Hatfanın Hikayesi | Spaşigo’nun Mirası | Cemil Biçer

0
133

Babaannem ailemizin neşesi, elli küsur yaşıma geldim onun gözünde hala “Sarı Moskof‘um” diye sevdiği bir çocuğum.

Öfkelense de, sevse de kırlaşmış sarı saçlarımı koparırcasına çeker damarlarından akan kanı görülen ince kemikli elleriyle. Sırtımı patışlar, yarı Türkçe ve çoğu Çerkezce, “Şpaşigo’m, haytakırım, sarı çiyanım” nidalarıyla bir kedi yavruusunu severcesine okşar beni hala.

Oturduğu yerden beri koca evi çekip çevirir; herkese emirler yağdırır; bağı, bahçeyi ahırdaki inekleri, kümesteki kuluçkaları bile yönetir. Aslında evde herkes bildiğini yapar ama Babaannemden komut almak herkesin vazgeçemediği bir alışkanlıktır.

Çiftlik işlerindeki yardımcılarımız bile bu kurallar dâhilinde hareket ederler. Oturduğu pencereden tüm avluyu görecek bir perspektife sahiptir koca Göşefiş, Ecips köyünün sarı saçlı prensesi…

Ahırda inekleri sağan kızın bakracındaki sütün miktarını bile kontrol eder. Eğer fazla görmüşse sütü “ha bzı..! danayı acından öldüreceksin! Ne varsa sağmışsın” diye azarlar; kümes hayvanlarına biraz fazla yem saçılacak olsa “bunlar bizi açlıktan öldürecekler! Ambarda ne varsa döküyorlar boklu tavuklara,” diye bağırır. Tabi bu bağırmaların hepsi Çerkezce olduğundan kimse bir şey anlamaz, sadece annem (80 yaşında) “tamamen ben şimdi söylerim. Bir daha yapmazlar, diye onu teskine çalışır.

Annemin, babaanneme olan saygısına hayranım aralarındaki konuşmaları tamamen Çerkezcedir ve ailede hiç kimse bu konuşmayı çözemez. Çerkezce bilenler bile. Konuşmaları öyle hızlı ve öyle akıcıdır ki yüksek dağlardan akan akarsuların çakıl taşlarına çarparak çıkardığı sesler gibi bir armoni gibidir. Saatlerce gizli gizli onları seyrederim.

O sabah, babaannemde her günkünden farklı bir telaş vardı. Herkesi paylıyor, direktifler yağdırıyor, etrafında kedi yavRusu gibi dolanmama rağmen gözü beni bile görmüyor. Hatta “ayakaltında dolaşma,” diyerek payıma düşeni de alıyorum.

Anneme sordum “Göşefiş’in telaşı ne garnizona teftiş için Rus general mi gelecek?” diye, annem “Göşefiş’in yaşayan tek arkadaşı olan Şasij’i’nin teşrif edeceğini söylüyor ve bu telaşın sebebi de aydınlanmış oluyor.

Babaannem kümesteki kesilecek tavukları, pişirilecek yemeklerin listesini bir gün önceden belirttiği için köşesinden teftişe devam ediyor. Bu tarihi anı kaçırmamam lazım, ne yapıp edip bu davete bir şekilde katılmam gerek. Şasij’i’yi en son görüşüm babaannemle onların köyüne yatılı ziyarete gidişimizdi. Nereden baksan, 40 yıl geçmiş… Sarı saçlarımı okşamış ve sımsıkı sarılmış sonrada avuç dolusu cak-caklı şeker vermişti çiğnedikçe ağızda nane aroması bırakan sakızımsı bir şekerleydi tadını hala damağımda hissediyorum.

Cecil köyü, köyümüzün karşısında, kuş uçuşu yakın bir köy. Uzansan dokunacak kadar yakın, çağırsan duyulacak kadar içimizde, ama arada yaz-kış azgın azgın akan Yeşilırmak var ki çağıltısından ne el uzanır, ne avaz işitilir.

Kaf dağında Ecips köyünde de komşu olan bu iki komşu köy insanları, kaderin cilvesi demeli. Burada da komşu olmuşlar, ancak burada araya dikenli teller ve kara kalpaklı Rus askerleri değil, aşılması fermana mahsus azgın bir nehir girmişti. Köylerin erkekleri bir şekilde bu azgın suları aşarak düğünlerde, cenaze törenlerinde bir araya gelebiliyorlar, ama kadınların ve yaşlıların kavuşmaları için 60 km bir yolun aşılması gerekiyor. Neneji’min ve sırma saçlı ahretliğinin bu görece mesafeyi aşamamışlıkları hasret ateşini harlıyandı.

Şasij’i Neneji’min tadı damağımda iz bırakan şekerlerinin özlemi ile işlerimi yarı bırakıp eve her zamankinden erken döndüm. Bu manzarayı belki bir daha görmek mümkün olmayacaktı ve bu buluşmayı kayda alacaktım. Kasabadan gelirken bir arkadaşımdan kamerasını da almıştım. Konukların yanına çıkmadan önce Nefset’e (amca kızım) kameranın nasıl kullanılacağını gösterip, her ne olursa olsun muhakkak kayıt etmesini ve sonuna kadar çekime devam etmesi yönünde kesin talimatı da vermeyi ihmal etmedim.

Çekim sonrası bunları iki Çerkez prensesine izletip, tepkilerini görmeyi çok istiyordum. Bundan daha önemlisi o bir azgın derenin çağıldaması gibi konuştukları senfonik Çerkezce’yi belgeleyecek, hem de gençliklerinde düğünlerdeki çapkınlıklarını anlattırıp Çerkez psaşelerinin gönül oyunlarını öğrenecektim.

Göşefij  Sultan, bütün köye haber salmış Kızılot köyündeki tüm yaşlı kadınlar evin salonunda yer minderlerine oturmuşlar. Göşefij  ile Şasij’i’nin 40 yıllık özlemlerinin muhabbetini dinliyorlar konuşulanların tek kelimesini anlamıyorum, ama sanki ilahi bir arya dinler gibi gönül huzuru içinde onları gözlüyorum. Kapı aralığından içeri girip bu muhabbetin büyüsünü bozmak istemiyorum, ama içten içe de çocukluğumun sırma saçlı Şasij’isini kucaklamaya da can atıyorum tüm bunlar Nefset’in kamerası kayda alıyor.

Anneannem anlatırdı; Göşefiş’in gençliğinde kırdığı cevizleri güzelliği ve zexeslerdeki kuğu gibi süzülmeleri ile tüm Çerkez köyleri delikanlılarının yüreğinde bıraktığı yangın yerini, güzelliğinin farkında olan tüm narsistler gibi yaktığı gönül ateşlerinden vahşi bir haz duyarmış bu nedenle de hiç bir Çerkez delikanlısının “kaşenliğinide kabul etmezmiş bu durum yiğit Çerkez abreklerinin yüreklerindeki ateşi ve umudu da aynı oranda körüklermiş..tüm gençlere çapkın bakışlar fırlatır ama hiçbiriyle göz göze gelmezmiş anlayacağınız bir ateş-i dilber bizi koca Göşefij.

Bu Afitap-ı dilberin nasıl olup ta Şpaşigo Kıtıj Smayl ’a aşık olduğu da ayrı bir öykü konusu, ama bunu kime sorduysam doğru bir bilgiye ulaşamadım. Ne zaman Göşefij’e bu konuyu açacak olsam Çerkezce ağza alınmayacak küfürler işitip azarlandım,ama bu gün ne yapıp edip sözü buraya getirip bu bir daha bir araya gelmesi mümkün olamayacak konuklarla bu işi çözecektim hem de belgeli görsel ve sesli olarak….seni gidi çapkın Göşefij  şimdi düştün elime:)

Kapının arkasından odayı gözlediğimi gören annem öfkeyle “haynep haytakır bohaynep” diye azarlayarak, Şasij’i Nenej gece konuğumuz sabaha kadar oturup sohbet edersin. “Hadi yıkıl şimdi biri görecek laf olacak,” diyerek kovaladı beni. Akşamın olmasını iple çektim ağırlıklı konuklar gittikten sonra salona girip mavili gözlerinin feri sönmüş, yaşlılıktan iki büklüm olmuş Şasij’i’yi kucaklayıp havaya kaldırdım. Ne olduğunu anlayamadığından korkunç bir çığlık attı! Öyle ki kadıncağızın sesine tüm ev halkı odaya doluştu, Şasij’i hala kollarımın ucunda bir bebek gibi çırpınıyor Göşefij’in bastonu sırtımda patlayınca, Şasij’i’yi yere indirdimi Göşefij  ne yapmış etmiş ahretliğini kollarımdan almıştı. Nefes nefese kalan Şasij’i incecik zarif kollarını boynuma dolayıp sarı saçlarımı koparırcasına çekip yarı Türkçe çoğu Çerkezce şpaşığo… şpaşiğo diye öpüp okşamaya ve ağlamaya başladı, ama ne ağlama… ne ağlama sanki karşısında duran Kaf dağının demir üstadı Spaşigo Kıtıj Smayll, Göşefij  bu ağlamadan hiç hoşnut olmadı elindeki bastonu kuvvetlice bir daha vurup sırtıma “yıkıl deli Şpaşigo” diye azarladı beni,…

Aslında yıllar önce anneannemden Göşefij’in Şpaşigo Smayl’a olan aşkının öyküsünü dinlerken, satır arasında Smayl’ın aslında Şaşiji ile kaşen olduğunu, ama Nasist  Göşefij’in de içten içe Şpaşigo’ya aşık olduğunu, ama Şpaşigo’nun kendisine yüz vermemesi üzerine ne yapıp edip onun aklını çeldiğini anlatmıştı.

Göşefiş ve Şaşiji ile o akşam geç saatlere kadar sohbet ettik. Lafı döndürüp dolaştırıp Şpaşigo Hıtıj Smayl dedeme getirmeye çalışıyordum, ama her seferinde Göşefiş fırınlanmış fındık dalından bastonuyla kafama vurup sohbetin seyrini değiştiriyordu. Oysa ben her Dedem Şpaşigo diye üstüne basa basa dedemin adını andıkça Şasiji’nin ince narin elleri avuçlarımda yavru bir tutsak serçe veya Rus gibi kıpır kıpır ediyordu. Feri sönmüş mavi gözlerine bir ışık yansıyor, tanyeri ağarmaya başlıyordu. Biz sohbeti bitirememiştik annem “hadi oğlum kalk da yatsın Nenejler” demese, sabaha dek konuşacaktık.

Çerkez güzellerine iyi sabahlar dileyip kalkıyordum ki Şaşiji koynundan bir şey çıkartıp gizlice avucuma sıkıştırdı. Güzelleri öpüp odama çekildiğimde avucumdaki solmuş bir ipek mendile sarılı armağanın düğümünü çözmeye çalışıyordum ve ağzımda 40 yıl önce Şaşiji’nin verdiği nane aromalı cak-caklı sakız şekerlerin tadını hissediyordum. Düğüm öylesine sıkı atılmıştı ki tüm çabalarıma rağmen çözemedim. Mendili yıpratmak istemediğimden fazlada zorlamadım. Uyandığımda anneme çözdürürüm diye başucuma koyup Kafdağı dolu düşlere dalarak uykuya daldım.

Annemin “kalk oğlum Nenej’ler seni kahvaltıya bekliyorlar” sesiyle uyandım,”anne şu mendilim düğümünü çözüver” diye Şasiji’nin verdiği ipek mendili anneme uzattım. Annem meraklıdır. “Nedir bu? nereden buldun? Hangi bzi verdi bunu? sorularını duymazdan gelip çözülmüş mendili kaparcasına aldım elinden içersindekini benden başkasının görmesini istemiyordum. Kadıncağız şaşkın şaşkın giderken “Delej Şpaşigo” diye bağırıyordu.

Artık tarihi aşkın sırrı avuçlarımın içindeydi. Açıp bakmak için kendimle mücadele etmedeydim. Bir yanım “bakma!”        derken, içimdeki deli, “Şapsığ aç ulan! Dedenin sırrını görmek en doğal hakkın” diyordu. Bu gelgitler içersinde kıvranırken, odamın yüzyıllık karaağaçtan yapılmış tarihi kapısı hışımla açıldı.

Göşefij  fırınlanmış fındık dalı bastonunu sallayarak “Delej Şpaşigo, yaldızlı davetiye mi bekliyorsun? Yürü sofraya!” diyerek, beni önüne kattı. Aslında bu “Göşefj’in tarzı değildi. Benim odama geldiği vaki değildir, ama afitap-ı devran Göşefij  Sultan kaçın kurası? Eski kulağı kesiklerden. Akşam Şasij’i’nin avucuma sıkıştırdığı mendili görmüş ve beni uyandırma bahanesiyle gizlice bu mendilin sırrını öğrenmeye gelmişti.

Artık elimdesin Göşefij  Sultan bende Şpaşigo’nun torunuysam seni meraktan çatlatmazsam bana da Cemil Hoca demesinler.

Salona girdiğimde Şasıji’nin duvarda asılı duran dedemin resmini buruş buruş elleriyle okşarken gördüm. Hemen beni görmemesi için geri çekilip kapı aralığından izlemeye koyuldum. Mavi gözlü Çerkeş kızı “Çerkezce ağlıyordu (Bazı dostlarımın ağlamanın Çerkezcesi mi olur dediklerini duyar gibi oluyorum). Evet insanlar anadillerinde ağlarlar, anadillerinde severler, sevilirler bunu bizim gibi iki kültür arasına sıkışıp hibritleşenlerin anlaması da anlatması da mümkün değil. Buruşmuş yanaklarından süzülen gözyaşlarını tülbentinin ucuyla silerken, Çerkezce bir şeyler söyledi. Ne kadar isterdim bu sözlerin anlamını bilmeyi. Bilsem de bunları yazıya dökebilir miydim bilmiyorum?

Babaannem Göşefij Sultan’ın alt kattan hizmetlilere verdiği direktiflerin sesi geliyor. Aslında çiftlikte herkes işini bildiğince yapıyor, ama Göşefij Sultan her sabah ÇERKEZCE onları azarlayarak ve görev talimatı vererek, “ben daha ölmedim ” uyarısı yapıyordu. Çerkezce söylenerek üst katın yorgun ahşap merdivenlerini gıcırdatarak tırmanmaya başladı. Onun geldiğinin sesini duyan Şasij’i Nenejim, son kez dedemin resmini okşayıp yerine oturdu, bende arkadan onu kucaklayıp havaya kaldırdım. Bir kuş kadar hafifti kollarımın arasında çırpınırken “delaj spajuk cale” diye feryat ediyordu.

Göşefij odaya girip Şasij’i’yi kollarımın arasında çırpınırken görünce elindeki fırınlanmış fındık dalı bastonuyla sırtıma esaslı bir vuruş yaptı. Canım gerçekten yandı. Çoğu zaman sopasıyla vururdu bana, ama hep şakacıktan vuruşlardı onlar. Bu seferki can acıtmak için vurulmuş gerçek bir vurmaydı. Bu aynı zamanda bir mesajdı bana. Şasiji’nin akşam avucuma gizlice koyduğu ipek mendile sarılı gizemli armağanın merakıyla vurulmuş bir sopaydı. Ehh Göşefij Sultan bende Şpaşigo kıtıj Smaylın torunuysan bu dayağın acısını senden çıkartmaz mıyım?

Sofraya oturduk. Akşamdan ambardaki kurutulmuş mısırların içine gömülü iste kurutulmuş peynirler, taze tereyağında kızartılmış, manda kaymakları, her biri bir ameleyi doyuracak üyüklükte halüjler, Göşefij  Sultana ait hiç kimsenin el süremediği oğul balı bir kuş sütü eksik masada.

Göşefij  asasıyla pelit ağacından yapılmış döşemeye vurarak “niseee” diye anneme seslendi, elli küsur yaşındayım Annemin babaannemin sofrasına oturduğunu görmemiştim annem elinde demlik ve çaydanlıkla odaya girip çaylarımızı doldurdu, Göşefij  Sultan;” sende otur” dedi.

Çerkezce annem şaşkın şaşkın bakıyordu. Göşefij  Sultan sesini biraz daha yükseltip, “oturma” buyruğunu yineledi annem (73) yaşında zavallı kadın genç bir gelin mahcubiyetiyle masanın kıyısına tüneyiverdi. Anladım ki Göşefij Sultan bir şeylerden rahatsızdı, “yaktım çıranı Neneji’m! Avucumdasın artık.

İki ahretlik kahvaltı boyunca Çerkezce sohbet edip durdular. Ben zaman zaman annemi dürtüp “ne dedi, ne dedi” diyerek zoraki mütercimlik yaptırıyorum. Zavallı annem 60 yıldan sonra ilk defa oturduğu kaynana sofrasında yemek mi yiyor, dayak mı belli değil. Fısıltı alinde konuşmaları bana anlatmaya çalışıyor, anladığım kadar sohbetin konusu ulu dedem “Şpaşigo Smayl” dedem.

Göşefij  Nenejim her “Şpaşigo Smayl” dedikçe Şaşijinin etinden et koparılıyormuşcasına irkildiğini gözlüyorum hayretle. Daha hayretlik bir konu Göşefij  öyle uzun boylu dedemden söz etmez, edilmesini de sevmezdi. Ne zaman dedeme ilişkin bir şeyler soracak olsam,”Dejal Şipasigo” der, kısa cevaplarla geçiştirirdi. Bu sabah sanki Şaşigo’yu rüyasında görmüşcesine Şpaşigo aşağı, Şpaşigo yukarı hep dedemi konuşuyordu. Bunun Şaşiji ile ve Şaşiji’nin akşam avucuma gizlice sıkıştırdığı ipek mendilin düğümünün içindeki ile alakalı olduğunu anlamamak için saf olmak lazımdı. Elimle ceketimin cebindeki ipek mendili kontrol ettim, duruyordu. Sofradan kalkar kalkmaz ilk işim kuytu bir köşeye gidip bu mendilin sırrını öğrenecektim.

“Size afiyet olsun” deyip kalkmak için izin istedim. Göşefij Sultan kesin, sert bir dille “tıs” diye kükredi! Öyle bir “tıs” deyişti ki, bu kutsal bir itaatkarlıkla gayri ihtiyari oturdum.

Göşefij, “Kahvelerimizi balkonda içeceğiz, Habzi,” diyerek anneme kahvaltının bittiğini, sofrayı kaldırabilir talimatını verdi. Bana da “sende bir yere kaybolma. Şakuray bizimle oturacaksın,” diyerek Şasiji’nin koluna girip balkondaki bambudan örülmüş tarihi koltuklarına yöneldiler. Anladım ki bugün tarihi bir gün olacak ŞPAŞİGO’NUN MİRASININ sırrı aydınlanacaktı.

Tamişge Şasiji Nenejim yorgun, ağlamaktan bizar olmuş küçülmüş ve oyuncak bebeklere dönmüştü mavi gözleri çakmak çakmaktı ama Afet-i devran Göşefij Sultan balkondaki koltuğundan çiftlik çalışanlarına yerli-yersiz direktifler vererek onlar üzerinden bana ve Şasijiye karşı otorite tesis ediyordu.

Uzun bir sessizlikten sonra Göşefij Sultan, yarım yamalak kırık Türkçesiyle bana dönerek” Çıkart bakalım şu soykayı cebinden deli Şpaşigo” diye gürledi. Onun bu tavrını çok iyi bilirdim. Bu durumlarda itiraz edilmez, karşı konulmazdı. Elimi cebime attım tam çıkaracaktım Şasij’i’nin çakmak çakmak bakışlarıyla kesişti bakışlarım. Yalvarır bir edayla “yapma ne olur” diyordu sanki.

İlk kez babaanneme direniyordum. Kararlı bir ses tonuyla;
“tamam Nenej. Mendilin içindekini göstereceğim, ama bir şartla,” dedim. Göşefij’de belli ki ilk kez kendisine karşı bu kararlı çıkışımdaki durumu anlamış olacak ki “söyle bakalım şartını şurtunu” dedi. “Annemde buraya gelecek ve sende Şpaşigo ile olan evliliğinin macerasını, Çerkezce anlatacaksın. Annem de Türkçe olarak anında bana anlatacak böylece. Serkeşçe anlatacaksın ki Şasiji’de tanık olacak yalan katamayacaksın.”

Amacım hem Çerkezce anlatımı sağlayıp, Şasiji’nin tanıklığını sağlamak hem de olayı kameraya çekip belgelemekti. Göşefij bastonunu döşemeye hızlı hızlı üç kez vurdu. Bu Anneme “yukarıya gel,” mesajı idi

Annem elinde kahve fincanlarıyla geldi. Kahveleri ikram ettikten sonra Göşefij’in,”geç otur şöyle” komutuyla sedirin kıyısına ilişti bende sandalyemi annemin yanına çekip “Anne şimdi Göşefij’in Çerkeşçe anlatacağı her şeyi kelimesi kelimesine bana anlatmanı istiyorum sakın Haynep-maynep diye, atlama ve yorum katmayasın” dedim.

O sabah kahvaltısı Göşefij’le son yemeğimiz oldu. Asırlık çınarımız kahvesinden aldığı ilk yudumla birlikte koltuğuna yığılıp kaldı. Şasij’i hariç tüm hane halkı bu sinsice gelen ölüm karşında ne yapacağımızı şaşırmış, çırpınırken sadece Şasij’i soğukkanlılğını ve metanetini koruyordu. Ve ölümün bu kadar olağan karşılayışını ben o gün Şasij’ide gördüm. Ben şaşkınlıktan ağlayamıyordum bile. Avucumda solmuş ipek mendil koltuğunda yüz yıllık bir yaşam yorgunluğun yüküyle uyuyan Göşefij’e kilitlenip kalmıştım.

Şasij’ini. “Şpaşiğo Celog, hadi Göşefij’i yatağına götür,” demesiyle kendime geldim. Annem Göşefij’in yatağını gelin yatağı gibi hazırlamıştı. “Vasiyeti idi oğlum,” dedi. Öfkeyle karışık şaşkınlığımı görünce, Göşefij’i son yolculuğuna uğurlamak için rutin hazırlıkların yapılması için köy gençleri toplanmıştı. Çevre köylere cenaze haberi için araçlar yola çıkmış camilerden.

“Kızılot köyü halkından merhum Şpaşigo Smayl’in Hanımı, öğretmen Yunus Biçer’in annesi, öğretmen Cemil Biçer!in babaannesi Göşefij Hanım vefat etmiştir. Cenazesi…”

Bir yerlerde okumuştum. “Ölüm kaş ile göz arasındadır.” ne manalı bir sözcükmüş. İnsan bazı gerçeklerin ayrıdına yaşadıkça varıyor. Hey hat..!

/Cemil BİÇER