İSTANBUL AKM ile BATMAN YILMAZ GÜNEY SAHNESİ VE DELHİ SULTANI

0
55

“Bir gece sarayının damına çıkan sultan hiçbir ateşin, dumanın, ışığın görülmediği Delhi’ye bakıp şöyle der: Şimdi artık içim rahat ve öfkem yatıştı,” der.

 

Sanata yapılan bu kötülük tabi ki beni ilgilendiriyor. Sadece AKM’nin yıkılması değil, Batman’daki Yılmaz Güney sahnesinin kayyum yani AKP tarafından yıkılması da beni ilgilendiriyor. Sermayenin vergi kaçırmak için kurduğu sanat galerilerinde, muhalif sanatçıların eserlerine koyduğu sansür[i] de ilgilendiriyor. Yasaklanan kitaplar, oyunlar da.“

 

Adil Okay

Yılmaz Güney Etkinliği için geldiğim İstanbul’da, Taksim meydanında üç fotoğraf çektim.
Birincisi Atatürk Kültür Merkezi’nin enkazı.

İkincisi yıkılan bu kültür merkezinin tam karşısına yapılmaya başlanan cami inşaatı.

Üçüncüsü de “Bana ne bunlardan” diyen, sokakta yaşayan vatandaşın fotoğrafı. Tabi AKM’nin enkazı ve cami inşaatı o sokakta titreyerek yatan vatandaşı ilgilendirmiyor. Bu gelişmelere rağmen o yine evsiz. AKP’nin zafer olarak sunduğu yıkıma rağmen yine aç bilaç.

Devam edeyim bu fotoğraf kareleri sadece sokakta yaşayan vatandaşı değil, emekli teyzemi- amcamı da fazla ilgilendirmiyor. “Kültür merkezi yıkma ve cami yaptırma girişimi”, savaşta ve iş cinayetlerinde hayatını kaybeden insanların ailelerinin acısını da azaltmıyor.

Ve tabi vurgulamalıyım ki Taksim meydanındaki gelişmeler Kürt kardeşimi de çok fazla ilgilendirmiyor. Konuyla ilgili yazılan ve çizilenleri görünce “Ya AKM’ye gelene kadar neler neler yıkıldı, yakıldı bu ülkede. AKM’yi yıktırmayız diyenler bizim yıkılan değerlerimizi görmedi ya da görmezden geldi” diye sitem ediyorlar.

Öyle ya kayyumlar Kürt coğrafyasında az anıt- heykel yıkmadı. Az kültür merkezi kapatmadı. Örneğin 12 yaşında 12 kurşunla katledilen çocuk Uğur (kaymaz)[ii] anısına yapılan masum heykelin kayyum tarafından yıkılması beni de hüzne boğmuştu.

Şimdi soruyorum bu kategorize etmeye çalıştığım kesimleri ki sayıları onmilyonlarcadır- neden cami ya da AKM ilgilendirsin ki. Bazıları AKM nedir bilmez muhtemelen. Yeni cami inşasından da haberi yoktur çoğunun. Birileri Gezi’nin intikamını alıyormuş, Cumhuriyet’in kuruluş ilkelerini yok sayıyormuş, kişisel ihtiras tavan yapmış v.d.

Doğrudur bütün bunlar ama bu “çoklu gerçeklik” arasından herkes payına düşeni alıyor. Yandaş Medya hükumetin kendi gerçeklerini sunuyor. Yalanla gerçek harmanlanıp beyinlere zikrediliyor. Hani “Algıda seçicilik” diyoruz ya. Bu tartışma özellikle (büyük çoğunluğu apolitik) mülksüzler için bir lüks. Onlar “Akşama ne yerim, elektrik faturamı nasıl öderim, nerede ucuz sebze var…” bunları düşünüyorlar. Gündemleri bu. Kızmaya hakkımız var mı?

Siyaset ve sanat insanı olarak bana gelince: Sanata yapılan bu kötülük tabi ki beni ilgilendiriyor. Sadece AKM’nin yıkılması değil, Batman’daki Yılmaz Güney sahnesinin kayyum yani AKP tarafından yıkılması da beni ilgilendiriyor. Sermayenin vergi kaçırmak için kurduğu sanat galerilerinde, muhalif sanatçıların eserlerine koyduğu sansür[iii] de ilgilendiriyor. Yasaklanan kitaplar, oyunlar da.

Sadece beni değil, Gezi direnişine (isyanına) katılanları da bu semboller ilgilendiriyor. (Ya da ilgilendirmeliydi demeliyim.) Ancak üzücü olan şu: Gezi Direnişine (isyanına) katılanların çok azı bu gelişmelere karşı ses çıkardı. Zira OHAL insanları karamsarlığa sürükledi. Korku imparatorluğu bir anlamda amacına ulaştı. Tek parti, tek dil, tek mezhep derken “tek adam” rejimi 14. Yüzyıl Delhi’sinin Sultanı, Muhammed Tuğlak gibi şimdilik başardı. Ama “şimdilik”.

Peki, kimdir bu Delhi Sultanı diyeceksiniz. Ümit Buget’in “AKM’yi yıkmanın Mana’sı ne”[iv]  adlı yazısından bir alıntı yapıp anlatayım:

  1. Yüzyıl’da “Delhi Sultanı Muhammed Tuğlak, sürekli olarak geceleri kabul salonunun duvarları üzerinden atılan mektupları bulur. Bu mektupların tam içeriği bilinmese bile sövgü ve hakaretlerle dolu olduğu söylenmektedir. Bunun üzerine Sultan çığırtkanı çağırıp 3 gün içinde kentte tek bir insanın bile kalmaması gerektiğini ilan eder. Çoğunluk buyruğa uysa da birkaç kişi evlerinde saklanır. Sultan kenti taratıp kalanları arattırır. Köleler sokakta biri kör diğeri topal iki adam bulurlar ve sultanın önüne çıkarırlar. Sultan topalın bir mancınığa konup fırlatılması, körün de Delhi’den yeni kent Daulabad’a kadar yerde sürüklenerek götürülmesi emrini verir. O çağda bu iki kent arasında yolculuk kırk gün sürmektedir. Kör adamın yol boyunca her parçası bir yerde kalır. Bu olay üzerine herkes varını yoğunu bırakıp Delhi’den kaçar ve kent bomboş kalır. (…)

Bir gece sarayının damına çıkan sultan hiçbir ateşin, dumanın, ışığın görülmediği Delhi’ye bakıp şöyle der: Şimdi artık içim rahat ve öfkem yatıştı.

AKM’nin yıkılmasının Mana’sı, Kısıklı’daki Sultan’ın öfkesini biraz olsun yatıştırma çabasıdır. (…) O yüzden nihai amaç, Taksim’i kendine göre yeniden inşa etmektir ama her şeyden önce kendine göre olmayanı yok etmektir. (…) Hadise bir akşam Çamlıca sırtlarındaki malum dama çıkıp bağırma isteğidir. “

O bağıra dursun biz yine de:

“Gün olur devran döner, saraylar saltanatlar yıkılır yerine yeni yeni kültür merkezleri yapılır.” diyeceğiz.

Biz yine de tutuklamalara, karartmalara, kapatmalara inat konuşacağız, yazacağız, yürüyeceğiz.

Sadece AKM için değil, yıkılan, yakılan, kapatılan, yasaklanan tüm değerlerimiz için.
okayadil@hotmail.com

[i] OHAL döneminde sadece devletin değil, sermaye sınıfının da kendi kültür merkezlerinde, galerilerinde (kraldan daha çok kralcı olup) muhalif sanatçılara getirdiği yasaklar ve sansür hakkında hazırladığım araştırma yazısına şu bağlantıdan ulaşabilirsiniz:

http://siyasihaber3.org/ohal-kosullarinda-sanat-ya-da-iktidarin-ve-sermayenin-igdis-ettigi-sanat

[ii] Uğur Kaymaz hakkında yazdığım yazıyı aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

 

Kaynak: [iv] Ümit Buget, “AKM’yi yıkmanın Mana’sı ne, Yeni E dergisi, Mart 2018