ALTIN 282,19
DOLAR 5,8993
EURO 6,4892
BIST 95.159
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 25°C
Parçalı Bulutlu
Kitaplar

Hatfanın Kitabı – Sıfır Noktasındaki Kadın / Selma Sayar

21.12.2018
71
A+
A-
Hatfanın Kitabı – Sıfır Noktasındaki Kadın  / Selma Sayar

 Yazar, Neval El Saddavi …”

 

Ortadoğu’da Kadın Olmak

 

Edip Cansever’in Mendilimde Kan Sesleri şiirinde söylediği gibi ” İnsan yaşadığı yere benzer.” Biz farkında olalım ya da olmayalım, içinde yaşadığımız coğrafya, koşullar, sosyal ve kültürel ortam, hayatımızı önemli ölçüde etkiler ve hatta kısmen de şekillendirir.

Adına Ortadoğu denilen ateşten bir çemberin içindeyiz. Bu öyle bir ateş ki hiç sönmez. Ortadoğu’da kadın olmak hayata yenik başlamaktır. Hani o masallarda anlatılan “elmanın yarısı erkekse, diğer yarısı kadın” ninnisinin yeri yoktur bu coğrafyada. Doğduğu andan itibaren ağır bir sorumluluk yüklenir sırtına. Tercihen erkek çocuk olmak üzere, çok çocuk doğurmak boynunun borcudur. Doğurduğu çocukların adına hayal kurmaları bile yasaktır. Tel örgülerle çevrilidir her yanı. Ne tarafa koşsa çarpar, kanar kadınların, çocukların bedenleri. Bir tek oyuncakları vardır: silah. Onların oyun topları, bebekleri, topaçları da ateştir! Ne elma şekerinin şeklini ne de tatlarını tatmışlıkları ve bilmişlikleri vardır!

Ortadoğu’da kadının kaderi, yıllardır sürmekte, sürdürülmekte olan haksız, hukuksuz, adaletsiz, kirli bir savaşın içinde büyümektir. İçi kan ağlayarak nefer vermektir o kirli savaşa. Üzüntüsünü belli etmez; içine akıtır acısını,sızısını ve hatta gözyaşını! Dışına akıtırsa; güçsüz görünür, zayıf bilinir, yenilgiyi kabul etmiş sayılır!

Bu coğrafyada kadın sıfır noktasında olmak demektir. Kendisi başta olmak üzere, hiçbir şeye sahip değildir. Birileri onlar adına kararlar alır, hükümler verir. Onlara düşen görev ise, boyun eğmek ve kabullenmektir! Duygularının, düşüncelerinin, istek ve beklentilerinin önemi yoktur. Sevmek, sevilmek uzak duygulardır. Sır gibi saklarlar gizli kalmış sevdalarını yüreklerinde. Gökyüzüne uçurulmuş balon misali, hiç olmayacak hayaller kurarlar ve kurdukları hayallere dalarlar; saf ve tertemiz duygularla bir gün gerçekleşebileceğine inanarak, kendilerini avuturlar!

Bu satırları karalarken, Neval El Saddavi’nin, 1984 yılında yayımlanan “Sıfır Noktasındaki Kadın” kitabı düştü aklıma. Bir kadının başından geçen gerçek olayları anlatır. Roman, Mısır‘lı bir fahişe olan Firdevs’in, Kanatır Cezaevi’ndeki son günlerinde El Saddavi ile görüşmeyi kabul etmesiyle başlar. Romanın kahramanı Firdevs, adam öldürmekten idama mahkûm edilmiştir. Cezaevine girene kadar ki dramatik hayatını, doktor ve yazar olan El Saddavi’ye anlatır.

Firdevs küçük yaşta ailesini kaybettikten sonra kahrolası açlıkla ve çocuk yaşta da tecavüzle tanışır. Ve giderek yazgısı onu, hiç istemediği bir yaşama savurur. Savrulduğu yaşam ise; fahişeliktir! ‘Bedenini sunarak’ geçimini sürdüren bir fahişe olarak, yaşamaya devam eder…

Başından geçen onlarca olaylardan birinin sonunda cezaevine düşer, yargılanır ve idama mahkum edilir. Artık idamlıktır; çaresizliğin ve umutsuzluğun sarmalında, ölümle yaşam arasındaki bir alanda gidip gelir…

Ortadoğu’da kadın olmak, siyah bir peçenin ardından renksiz bakmaktır hayata ve dünyaya. Siyahın dışındaki bütün renkler ölüdür. Duman rengiyle bakar ve görür her şeyi. Gece-gündüz tektir, karanlıktır. Herkesin her şeyi sakındığı gibi, güneş bile sakınır yüzünü. Kadının adı yoktur burada. Cehaletin öznesidir. ‘Sırtından sopa, karnından sıpa’ eksik edilmez! “Kocasından sonra kalkıyorsa, kapında tutma, at” diyen atasözleriyle beslenen, ataerkil bir toplumun ferdidir o.

“Dünyanın hiçbir yerinde kadınlar, bu coğrafyadaki kadınlar kadar acı çekmedi, çekmiyor…” demiştim bir yazımda. Ne yazık ki yazgıları bir türlü değişmedi, değişmiyor.

Sözün özü, Ortadoğu’da kadının olmak;Toplumsal adaletsizlikle, kimliksizlikle, yok sayılmışlıkla beraber yaşamak demektir!Cinsel, ruhsal ve bedensel olmak üzere, her türlü şiddete maruz kalmak demektir!Töre ve namus cinayetlerinin mağduru ve kurbanı olmak demektir.

Yazımı, kadın ruhunu anlayan, önemini bilen, kadına değer veren, yaşam arkadaşı, dava yoldaşı olarak gören dizelerle bitirmek istiyorum. Nazım’ın meşhur ” Kadın” şiiriyle.

 


 

“Kimi der ki kadın
Uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın
Yeşil bir harman yerinde
Dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir,
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran.
Kimi der ki çocuk doğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.
O benim kollarım, bacaklarım, başımdır.
Yavrum, annem, karım, kız kardeşim,
Hayat arkadaşımdır.”

 

 “Erkeklerin kadınları bedenlerini satmaya zorladıklarını, en az para ödenen bedenin de eşlerinin bedeni olduğunu biliyordum. Bütün kadınlar öyle ya da böyle fahişeydiler. Ben akıllı olduğumdan köle bir eş olmak yerine özgür bir fahişe olmayı yeğlemiştim.” S.94   / Neval El Saddavi

 

 

 

 

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.