Haftanın Hikayesi – Gamze M. Tutan – Köye Gogle Geldi

Yazar: Editör     Tarih: 25 Şubat 2017 07:18     Kategori: Duyuru, Edebiyat Haberleri, Editörden, Genel, Hikaye, Kültür Sanat, Ne Var Ne Yok, O-KU-MA-LAR, Tiyatro, Yazarlar, Yazı Sanatı
Haftanın Hikayesi – Gamze M. Tutan – Köye Gogle Geldi
 
Yaşamda her şeye rağmen, sevmek güzel bir eylemdir.
İtalo Calvino, “Birlikte iyilik yapmak, birbirimizi sevmenin tek yolu.” der.
Gamze M. Tutan – Köye Gogle Geldi
Bugünün pasajı, Habitat’ın “İnternetle Hayat Kolay” adlı projesi için farkındalık yaratmak adına gönderilmiştir. Siz de Habitat’ın Facebook sayfasına tıklayıp, detayları öğrenebilir ve bu iyilik projesinde gönüllü olabilirsiniz.
**
Üniversiteye yeni başlamıştım. Tabii okulda ilk yıl hep gariptir, anlamaya çalıştığın tuhaflıklar, yeni arkadaşlar, dersler ve saireler… Koca bir dönemin nasıl geçtiğini hatırlamıyorum. Çok değerli bulmadığımdan mı, yoksa bana bir şeyler katmadığından mı bilmiyorum. O vakitlerde insanın, kendini ait hissettiği pek az şey oluyor.
İkinci dönemin başlangıcında ders kaydımı yaparken Habitat adında bir derneğin projesiyle tanıştım. Sosyal medyanın bilinçli kullanımı ile ilgili bir şeyler, gençlere yönelik… Biraz araştırdım, heyecanlandım. Bu konuda merakı olanlara imkân sağlıyorlar, belirli aşamaları geçersen de gönüllü olarak birtakım eğitimleri başkalarına anlatabiliyorsun. “Oh, be!” dedim sonra. Dürüst olmak gerekirse, benim gibi susmak bilmeyen, konuşmaya bayılan bir genç kız için müthiş bir işti bu. Hem de birilerinin hayatına dokunabilme şansıydı. Habitat’la tanışmam böyle idi, Shakespeare’in dediği gibi, dünya dinleyenler için bir şarkı söylüyordu ve biz bütün gönüllülerle bu şarkıyı dinliyorduk.
Bir gün telefonum çaldı, arayan Anıl. Koordinatörümüz. Bir proje var dedi, heyecanlandım. Köylerde yaşayan kadınların bilgisayarla tanışmalarını sağlayacak, onlara internet kullanmayı öğretecektim. Bütün teknik desteği, altyapıyı Habitat sağladı. Bana yalnızca yola koyulmak düştü, ben de öyle yaptım. İlk eğitim Kızılören’in Yenibelkavak Köyü’nde. Afyon’dan oraya gitmem nereden baksan iki saat, cumadan yola çıkıp bir gün dinlenirim; sonraki gün eğitimi yapar dönerim dedim. Öyle de oldu.
Yenibelkavak, kırk; bilemedin kırk beş nüfuslu küçücük bir köy. Küçücük; ama yüreği kocaman insanların yaşadığı bir köy… Öyle ki, öğrencilerimizden bir nine eğitim için evini açtı bizlere. Eğitim için gerekli her şeyi ninemle birlikte hazır ettik, bir odasını sınıfa çevirdik adeta. Hava da nasıl soğuk! Sobanın etrafında donmak üzere olan ellerimi ısıtıyorum, kapı çalıyor, öğrencilerim geliyor. Kimi altmış yaşında, kimi elli; torunu ile gelen de var, zar zor yürüyebilen de. Aman yarabbim! On beş kişi olduk, sobanın etrafındayız. Sohbete başlıyoruz, gözleri pırıl pırıl memleketimin teyzelerinin… Öğrenmek aşkıyla yanıyor sobanın ateşi.
İlk eğitim pek güzel geçti. Bilgisayarın, farenin, klavyenin ne olduğunu, ne işe yaradığını, bu aletlerle neler neler yaparızı anlattım. “Ne iş görsün istersiniz bununla?” dedim, uzun uzadıya konuştuk. Öyle tatlılar ki! Tuşlara parmaklarını ıslatıp basanlar var. Gülümsüyorum, keyifli keyifli gülümsüyorum bu güzelliğe. Bir sonraki eğitim haftaya, hiç bitmesin istiyorlar. “Haftaya geliyon de mi kızım, ay, görüyon mu beni… Öğretmenim diyecedim…” diyor biri. Geliyom tabii, sizsiz ne yaparım diyorum birkaç saat evvel tanıştığım yeni aileme. Geliyom tabii!
İkinci hafta, heyecanım aynı fakat sebebi farklı. Öğrencilerimi özlemişim! Bu sefer sayı da fazla, köyde eli ayağı tutan bütün kadınlar gelmiş desem yeridir. Kimi uzakta okuyan torunuyla görüntülü konuşmak istiyor, kimi yemek tarifi baksın, kimi merak ettiklerini okuyacak… Eğitim sırasında elli elli beş yaşlarında, ufak tefek, üzerinde çiçekler olan beyaz tülbenti omuzlarından önüne düşmüş bir öğrencime takılıyor gözlerim. O da bana bakıyor. Sanki bir şey soracakmış da soramıyor gibi. Kaşlarını, birazdan “Bir bakıvercen mi?” diyecek edasıyla kaldırmış; şalvarını çekiştirip hırkasını düzeltiyor. Yanına gidiyorum.
“Sen ne yapmak istersin teyzem?” Şöyle bir yutkunuyor:
“Nasıl deyim kızım. Şimdi bu anlattıkların eyi hoş da, benim bu maaşım var maaşım. Ona buradan bakabilecem mi?”
“Bakarsın tabii, hem de para bile gönderebilirsin.”
“Görümcem yok mu görümcem. O bakıveriyor. Sağ olsun diyecem amma… Burnumdan getiriyor. Kendim yaparsam var ya, dünyalar benim olur kızım.”
“Ben öğretirim sana. Kimseye minnet etme, üzülme sen.”
Gözleri büyüyor, kocaman sarılıyor bana. Nasıl kocaman görmeliydiniz! Benim için nasıl buruk bir sarılma anlatamam. Bunun için mi böyle tedirgin olmuş? Maaşının yatıp yatmadığını öğrenebilmek ne büyük bir nimetmiş birileri için. Bu andan itibaren, şu kısacık hayatımda gördüğüm en muhteşem şey ellili yaşlarda bir kadının görümcesine muhtaç olmadığını öğretmek oldu. Bu memleketin kadınları ve erkekleri; hepsi ne güzeldi, ne akıllıydı, öğrenmeye ne kadar da açtı! Kendilerine uzatılacak bir el bekliyorlardı sadece. Kim bilir daha kimler kimler, nelere muhtaçtı!
Eğitim bitti, tam yirmi iki öğrencimi mezun ettim. Otobüs Afyon’a yaklaşıyor, kafamı cama yaslamış dışarıyı seyrediyorum. Yüzümde bir tebessüm. Tatlı mı tatlı öğrencilerimi asla unutamayacağım, bir de köydekilere benden bahsederken “Gız, köye Gogle geldi Gogle. Ne ararsan buluyon!” diyen Ayşe Teyze’yi. Dedim ya, şu kısacık hayatımda müthiş bir deneyim oldu bu eğitim. Öğrenmenin yaşı yokmuş lafı, klişe değilmiş. Kim bilir, daha nice köy vardır gezilecek, güzel şeylerden bahsedilecek. Başka bir şehirde, başka insanların hayatlarında umut olmaya giderken, şu soruyu bırakmak istiyorum zihninize:
“Sensiz bir eksiğiz, bizimle bu işe gönül vermeye ne dersin?”