Haftanın Hikayesi – Nietzsche Ağladığında

0
275

Irvin D. Yalom – Nietzsche Ağladığında…

 

Yalom bu eserinde psikanaliz ve felsefenin birbiriyle uyumunu bize sunmaktadır.Kitap 21 bölümden oluşmaktadır.Bölümler ilerledikçe teşhis dehası Breuer ve genç Freud’un psikanalize dair keşiflerine,heyecanlarına tanıklık edeceksiniz.


  1. yüzyıl Viyanası ve Nietzsche umutsuzluk vakasında. İnzivaya çekilmiş,tanrıyı yok saymış ve sahip olduğu tek şey elindeki valiz. ”Ümit kötülüklerin en kötüsüdür,çünkü işkenceyi uzatır.” diyor. Onun bu ümitsiz haline üzülen Salomé, Doktor Breuer’e başvurur ve olaylar bundan sonra gelişmeye başlar.

 

“Bugün bana doğru zamanda ölmenin ne demek olduğunu anlatın”

“Yaşarken yaşayın! İnsan yaşamını tamamlayıp öldüğü zaman ölüm, taşıdığı dehşeti yitirir! İnsan doğru zamanda yaşamazsa, asla doğru zamanda ölemez.”

“Bunun anlamı nedir?” diye sordu Josef Breuer düş kırıklığıyla.

“Kendinize sorun, Josef: Yaşamınızı tamamlayabildiniz mi?”

“Soruya soruyla cevap veriyorsunuz Friedrich ( Nietzsche )!”

“Siz de cevabını bildiğiniz sorular soruyorsunuz,” diye karşı çıktı Nietzsche.

“Cevabını biliyorsam size neden sorayım ?”

“Kendi cevabınızı bilmekten kaçmak için !”

Breuer durakladı. Nietzsche!nin haklı olduğunu biliyordu.

s.278)

Yalom’un Divan’ındaki şu meşhur konuşmayı hatırlamalı: “Gördün mü, Carol? Satranç da hayat gibi: Oyun bitince bütün taşlar -piyonlar da, şahla vezir de- aynı kutuya koyuluyor.” 

Ertesi sabah Nietzsche’nin hasta kartını gözden geçirmekte olan Breuer, “Anlaşılan,” dedi, “dün gece Herr Müller Doktor Breuer’den çok daha iyi bir uyku çekmiş.” Sonra gece olanları bir bir anlattı: Bölünen uykusunu, korkularını düşlerini, saplantılarını, çok fazla şey anlattığı için duyduğu huzursuzluğu.

Breuer konuştukça Nietzsche anlayışla başını sallıyor ve rüyalarını defterine kaydediyordu. “Bildiğiniz gibi, ben. de sık sık böyle geceler yaşadım. Dün gece, yalnızca bir gram kloral ile beş saat deliksiz uyudum, ama böyle geceler çok enderdir. Ben de sizin gibi neden korkuların geceleri bu kadar güçlü olduğunu düşünürüm. Bunun üzerine yirmi yıl düşündükten sonra korkuların karanlıktan doğmadığını anladım -korkular da yıldızlar gibi-  hep oradadırlar, ama gün ışığı onları gizler.”

“Rüyalara gelince, “Nietzsche yataktan kalkarken de konuşmasını sürdürdü ve Breuer’le birlikte şöminenin yanındaki sandalyelerine doğru yürüdüler, “rüyalar, anlaşılmayı bekleyen büyük gizemlerdir. Sizin rüyalarınıza gıpta ediyorum. Benimkileri hiç hatırlayamam. İsviçreli bir doktor rüyalar üzerinde düşünmekle boşuna zaman kaybettiğimi, rüyaların yalnızca gelişigüzel atıklar olduğunu, zihnin geceleri kendini boşaltmasından ibaret olduğunu anlatmıştı, ama ona hiç katılmıyorum. Bu doktora göre beyin, yaşanan günden artan gereksiz düşünceleri dışarı atarak yirmi dört saatte bir kendini temizlermiş.”

Nietzsche, Breuer’in rüyalarını yazdığı notlarına baktı. “Gördüğünüz kâbus son derece şaşırtıcı, ama diğer iki rüyanızın dünkü konuşmalarımızdan kaynaklandığını düşünüyorum. Çok fazla şey anlatmış olabileceğiniz için kaygı duyduğunuzu söylemiştiniz, sonra da rüyanızda duvarları olmayan umumi bir oda görüyorsunuz. Öteki rüyaya gelince -musluk, balgam ve böcekler- sizce bunlar sizin karanlık ve nahoş yanlarınızı kusmanızdan korkmanızla bağlantılı değil mi?”

“Evet, gece ilerledikçe bu düşüncelerin nasıl gelişip serpildiğine şaşıyorum. Sizi taciz etmekten, şaşırtmaktan ya da tiksindirmekten korkuyorum. Hakkımda düşüneceğiniz şeyler beni korkutuyor.”
“Ama ben bunun böyle olacağını tahmin etmemiş miydim?” Nietzsche bacak bacak üstüne attığı sandalyeden karşısındaki Breuer’e bakıyor ve kalemini defterine vurarak sözlerini vurguluyordu. “Beni korkutan, benim duygularım yüzünden duyacağınız kaygıydı; gereğinden fazla şey açıklamayın diye rica etmemin nedeni de buydu işte. Ben sizin gelişip büyümenize yardımcı olmayı arzu ediyorum, başarısızlıklarınızı itiraf ederek zayıf duruma düşmenizi değil.”

“Ama profesör Nietzsche, sizinle anlaşamadığımız ana konulardan biri de bu. Aslına bakarsanız, geçen hafta tartıştığımız konu da buydu. Ama bu kez daha hoş bir sonuca varmaya gayret edelim. İlişkimizin güç temelleri üzerinde anlaşılması gerektiğini söylediğinizi hatırlıyorum; kitaplarınızda da böyle yazıyordu. Ama bu benim için geçerli değil. Ben rekabete girmiyorum: Sizi yenmek beni hiç ilgilendirmiyor. Yalnızca, yaşamımı geri alabilmek için yardımınızı istiyorum. Aramızdaki güç dengesi -kimin kazanacağı, kimin kaybedeceği- umrumda bile değil.”

“O halde Doktor Breuer, bana zayıflıklarınızı göstermek sizi neden bu kadar utandırıyor?”

“Bunun sebebi sizinle kaybettiğim bir yarış değil! Bu hiç umurumda olmaz. Kendimi kötü hissetmemin tek sebebi var: Benim hakkımda düşüncelerinize değer veriyorum ve korkarım dünkü çirkin itiraflardan sonra gözünüzden düşmüşümdür! Listenize bakın”, Breuer Nietzsche’nin defterini işaret ediyordu.

“Kendi kendisinden nefret ediyor maddesini hatırlayın, galiba üçüncü maddeydi. Gerçek düşüncelerimi hep saklı tutuyorum, çünkü bunlar beni küçük düşürecek şeyler. O zaman başkalarından uzak kaldığım için kendimden daha da çok nefret ediyorum. Bu kısır döngüden çıkabilmek için birilerine açılabilmeliyim!”

“Belki, ama bakın”, Nietzsche defterdeki 10 numaralı maddeyi gösteriyordu. “Burada meslektaşlarınızın sizin hakkınızdaki fikirlerinin çok önemli olduğunu söylemişsiniz. Kendinden hiç hoşlanmayan pek çok insan gördüm; bunlar önce başkalarını kendileri hakkında iyi düşünmelerini sağlamaya çalışırlar. Bunu başarınca da bu sefer kendileri de kendileri hakkında iyi düşünmeye başlarlar. Ama bu sahte bir çözümdür; bu başkalarının otoritesinin altına girmeyi kabullenmektir. Size düşen ödev kendinizi kabullenmenizdir, benim sizi kabullenmemin yollarını aramak değil.”

 

Kaynak:  Ayrıntı Yayınları’nın Nietzsche Ağladığında kitabı

Çevirmen: Aysun Babacan, Ayrıntı Yayınları, s.196-197