ALTIN 458,23
DOLAR 7,6268
EURO 8,9049
BIST 1,1670
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 27°C
Parçalı Bulutlu

Günün Hikayesi | Başka İstanbul Yok | M. Selçuk Gazioğlu

Yazar
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.   http://yaziatolyesi.com/    Editör: Hatice Elveren Peköz   Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com   GSM: 0535 311 3782  -------*****-------  
11.04.2020
212
A+
A-

“İstanbul’u sevmezse gönül aşkı ne anlar
Düşsün suya yer yer erisin eski zemanlar
Sarsın bizi akşamda şarap rengi dumanlar
Bir tatlı huzur almaya geldik Kalamış’tan “
“Behçet Kemal Çağlar”

Üsküdar’da otururlardı , Tunusbağı’nda… Ahmediye’den Çiçekçi’ye giderken Karacaahmet Mezarlığı’nın kavşağında sağdaki Büyük Mustafa Paşa Sokak 44 ‘de.

Arkadaki duvarın ötesinde Kadıköy’e giden yol ve karşısında şimdi annemin, anneanne ve dedem ile dayımın yattığı mezarlık.

Adını, İstanbul’a Hacı Bektaş-ı Veli tarafından İslam dinini yaymak için gönderilen Karaca Ahmet’ten almış . Çok sevmiş, dedemi kıskanırmış Saadet Hanım .Onu iki katlı evinin tam karşısına defnettirdi…sonra da kendi gitti.

“Adam olun oğlum burası İstanbul” derdi “,başka İstanbul yok .”
O, katıksız İstanbul Hanımefendisi’ydi.

Sekiz yaşlarındaydım rahmetli anneciğim bizleri her hafta oraya götürür, bir gece kalırdık.

Alt katta küçük bir hela ,mutfağımsı bir alan , arkada, küçücük bahçede malta eriği …verdiği üç beş meyvayı yemezler, kardeşimle benim çalmamı gözetleyerek gizli bir haz alırlardı.

Üst katta arkada küçük ,önde sokağa bakan büyükçe oda vardı.İki büyük somya, cevizden üç koltuk, dikiş makinası ve çivitle yıkanmış elişi göz nuru perdeleri…Yüklük vari boşlukta “siera” marka kocaman bir radyo bulunurdu.

Dedem akşamları ajans dinlerdi,emekli gedikliydi. Malum, geçim zorluğu belediyede ek işle iştigal ederdi.

Fenerbahçe taraftarıydı. Mikro Mustafa’yı, Lefteri,ondan tanımıştım .Radyoda maç dinlemeyi kaçırmaz, masmavi gözlerindeki gözlüğünün üstünden, sehpaya koyduğu totosunu ikide bir teftiş eder, tabakasından durmadan çıkardığı sigarasını kahvesiyle içerdi.

Mutlaka “Milliyet Gazetesi “alır Çetin Altan’ın “Taş”adlı tefrikasını okurdu.Hiç kızdığını görmedim ama nadir gülerdi. Uzun boylu heybetliydi . 1930 larda Çakırcalı Efe mi ,nebilim ;öyle bir flim de rol aldığı anlatılırdı.

Anneannem Selami Dedem’e “Tufanım” derdi. Ne anlama gelirse ? Müthiş tavla oynardı. Hatırlarım ; babam , Erol eniştem ve Atila eniştemle turnuva yaparlar, rahmetli Erten dayım ve ben 3.Selim ilkokulu yakınlarındaki bakkala gidip file file Çamlıca Gazozunu taşımaktan helak olurduk. Gazoz, nefis pişirilmiş izmarit ya da hamsinin yanında güzel giderdi.Dedemin sindirerek içişini görmeliydiniz.Babam da bıyık altından gülerdi .

Duvarlar her yıl çivit karıştırılmış kireçle bizzat anneannem tarafından boyanırdı.Ev tiriltiril kokardı. Alttan üste doğru kaldırılan İki küçük penceresi vardı .Metal, açılıp kapanan bir tutacakla sabitlenirdi. Duvarlar en ufak bir dokunmada, dökülürse de sonra alçıyla onarılırdı.

Sokaktan “iyoo, iyoo, iyooo kaymakkk ! “diye bağıran bir satıcı geçerdi . İki ucuna zincir takılmış koca bir sopayı omuzuna almış ve buna bağlı yoğurt bakraçlarını taşırdı. Tepsilerini indirir,tülbentlenmiş kabın hemen kenarına eklenmiş küçücük, galveniz kutucuktan çıkarttığı mala vari kepçesiyle kerpiç gibi yoğurdu tabağımıza koyar, el terazisiyle tartardı.Sonra itinayla tülbenti bakraca örter , kavruk bedeninden umulmayacak bir azametle yüklenir , iki büklüm giderdi.

Kahverengi karavana benzer bir at arabasıyla da sabahları ekmekçi geçerdi . Kollarında siyah bir kolluk ellerinde eldiven vardı.Tek atını kibarca sürerdi.

Yazın Çifte Kayalar’a denize giderdik. Annem bize eski pantolonlardan şort yapardı. Havluyla birlikte ,kese kağıdına sarar,fileye koyardık .Yol Arnavut kaldırımıydı.Naylon ayakkabılarımızı çorapsız giyerdik .Ayakkabının metal tutacağı ayakbileğimizde kara bir leke yapardı. Ayak üstlerinde ise güneş görmeyen yerler bembeyaz kalırdı.

Karşımızda Vedide Hanım Teyze ve Tarihi Fatma Hanımları mutlaka görürdük . Siyah manto giyerlerdi. Başlarında simsiyah başörtüleri vardı.Sıkıca sarılmış başörtülüydüler. “Salacak Canavarı varmış oğlum dikkat edin ! “der gibiler şimdi hayalimde.

Yol boyunda genelde Ayşe Teyze ve İsmail Amcaya da uğrama huyumuz vardı . İncir yaprağı kokan bahçesiyle eski bir evde otururlardı .Biz ona, “İso Amca ” derdik. Tek göz evde kedileriyle yaşarlardı .Hiç gülmezlerdi ,görmedim. Çok mutluydular.

Çifte Kayalara müthiş bir çam kokusu hakim olan tepeden yürüyerek inerdik . Bakir bir kumsal denizde kayalıklar vardı .Kumsal da konglomera tarzı taşlar ve çakıllar vardı . Karşıda Yeditepe tüm haşmetiyle durmaktaydı .

Bizans’ı yemiş, Osmanlıyı harap etmiş coğrafya.Boğaz’ın ötesinde Ayasofya , Sultan Ahmet , Süleymaniye ve İtalyanlardan kalan Galata kulesi güzellik yarışındaydı..

Kömürle çalışan şileplerin ve şehiriçi vapurlarının dumanı arasından duyulan siren sesi sukuneti bozmakta ama esrarlı bir ortam yaratmaktaydı.

Hemen yakınımızda görünen Kız kulesinin karşısında Salacak’ta varsılların plajı vardı .Biz oraya delikanlı olduktan sonra gidebilmiştik.Akşama kadar yüzerdik. Doyasıya midye toplar, iki kaya arasına kurduğumuz ocakta pişirir,götürdüğümüz ekmekle yerdik .


BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.