Haftanın Hikayesi – Uğultulu Tepeler / Emily Brontë

0
164

İngiliz şair ve romancı Emily Brontë yazın kurallarını zorlamasıyla bilinir. 19 yüzyılın önde gelen kadın kalemlerinden sayılan Brontë, büyük bir aşkı merkezine alan Uğultulu Tepeler romanıyla özdeşleşmiştir.

Çevirmen: Naciye Akseki Öncül, Can Yayınları, s.190-192

 

İşimizi henüz bitirmiştik ki geçitten Hindley Earnshaw’nun ayak seslerini duydum. Yardımcım kuyruğunu kısarak duvar dibine sindi. Ben de en yakın kapı aralığına gizlendim.
Aşağı doğru bir yuvarlanışla uzun bir uluma duyunca, köpeğin saklanmayı pek beceremediğini anladım. Ben daha şanslı çıktım. Yanımdan geçti, odasına girdi, kapıyı kapadı.
Onun hemen arkasında da Joseph, Hareton’ı yatırmaya geldi. Ben de meğer Hareton’ın odasına sığınmışım. İhtiyar beni görünce:
– Bu evde hem sana, hem de gibirine yer bulundu desem yeri va’ diye söylendi. Oda zati boş, buraya gibirinlen yerleşebilirsin. Örneğine gelince o da böyle kötü meclislerde hep üçüncü gişi olur.
Bu habere sevinerek odaya girdim. Ocağın başındaki koltuklardan birine kendimi atar atmaz da başım önüme düştü, uyuyakaldım. Uykum hem derin, hem de pek tatlıydı ama pek de çabuk sona erdi. Bay Heathcliff beni uyandırdı yeni gelmişti, o sevgi dolu tavrıyla bana burada ne yaptığımı sordu. Geç saate kadar uyanık kalmamın nedenini, odamızın anahtarının onun cebinde kaldığını anlattım. Odamız sözü ona büyük bir hakaret oldu. Küfürler savurarak odanın benim olmadığını söyledi, şey edeceğini… Onun sözlerini tekrarlamayacağım gibi her zamanki davranışını da anlatmayacağım. Nefretimi uyandırmakta öylesine kararlı, öylesine usta ki, korkumu bile unutacak kadar şaşırıyorum bazen. Bir yırtıcı kaplan, bir zehirli yılan bile bende onun uyandırdığı korkuyu uyandıramaz. Bana Catherine’in hastalığını anlattı, ağabeyimi buna neden olmakla suçladı. Edgar’a cezasını verme fırsatını ele geçirinceye kadar da bunun acısını benden çıkaracağını söyledi.
Ondan nefret ediyorum. Ben mahvoldum. Budalalık ettim. Sakın ha, Grange’de hiç kimseye bunların bir tek kelimesini bile tekrarlayayım deme. Seni her gün bekleyeceğim. Beni hayal kırıklığına uğratma.
İsabella, bu mektubu okur okumaz beye gittim. Kız kardeşinin Uğultulu Tepeler’e geldiğini, bana Bayan Linton’ın hastalanmasından duyduğu üzüntüyü belirten bir mektup gönderdiğini, ağabeyine çok özlediğini, ayrıca kendisinin bağışlandığını gösteren bir şeyin acele ona yollanmasını istediğini anlattım.
Edgar Linton:
– Bağışlamak mı? dedi. Ortada bağışlanacak bir şey yok ki. İstersen bugün öğleden sonra, Uğultulu Tepeler’e gidip, benim kızgın olmadığımı, sadece onu kaybettiğim için üzüldüğümü söyleyebilirsin Ellen. Hele hiçbir zaman mutlu olacağına inanmadığım için daha da üzgünüm. Benim onun görmeye gitmem söz konusu olamaz elbette. Artık sonsuza kadar ayrıldık. beni gerçekten sevindirmek istiyorsa, evlendiği o rezil herifi bu ülkeden uzaklaşmaya kandırsın.
Yalvarırcasına:
– Peki ama ona kısacık bir mektup yazmayacak mısınız efendim? diye sordum.
– Hayır, dedi. Buna gerek yok. Heathcliff’in ailesiyle aramdaki haberleşme onun Linton ailesiyle arasındaki haberleşme kadar seyrek olacak yani hiç haberleşmeyeceğiz.
İsabella’yı teselli için bir iki satır yazmayı bile reddedişini makul gösterebilmek üzere neler yapmam gerektiğini düşündüm.
İsabella’nın beni sabahtan beri beklediğini çekinmeden söyleyebilirim. Bahçenin yolunda yürürken pencereden baktığını gördüm. Ben başımı sallayarak selam verdim ama o sanki görülmekten korkuyormuş gibi hemen geri çekildi.
Kapıyı vurmadan içeri girdim. O eski neşeli evin öyle korkunç, kasvetli bir hali vardı ki bu manzara kadar müthiş bir şey olamaz. Doğrusu, genç hanımın yerinde olsaydım hiç olmazsa ocak başını süpürür, masaların tozunu alırdım, bunu itiraf etmeliyim. Ama o daha şimdiden çevresindeki kayıtsızlık, umursamazlık havasına kendini uydurmuştu. Güzel yüzü solgun, bezgindi. Saçları kıvrılmamıştı. Perçemlerin bir kısmı dümdüz aşağıya doğru iniyordu, bazıları ise başının etrafına gelişigüzel tutturulmuştu. Elbisesine de geceden beri elini sürmemişti belli ki.
Hindley yoktu. Heathcliff, bir masanın başında, cep defterini karıştırıyordu ben içeri girince kalktı, dostça hatırımı sordu, oturmam için iskemle gösterdi.


İngiliz şair ve romancı Emily Brontë yazın kurallarını zorlamasıyla bilinir. 19 yüzyılın önde gelen kadın kalemlerinden sayılan Brontë, büyük bir aşkı merkezine alan Uğultulu Tepeler romanıyla özdeşleşmiştir.
 
Romanın anlatımındaki özgün derinlik ve güçlü edebi kurgunun yanı sıra kahramanlarının iç dünyasını ustalıkla yansıtan Emily Brontë, Victoria Çağı’nın gerçekçilik arayışı içinde romantik bir aykırılık olarak ün salmıştır. Büyük Britanya’da 1818 yılında dünyaya gelen yazar, aristokrat bir ailede yaşamını sürdürdü.
 
Kız kardeşleri Maria, Elizabeth ve Charlotte ile özel okullarda eğitim aldı. Eğitim ve sosyal hayatında rahat bir dönem geçiren ünlü yazar, çeşitli okullarda öğretmenlik yaptı. Kardeşlerinin küçüğü Anne ve ortanca kardeşi Charlotte’yle 1846 yılında şiir kitabı yayımladı. Yazarın, büyük yankılamalara sebep olan Uğultulu Tepeler 1847’de okurların beğenisine sunuldu.
 
ERKEN GELEN ÖLÜM
Uğultulu Tepeler’de Brontë, çocukluğunun büyük kısmını geçtiği geleneksel kasabaları ve yöreleri anlatırken, oldukça kasvetli bir tablo çizer. Özgün adıyla “Wuthering Heights” (Uğultulu Tepeler) “Ellis Bell” mahlası ile okuyucularla buluşmuştur.
 
Yazarın, o dönemin salgın hastalığı olan veremden 1848’de henüz 30 yaşındayken hayatını kaybetmesi kız kardeşleri ve edebiyat çevresi için büyük üzüntüye neden oldu.
Ünlü yazar hayatını kaybettikten sonra kız kardeşi Charlotte’nin büyük çabasıyla romanın ikinci baskısı gerçekleştirilir. Günümüzde hâlâ önemli dünya ve İngiliz klasiklerinden sayılan Uğultulu Tepeler ilk yayımlandığında övgüler ve yergilerle karşılaşmıştır.
 
Nitekim Brontë’nin kız kardeşi Charlotte’nin daha önce yazıp yayımladığı Jane Eyre, kız kardeşlerinin çıkarttığı iyi eserlerden sayılmıştır. Bu da, hem Emily’in hem de diğer kız kardeşlerinin edebiyata ne kadar meyilli olduklarını gösteriyor.
 
“ONARILMAZ VE CANAVARCA”
Brontë kardeşlerinin entelektüel ve saygın bir çevreden yetişmiş olmaları, ileride edebiyat kişiliklerini de oluşturmuştur. Zira, dönemin önde gelen eleştirmenlerin çoğu eserin özgünlüğünü savunmuş yapıcı yorumlarda bulunarak kitaba hak ettiği itibarı vermişlerdir.
 
İngiliz yönetmen Coky Giedroyc tarafından 2009’da filme uyarlanan Uğultulu Tepeler, tiyatrolara ve pek çok piyese de ilham kaynağı oldu.
 
Yazarın Uğultulu Tepeler romanının yergilerden çok övgü almasının altındaki neden ise, kız kardeşlerinin yazdığı metinlerden daha özgün ve yapıcı olmasıydı. Brontë’ye gelen müspet eleştiriler kendisini uluslararası üne kavuşturmuştur.
 
Uğultulu Tepeler’in 1847’deki ilk baskısı
 
Roman çıktığında devrin edebiyat dergisi Quarterly Review, Uğultulu Tepeler ile ilgili eleştiriler bir yazı yayımlar. Yazıda romanı “Onulmaz biçimde canavarca” ve kitabı okuyanları “isyan” ettirebilecek bir yapısı olduğunu dile getirerek romanı yerden yere vurur.
 
AŞK ÜZERİNE GENELLEMELER
Günümüzün edebiyat tarihçileri ve eleştirmenleri Uğultulu Tepeleri baş eser olarak görmektedir. Yazarın adıyla bütünleşen roman dönemin toplumsal yapısını da gözler önüne seriyor.
 
Emily Brontë’nin ilk ve tek romanı: Uğultulu Tepeler
 
Earnshaw çifliğinde kimsesiz ve çaresiz bir hayat süren Heathcliff ve çiftliğin en güzel, alımlı kızı olan Catherine ile aralarında geçen tutku dolu aşkı anlatan Uğultulu Tepeler, Emily Brontë’nin aşk üzerindeki genellemeleri de çok konuşulan diğer ana etken olmuştur.
 

 
Yazar: Emily Brontë
 
Türü: Roman
 
Syf: 480
 

Uğultulu Tepeler / Emily Brontë