Sinema Severlere Yeni ve Eskilerden Seçmeler / Yazı Atölyesi

Yazar: Editör     Tarih: 5 Nisan 2017 19:07     Kategori: Duyuru, Edebiyat Haberleri, Editörden, Genel, Kültür Sanat, Müzik, Ne Var Ne Yok, Senaristler, Sinema
Sinema Severlere Yeni ve Klasiklerden Seçmeler
Sinemada, yeni ve eski filmler olsun, oyuncuları ve senaryoları ne kadar iyi olursa olsun bazı sinema filmlerinin ömürleri çok kısa olur. Bazıları ise oyuncuları ve senaryoları en fazla bir jenerasyona hitap eder. Ancak kimi filmler vardır ki kuşaklar boyunca izlenmeye devam ederler. Bazı Klasik filmler ise sıradan izleyiciden, bilinçli sinema severlere kadar pek çok kişiye hitap eder ve ilham verirler.

 

Olivier Assayas’ın Cannes En İyi Yönetmen Ödüllü son filmi Personal Shopper

Fransız yönetmen Olivier Assayas’ın başrolü Kristen Stewart’a teslim ettiği son filmi Personal Shopper, dünya prömiyerini Cannes’da Altın Palmiye için yarışarak yaptı. Assayas’a Cannes’da En İyi Yönetmen Ödülü’nü getiren Personal Shopper, ünlüler için özel alışveriş elemanı olarak çalışan bir genç kızın “öte tarafla” irtibat kurmayı takıntı haline getirmesini anlatıyor. Kristen Stewart’ın performansıyla dikkat çeken film bir yanıyla hayalet hikâyesi bir yanıyla da psikolojik gerilim. Kristen Stewart, 2015’te Olivier Assayas’ın önceki filmi Clouds of Sils Maria’daki rolüyle César Ödülü almıştı.

Avangart sinemanın Şilili ustası Alejandro Jodorowsky’den güzelliğe övgü

Avangart sinemanın en tanınmış isimlerinden, 87 yaşındaki Şili asıllı Fransız yönetmen Alejandro Jodorowsky’nin son filmi Endless Poetry, büyük ustanın planladığı otobiyografi beşlemesinin ikinci filmi. Serinin ilk filmi olan Gerçeğin Dansı’nın ardından çekilen melankoli, mistisizm, tarot, maskeler, grotesk fikirler ve görüntülerin bir araya geldiği Endless Poetry, “geceyarısı sineması” kavramının yaratıcısı Jodorowsky’nin sözleriyle “hayatını manevi ve sanatsal bir farkındalık yaratmaya adamış bir adamın güzellik arayışına bir övgü”. Dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nde Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yapan filmde yönetmenin gençliğini oğlu Adan Jodorowsky, babasını da diğer oğlu Brontis Jodorowsky canlandırıyor. Filmin görüntü yönetmenliğini 2004’te İstanbul Film Festivali’nin Sinema Onur Ödülü’nü alan Christopher Doyle üstleniyor.

Sıradışı sinemacı Ulrich Seidl’dan sıradışı bir Safari filmi

Avusturya toplumunun en karanlık noktalarını günışığına çıkaran sıra dışı sinemacı Ulrich Seidl’ın önce Venedik, ardından da Toronto film festivallerinde gösterilen son filmi Safari, yine rahatsız edici, yine kışkırtıcı ve şaşırtıcı. 2014’te In the Basement / Bodrumda filmini festivalde izlediğimiz Seidl bu kez de Afrika’ya av amacıyla giden Avrupalı turistleri ve av sürecini tüm vahşetiyle izliyor. Safari bir yanıyla av turizmi gibi tartışmalı bir konuyu ele alırken, Seidl’ın hep yaptığı gibi insan doğasının zihni zorlayan yönlerini da mercek altına alıyor.

Ben Wheatley’den “modern bir 70’ler filmi”: Free Fire

Brie Larson, Sam Riley, Armie Hammer, Cillian Murphy ve Jack Reynor’ın da dahil olduğu müthiş bir oyuncu kadrosu bulunan Free Fire, dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yaptı; İngiltere ve ABD’de gösterime Nisan ayında girecek. İngiltere’nin en özgün yönetmenlerinden Ben Wheatley’nin geçen yıl festivalde de gösterilen Ballard uyarlaması High-Rise / Gökdelen’den sonra çektiği Free Fire, yönetmenin sözleriyle “modern bir 70’ler filmi”. Filmde 12 adam ve bir kadın, korsan bir silah satış anlaşması yapmak üzere Massachusetts’de bir depoda buluşuyor, ancak anlaşma sağlanamayınca silahlar konuşmaya başlıyor. Sayısız kurşunun atıldığı, yavaş çekimde son derece göz alıcı koreografilerin art arda geçtiği, tek mekânda geçen ve komedi ve absürdlüklerle dolu bu alışılmadık aksiyon filminin esin kaynağı sert polisiye filmler: The Asphalt Jungle, The Big Sleep, The Killing, The Big Combo, The Driver, Le Samourai, The Getaway, The French Connection ve daha modern zamanlardan GoodFellas, Casino, Hard Boiled ve Reservoir Dogs.

David Lynch’in en çok tartışılan ve en az anlaşılan yapıtı Mulholland Drive 4K restore kopyası izlenmeye değer.

Hem Cahiers de Cinema’ya hem de BBC Culture anketine göre 2000’li yılların en iyi filmi, Roger Ebert’in “hipnotize edici, gerçeküstü bir rüya manzarası” sözleriyle nitelendirdiği Mulholland Drive, “yeni kara film” türünün en özgün örneklerinden. David Lynch’in en çok tartışılan ve en az anlaşılan yapıtı Mulholland Drive, Nisan ayındaki dünya prömiyerinin hemen ardından festivalde 4K restore kopyasından gösterilecek. Filmin İngiltere’de sinemalarda gösterime girişi, Mayıs ayında Twin Peaks’in dönüşüne denk gelecek. Filmin restorasyon sürecini Lynch şahsen yürüttü. Başrollerinde Naomi Watts, Justin Theroux ile Laura Harring’in yer aldığı, “kült” sıfatını hakkıyla taşıyan bu benzersiz film, Lynch’e Cannes’da En İyi Yönetmen ödülünü, bir de Oscar adaylığı getirdi.

Bir Tindersticks Projesi: Stuart Staples yönetmenliğinde Minute Bodies: The Intimate World of F. Percy Smith

Müzik tarihinin efsane gruplarından Tindersticks’in son “film & müzik projesi”, dünya prömiyerini Londra Film Festivali’nde yaptı. Yönetmenliğini Tindersticks’in has adamı Stuart Staples’ın üstlendiği Minute Bodies, bilim dünyasında adı saygıyla anılan doğacı, mucit ve belgeselci F. Percy Smith’in 1900’lerin başında çektiği eğitim amaçlı bilim filmlerinden bir kolaj, bir Tindersticks projesi, bir doğa belgeseli, şiirsel bir müzik filmi, aynı zamanda hem bilime hem de film dünyasının gizli köşelerine bir saygı duruşu. Tindersticks’in Thomas Belhom ve Christine Ott ile birlikte bestelediği özgün müziklerle seslendirilen filmin yapımı üç yıl sürdü; müziğin yer aldığı albüm de yıl içinde yayımlanacak. F. Percy Smith’in fotosentez, polenleşme, üreme, bozunma gibi süreçleri hayvanlar ve insanlarda izleyen, çoğu zaman da mikroskop aracılığıyla çekilen zaman atlamalı siyah-beyaz filmlerinin kahramanları sporlar, mikroplar, yapraklar, böcekler, çiçekler ve doğanın bin bir gizemi… Tindersticks 2011 yılında, yine festival kapsamında İstanbul’da bir sine-konser vermişti.

Rumba’yla kalpleri fetheden komedi ikilisi Fiona Gordon ve Dominique Abel’den Paris güzellemesi: Lost in Paris tavsiyelerimiz arasında…

Rumba’yla kalpleri fetheden komedi ikilisi Fiona Gordon ve Dominique Abel, Lost in Paris’te sevilen tarzlarını sürdürüyor ve Fransız sinemasının efsane ismi Emmanuelle Riva ile birlikte yine Buster Keaton, Charlie Chaplin ve Jacques Tati’nin izinden gidiyor. Philadelphia, Mill Valley film festivallerinde izleyici ödülleri alan Lost in Paris, yaşamın mutluluk veren yönlerinin beyazperdeye yansıdığı, rengârenk bir komedi. Fransız Yeni Dalgası’nın unutulmaz filmlerinden Hiroshima mon Amour ve Michael Haneke’nin Amour / Aşk filmlerinin yıldızı Emmanuelle Riva, geçtiğimiz hafta hayatını kaybetmişti.

 

1. Citizen Kane / Yurttaş Kane – 1941 (IMDB Puanı: 8.5)

Efsane aktör Orson Welles’in hem yapımında görev üstlendiği, hem de başrolünü oynadığı kült film Yurttaş Kane; çoğumuzun tahmin edebileceğinden daha büyük bir zenginliğe sahip olan ancak mutlu olamayan bir medya patronunun öyküsünü anlatıyor. Eleştirmenler ve sinema tarihçileri tarafından filmin ünlü Amerikalı gazeteci ve politikacı William Randolph Hearst’ın hayatını yansıttığı söylenmektedir ancak bu konuda %100 kesin bir bilgi yoktur.

Film oldukça başarılı bir dram filmi olmakla birlikte gizem öğesini de içerisinde barındırmaktadır. Filmin baş kahramanı Charles Foster Kane’in filmin girişinde yansıtılan son sözü “Rosebud”un gizemi film boyunca korunuyor. Tüm bu öğeler ve filmin oldukça uzun olmasına rağmen izleyiciyi kendisine bağlayan yapısı Yurttaş Kane’e en iyi klasik filmler listesinde haklı bir yer sağlıyor.

Citizen Kane Fragmanı:

2.Rear Window/Arka Pencere – 1954 (IMDB Puanı: 8.6)

Ünlü yönetmen Alfred Hitchcock’un klasik filmler listemize bir armağanı olan Rear Window; kült filmler kategorisinde anılan nadir gerilim filmlerinden biridir. Filmin başrollerini ünlü oyuncular Grace Kelly ve James Stewart paylaşmaktadırlar. Filmin çekim teknikleri ve sürükleyiciliği zamanının oldukça ötesindedir.

Rear Window; günümüze kadar onlarca filmde işlenmiş bir konuyu ilk işleyen film olması nedeniyle klasik filmler arasına girmiştir diyebiliriz. James Stewart’ın başarıyla canlandırdığı muhabir L. B. Jeffries; geçirdiği kaza yüzünden evinde bacağı sargılı bir şekilde oturmak zorunda kalır ve boş zamanını camdan komşularını gözetleyerek geçirmeye karar verir. Bu kararını yerine getirirken komşularından birinin eşini öldürdüğüne dair bir sahne görür. Deneseler de bu konuda kanundan destek alamayan Jeffries ve kız arkadaşı bu olayı kendi başlarına çözmeye karar verirler.

 

Rear Window Fragmanı:

3. Repulsion/Tiksinti – 1965 (IMDB Puanı: 7.8)

Korku/gerilim filmlerinin klasik filmler arasında sıklıkla yer almadığını söylemiştik, ancak bu konuda ikinci bir istisna olan Repulsion’a listemizde yer vermeseydik gerçekten haksızlık olurdu. Efsane yönetmen Roman Polanski’nin Rosemary’s Baby ve ardından The Tenant ile devam eden Apartman Üçlemesi’nin ilk filmi olan Repulsion; mükemmelliği tartışılmaz bir psikolojik gerilim filmidir. Polanski’nin müthiş yönetmenlik yeteneğinin yanında baş karakter Carol Ledoux’u canlandıran Catherine Deneuve’nin filme kattığı seyir keyfinden de bahsetmemek olmaz. Hala dünya üzerindeki en güzel aktrislerden biri sayılan Deneuve; Repulsion’da güzelliğiyle göz kamaştırıyor.

Yılların eskitemediği kült film Repulsion; manikürcülük yapan Carol’ın, ablasının sevgilisiyle çıktığı tatil sırasında zaten zayıf olan akıl sağlığını gittikçe yitirmesini konu ediniyor. Filmin siyah beyaz olması karanlık atmosferine girmede seyirciye büyük bir kolaylık sağlıyor. Kendisine neler olduğunu bir türlü anlayamayan ve kimselere anlatamayan Carol evde şeytanlarıyla başbaşa kalıyor ve deliliği onu katil olmaya kadar sürüklüyor. İzleyicilerin istisnasız tümünde acıma hissi uyandıran genç ve güzel Carol’ın bu hallere düşmesinin nedeni ise filmin sonlarına doğru açıklanıyor.

 

 

 4. Modern Times/Modern Zamanlar – 1936 (IMDB Notu: 8.6)

https://www.youtube.com/watch?v=Ps6ck1ejoAw

Sessiz filmlerin ünlü oyuncusu Charlie Chaplin’in sosyalist yönü pek az kişi tarafından bilinir. Chaplin’in bu önemli özelliğini tespit etmek ise klasik filmlerarasında yer alan Modern Times ve The Great Dictator filmlerini izlemek yeterli olacaktır. Chaplin bu toplum dostu filmlerinin ardından maalesef toplum düşmanı ilan edilmiş ve Amerika’dan sınırdışı edilmiştir.

Modern Times; kapitalist sisteme en sağlam eleştirilerden birini getiren kült filmlerarasındadır. Böyle bir konuyu sessiz bir filmde izlemek ise takdir edilmemesi imkansız bir başarıdır. Aynı zamanda Modern Times; efsane Şarlo karakterinin ağzından ses çıkan tek filmdir. Konuşmak demiyoruz, çünkü Şarlo bu filmde konuşmamış, şarkı söylemiştir. Modern Times’da bir fabrika işçisini canlandıran Chaplin; kapitalist sistemin ve çarpık sanayileşmenin genel olarak toplum ve özelde ücretli işçiler üzerindeki yıpratıcı etkilerini başarıyla işlemiştir.

Modern Times Fragmanı:

5. 12 Angry Men/12 Kızgın Adam – 1957 (IMDB Puanı: 8.9)

Usta aktör Henry Fonda’nın oynadığı pek çok klasik film içinde en ünlüsü olan 12 Angry Men; inanılmaz bir adalet eleştirisi filmi olma özelliğine sahip. Senaryosu bir tiyatro oyunundan uyarlanmış olan film tek bir mekanda; mahkeme jürisini oluşturan ve birbirlerini tanımayan 12 adamın karar vermek için görüştükleri odada geçiyor.

Babasını öldürmekle yargılanan genç bir çocuğun suçlu olduğuna bir kişi hariç tüm jüri emindir. Yalnızca Henry Fonda’nın oynadığı karakter karara şerh koyar ve tartışılmasını ister. Yıllar geçse de izlenmeye devam eden kült film; jüri üyelerinin kavgaya varan tartışmalarıyla devam eder. Olayda şüpheli bir yön görmeyen jüri üyelerinin kimi akşam yemeğine yetişmek, kimi ise bir futbol maçını izlemek için evine dönmek istemektedir. Bir gencin düşüncesizce mahkum edilmesinin bu günlük telaşlardan çok daha önemli olduğunu ise onlara birinin hatırlatması gerekecektir. Film; adalet kavramı ve çeşitli insan karakterleri üzerine yaptığı göndermelerle klasik film etiketini kesinlikle hak ediyor.

12 Angry Men Fragmanı:

6. The Grapes of Wrath/Gazap Üzümleri – 1940 (IMDB Puanı: 8.2)

Dünyaca ünlü yazar John Steinback’in Nobel ödüllü romanından aynı isimle uyarlanan Grapes of Wrath; Henry Fonda’nın klasik filmler arasına giren bir başka sinema eseri. Fonda bu filmde de başrolde yer alıyor.

Romanını da, filmini de yılların eskitemediği film; kült filmler arasına girmesini yalnızca Henry Fonda’nın yeteneğine ve ününe borçlu değil. Gücünü aldığı yazılı eserin senaryoya başarılı bir şekilde yansıtılmış olması ve filmin atmosferi göz ardı edilemeyecek etkenler. Hapisten çıkan bir gencin hemen hemen hiçbir şeyin bıraktığı gibi olmadığını görerek ailesini aramaya çıkmasıyla başlayan film ailenin yaşadığı olaylarla ilerliyor. Günümüz aileleri aksine birbirlerini seven ve kenetli halde yaşayan, kadın erkek özverili bireylerden oluşan bu aile dönemin yıpratıcı fiziksel ve psikolojik koşulları altında bu özelliklerini korumaya çalışıyorlar.

Grapes of Wrath Fragmanı:

7. Anatomy of A Murder/Bir Cinayetin Anatomisi – 1959 (IMDB Puanı: 8.1)

Tek mekanda geçen filmlerin sıkıcı oldukları görüşü çoğu sinema izleyicisince kabul görmüştür. Ancak oldukça eski bir film olmasına rağmen; (12 Angry Men gibi) Anatomy Of A Murder bu konuda bir istisnadır. Anatomy Of A Murder; adaletin kişilerden ve koşullardan ne kadar etkilenebileceğini, yanıltılıp yanıltılamayacağını ve belki de doğru ve yanlış kavramlarını oldukça başarılı biçimde ve seyirciyi sıkmadan sorgular. Yarısından çoğu tek mekanda geçen bir mahkeme filmi olan ve klasik filmler arasında adı her zaman anılan filmin oyuncuları arasında James Stewart ve Lee Remick de yer almışlardır.

Film başlı başına kült filmler içinde olmayı hak etmesine ve müthiş bir film olmasına rağmen yayınlandığı günlerden itibaren 12 Angry Men’le karşılaştırılmıştır. Ancak bizim önerimiz iki filmi de önyargısızca izlemeniz yönünde.

Anatomy Of A Murder Fragmanı:

8. Battleship Potempkin/Potempkin Zırhlısı – 1925 (IMDB Notu: 8.0)

Hiçbir sanat dalının eleştirisinin tamamen nesnel olması mümkün değildir. Eleştiri yaşanan ülke, yaş, eğitim durumu, hatta anlık duygusal durum gibi pek çok nedenden etkilenir. Ancak eleştirmenlerin görevi işlerini yaparken bu önyargılarından alabildiğine sıyrılmaktır. Günümüzde sinema konusunda sözü geçen eleştirmenler genellikle Amerika veya Avrupa ülkelerinden olduklarından; aslında klasik filmler alanında pek çok değerli eser vermiş Sovyet sinemasının pek çok eseri hak ettiği değeri görmemektedir. Ancak Battleship Potempkin; belki de onu kült filmler arasında saymamak komik olacağından bu makus kaderden kaçınabilmiş nadir filmlerdendir. Filmin yönetmeni usta Sovyet yönetmen Sergei Eisenstein’dır.

Öncelikle Battleship Potempkin’in siyah beyaz bir film olduğunu belirtelim. Filmin bir propoganda filmi olduğunu inkar etmek çok zordur. Ancak Battleship Potempkin; savunduğu görüşü kimi sinema eseri gibi viral veya sübliminal mesajlarla değil, göğsünü gere gere vermeyi tercih etmiştir. Film kullandığı metaforlarla da kurgu sineması adına bir devrim niteliğini taşımaktadır. Bir savaş gemisinde zor durumda kalan askerlerin korkularını ve ardından ayaklanmalarını anlatan film Çarlık Rusyası’ndan Sovyet Rusya’ya geçiş sürecindeki Sovyet halkının başarılı bir modellemesini sunmaktadır.

Battleship Potempkin fragmanı:

9. Mary Poppins – 1964 (IMDB Puanı: 7.7)

Çoğumuz Mary Poppins karakterini kitaplardan tanırız. Ancak bu etkileyici ve öğretici kitabın klasik filmler kategorisine giren bir filmi de vardır. Çocuklara yönelik filmlerin kült filmler arasına girdiğine pek rastlanmasa da Mary Poppins ustalıkla yazılmış romanlardan da aldığı güçle bunu başarmıştır.

Film tüm öyküyü sınırlı süresine sığdıramamış olsa da kitapla hemen hemen paralel gitmeyi ve kitabın mesajını sahnelerine yedirmeyi başarmıştır. Tüm zamanların çizgi ve animasyon devi olan Walt Disney’in prodüktörlüğü filmi daha da etkileyici kılmıştır. Fantastik güçlere sahip biraz kendini beğenmiş ve sert olan ancak içi çocuk sevgisiyle dolu bir dadıyla bakıcılıklarını üstlendiği iki kardeşin maceralarını konu alan film her yaş grubu tarafından keyifle izlenebilir.

Mary Poppins Fragmanı:

10. Murder On The Orient Express/Doğu Ekspresinde Cinayet – 1974 (IMDB Puanı: 7.3)

Agatha Christie’nin yarattığı ünlü dedektif Hercule Poirot’un maceraları pek çok kez filme çekilmiş, hatta bir kısmı dizi halinde de yayınlanmıştır. Ancak Christie’nin eserlerinin sinema uyarlamaları arasında kült filmler arasına girmeyi başaran tek film Murder On The Orient Express olmuştur. Filmin ilgi çekici bir yönü de ilk dakikalarında pek gerçekçi olmasa da ülkemize ait sahneler içermesidir. Bunun nedeni sözü edilen Doğu Ekspresi’nin kalkış durağının İstanbul olmasıdır.

Filmde Hercule Poirot; bir trende gerçekleşen bir cinayeti çözmeye çalışacaktır. Baştan sona merakı canlı tutan öğelerle örülü olan filmin bu özelliği klasik filmlerarasında yer almasının en önemli sebeplerindendir.

Murder On The Orient Express Fragmanı:

Kaynak: youtube.com