Hayal ve ütopizm diyalektiği üzerine notlar / Robert Pekoz

0
365

Yazıya başlarken, ütopyacılık tarihinden alıntılar yapmaktan uzak duracağım.

İnsan dünyasına ütopya ne zaman girdi, hangi aydınların, yada bilim adamların ne söylediği bu yazın ana teması olmayacaktır.

Ben, makalede daha çok bu iki kavramdan ne anladığımı yazmaya çalışacağım. Kendi görüşlerimi yazarken başka yazarlardan destek aramamaya itina göstereceğim. Bu yöntemi bir çok deneyden sonra prensip haline getirdim.

Bu iki kelimeyi birbirinde ayırmak ve birbirinde soyutlamak zor görünüyor. İki kavram içinde iddia edilenler ve düşünülenler soyut söylemlerden ibarettir. Soyut söylemlerin gerçeğe dönüşmesi bir zaman olayıdır. Hayallerle ifade edilen düşünceler daha yakın zamana ait olan duygulardır, özlemlerdir. Bunlar daha çok bireysel özlemler üzerinden dillendirilir. Hayaller de daha çok yakın gelecek hedeflerle ilgilidir. Ancak hayallerin “uzak” bir zaman dilimine yayılması ve gerçekleşmesi çoğu zaman insan iradesine bağlı değildir.

Bir paradoks gibi görünen bu durum hayallenen şeyin gerçeğe ne kadar yakın olmasına bağlıdır. Hayal edilenler büyük oranda yaşama şansı bulamaz. Hayaller bireylerin yaşadıkları dünyayla biraz ilişkilidir. Ama her hayal insan dünyasında optimizmi geliştirir. Hayal kuran birey, göreceli olarak mutlu bir atmosferde yaşar. Çünkü hayal heyecan yaratır, umuda giden yolculuğa renk verir, yaşamayı anlamlı kılar. Hayallerin üretken bir özelliği de vardır. Üretken bir özelliği olduğu için de, insanın yaratıcı olmasını sağlıyor.

Hayaller insan yaşamının ayrılmaz bir parçasıdır ve insana haz verir. Küçük yaşta başlayan ve ölüme kadar devam eder.

İnsan yaşamında hayaller süreklilik ve her yaşta farklılıklar gösterir. Hayaller çoğu zaman insan dünyasında kimi zaman uğruna mücadele edilmesi gereken amaçlara dönüşür. Bu da insanı her zaman dinamik ve canlı tutar. Amaçsız ve hayalsiz insan mutlu olamaz. Demek ki insanların mutluluğunda hayal gücünün önemli etkisi vardı. Kurulan, yada oluşturulan hiç bir hayal gücü ve hayal negatif değildir. İnsan hayal kurarken onun gerçeğe ne kadar yakın olduğunu düşünmez. Gerçekleşmesi için mücadele eder. Bazen imkansız olan şeyleri de hayal eder insanoğlu. Buna halk arasında “hayalperest” denir…

İnsan hayallerin peşini hiç bir zaman bırakmadı ve onlar insan dünyasının bir parçası ve vazgeçilmezi oluyor.

Hayal ve insan bir diyalektik sürecin bileşimidir.

İnsan olmadan hayal olmaz ve hayal olmadan insan hayatı renk almaz. Hayaller mücadele edilmesi gereken hedefler olarak kendini gösterir. Hayal ve yaşam arasında öylesine kombinezon oluşuyor ki, umut ve beklenti insanı geleceğe bağlıyor. İnsan; yaşadıklarını kendi çelişkileriyle anlayabilse, kimi hayalleri gerçekleştirme şansına daha erken ulaşacaktır.

Kimi hayaller sistem içinde yaşanan çelişkilerden dolayı ortaya çıkar. Sistem aynı zamanda insanın hayal gücünü yanlış hedeflere doğru yönlendirir. Bireysel zenginleşme hayali bu yanlışlardan bir tanesidir. Emek gücüyle zenginleşme hayali, kapitalist sistemin yeni nesile işlediği bir demagojidir.

Hayalleri iki ayrı kategoride toplamak mümkün…

Bireysel ve toplumsal değerler içinde iki farklı hayal düşünmek doğruya en yakın olan görüştür. Hayallerin büyük kısmı yenilikçidir ve ileriyi temsil eder. Onları yenilikçi kılan olgu ise, geleceğe ilişkin kurdurduğumuz hedefler ve bu hedeflere varmak için verilen mücadeledir.

Hayal ettiklerimizi yerine getirme mücadelesi her zaman bize başarıyı getirmez. Düşlerimiz de, hayal dünyamızdan bağımsız değildir. Düşler çoğu zaman hayalleri besler; hayallerin zenginleşmesine katkı sunar. Buda içinde yaşadığımız kişisel ve toplumsal sorunları bir an olsun kurtarma duygusunu uyandırır, umutlarımızın yeşermesine yol açar.

Düşlerle-hayaller birbirini karşılıklı olarak derinden besler. Eyleme dökülmeyen geleceğe ilişkin hayaller, sadece soyut söylemler olarak kalır.

Hayal insan dünyasında ortak bir duygu olmasına rağmen, bireylerin yaşadıkları sosyal hayat içinde bulundukları maddi şartlar, hayallerin farklılık kazanmasına neden oluyor.

Hayal çoğu zaman özlenen ve olmayanı hedef olarak belirler.

Yaşananla, gelecek arasındaki özlem, insan dünyasında yaşanan çelişkidir aslında. Sahip olamadıklarını gerçekleştirme çabasını, her zaman hayal olarak görmemek daha doğru olur.

Hayaller kurmak işin bir boyutudur, bunların gerçekleşmesi için mücadele etmek işin bir başka boyutu.

Mücadelesi olmayan hayallerin pratik olarak bir değeri yoktur. Ütopizim dediğimiz şey budur. Ütopizmin bilinen yorumu, hayal kurup, kurulan hayalleri gerçekleştirme mücadelesinin verilmemesidir.

Hayallerle mantık arasındaki ilişki çok rasyonel görünmez. Ütopya ile hayal arasındaki çelişki, bilgi seviyesi, gelişmişlik ölçüsü, mantıklı olması, gerçekleşme oranının yüksek olması değildir.

Ütopya ile hayal arasındaki problemi sadece gerçekleştirebilirlik oranına indirgemek, ütopyayı yanlış yorumlamaktır.

Hayalle-ütopya arasındaki temel sorunu kısa ve uzunluk bir zaman dilimine bağlamak büyük yanlışlıktır. Hayaller kurup, bu hayaller uğruna mücadele etmemek ütopyanın kendisidir.

Üretilen ütopik fikirlerin başlangıcı hep septik değerler taşımaya açıktır.

Ütopikler yeni fikirler üretirler, ancak fikirlerini gerçekleştirmek için mücadele etmezler. Ütopikler biraz da kadercidir. Çoğu zaman doğru tespitler yaparlar, ancak bunların gerçekleşmesi için mücadele etmezler. Söylemle, mücadele arasındaki çelişkiyi yaşarlar. Dolayısıyla ütopya devrimci değil, evrimci bir nitelik taşır. Değişmeler uğruna mücadele etmezler. Söylemleri ileriyi temsil eder, pratikte ise pasifisttirler.

Marx tam da bu noktada ütopyacılarla son derece rasyonel ve mantıklı bir polemik yürütmüş olduğunu belirtmek istiyorum…

İnsan evrimi içinde ütopik kişiler ve düşünceler var olmuştur. Ütopik insanlar insan dünyasında görüşleriyle etkili olmuşlardır. Evrim insandan bağımsız var olmasına rağmen, insanla anlam buluyor.

Her çağın gelişimi ve ilerlemesi insan faaliyetlerinin çabasıyla gerçekleşmiştir.

İnsanın hayal gücü olmazsa, ve bu hayal gücü ütopik fikirlerle beslenmezse evrimin değişimi ve dönüşümü daha çok sancılı olur.

Ütopya üretenlerin fikirlerini, başka insanlar gerçeğe dönüştürmek için kullandılar. Ütopyacılık bir anlamda hayal kurmaktır.

Ütopyanın maddi alt yapısı oluşturan tezler, yaşadıkları dünya içindeki değerlerin soyutlanmasıdır. Tıpkı hayaller gibi. Asıl olarak ütopyanın sınırları çizilmez.

Ütopikler, var olan düşünceleri değil, geleceğe ilişkin fikirler üretirler. Bu bağlamda ütopyacılar düşünsel olarak ileriyi temsil ederler.

Hayaller ve düşler sınırsız değildir insan dünyasında. Ütopyacıların ufku daha geniş ve zengindir.

DÜŞÜNCELERİ YAŞADIKLARI GÜNÜ AŞAN TEZLERİ VE ARGÜMANLARI KAPSAR.

Ütopyacılar daha çok entelektüel ve aydın niteliklere sahipler. Belki hayal esprisinde bu özellik fazla aranmaz.