet verildiğini ve bu 1100 amelenin büyük bir kısmının kadınlardan oluştuğunu söylemektedir.

Haber/Röpöjtaj: Ahmet Külsoy

 

Nuri Terzi Kaymaz <nurikaymaz61@gmail.com>