Haftanın Hikayesi – Sen neymişsin tığ makinesi / Fevzi Durmuş

0
217

Kakaçların un gibi yere aktığını ve bunu yapanın ben olduğumu gördükçe neşe’me diyecek yoktu.”

 

 

Kürdevan/Çadır Dağı eteklerinde kurulu küçücük bir dağ köyü olan Ardanuç-Yolağzı’na bahar gelmiş; tarlalar ekilmiş, çayırlar temizlenmiş ve şaşortlar yaylalarına yerleşmişlerdi. Az sayıda olan yaşıtlarımızın bir kısmı da şaşortlarla birlikte gitmiş, köyde birkaç kişi kalmıştık. Bizden biraz büyük olan dadalarımız (ağabeyler) ise biz 5-6 yaşındaki “ufaklıkları” koco, mila veya çinkal oyunlarına almazlar, bizler de kendimize oyunlar üretir, eğlenirdik.
Her zaman olduğu gibi o gün de Nazım Amcagillere gitmiş, yaşıtlarım Casım ve Yusuf ile oyun oynamak istemiştim. Başka arkadaş bulamayınca Casım ile Enver Amcagil’in Harman makinesinde oynamayı kararlaştırdık. 1945 yıllarında köyde saygın birkaç ailede bu makineden bulunmaktaydı.

Orasını seçmemizin nedeni ise makinenin evlerine biraz uzakta oluşuydu. Yakalanmak ve dayak yemek korkusunu da taşıyorduk. Birlikte gizlice makinenin yanına gittik. Çalıştırma Kolu üzerinde yoktu, ancak Casım yan taraftaki alt eleğe bağlı uzun demir çubuğu ileri geri hareket ettirerek makineyi çalıştırmaya başladı. Rüzgâr kanatlarının fır fır dönmesi, eleklerin yaylanması ve dişlilerin gıcırtısı bize büyük bir zevk veriyor, mutluluk ve sevinçten uçuyorduk. Daha sonra ben çevirmeye başlayınca Casım bu sefer dişliler arasına ğalo bitkisinin kurumuş kakaçlarını (özeklerini) vermeye başladı. Dişler arasında eziliyor, küçücük parçalar halinde yere un gibi akıyordu. Biz artık makinenin çalışmasından çok, bir değirmen meydana getirmenin zevkini yaşıyor, dört köşe oluyorduk.

Daha sonra aynı şekilde kakaçları ben öğütmeye başladım. Kakaçların un gibi yere aktığını ve bunu yapanın ben olduğumu gördükçe neşe’me diyecek yoktu. Öğütme işi devam ederken kakacın son kısmını sağ başparmağımla ileri itiyordum ki parmağım dişliler arasına girmesin mi? Bendeki fiz ah ve ağlama üzerine Casım makineyi durdurdu, yanıma koştu. Az önceki neşemizin yerini acı ve keder almış, eklem yerine kadar ezilmiş parmağımdan ve dişlilerden kanım damla, damla yerlere akıyordu.

O zamanlarda doktor veya ilaç olanaklarından habersizdik. Ancak İstanbul’dan izine gelmiş olan Yusuf Amca’mın gayreti ile parmağım temizledi, damarlı yaprak ile sarıldı. O yaz boyu tek elle acılar içinde yaşadım. Kışa doğru parmağım işlevini kaybetmeden şekilsiz bir görünüşle iyileşti.

Harman makinesi bende göreceli bir iz bırakırken mesleği seçmeme de neden oldu. Yaşıtlarıma ise; yıllar sonra karşılaşmamızda beni tanımalarını sağladı. Sen Neymişsin be, Tiğ Makinesi!..


Yakacık,07.04.2012