Gösteriş Meraklıları / Elif Yavaş

0
217

Zavallı hayvancıklar iki gram postu ve tüyü için zalim avcının ellerine teslim edildikten sonra o mantoyu sırtına alanlar vicdan azabı duymuyorlar mı bilmem?

 

Yeşilçam filmlerini yahut kraliyet ailesine dair yaşamları anlatan filmleri izleyenleriniz var mı? Sosyete kitaplarında elit çevre ve saray hayatına ait yazıları okudunuz mu? Sonradan görme insanların hayat hikâyelerine gülerim en çok.

Kürk merakı, tırnak uzatma, pipo koleksiyonu, pembe panjurlu evler, hiç kullanılmayan o billur vitrinler, gümüşlük setleri, sedef kakmalı sandıklar, abartılı kukuletalar, janjanlı koltuk takımları, takımı hiç bozulmamış çini kahvaltı setleri, Milattan Öncesine ait dededen torunlara kalan arkeolojik koleksiyonlar… ve daha binlerce örneği buyurun gözünüzün önüne getirin.

Koleksiyon yapmak güzeldir, ama abartmamak koşuluyla.

İnsanlığa fayda sunan, geleceğe kalıcı olarak bırakabileceğimiz lüks eşyalar ve ata yadigârı kıymetli mücevherler elbet olacaktır. Ne zaman hakikî tilki kürkü, ölmüş tavşan kuyruğundan hatıra olarak saklanmış ve arabalara asılan tavşan tüyü anahtarlık, rengârenk tavus kuşu tüyünden imal edilmiş toka, fildişi tarak, timsah derisi çanta, yılan derisinden yapılma son model ve dudak uçuklatan fiyatta bir çift bot, kaz tüylerinden yolunup doldurulmuş şişme mont, ceylan derisinden koltuk ve deri bileklik, ayı postundan seccade…. görsem yahut fotoğrafıyla karşılaşsam bir hayvansever olarak içim cız eder.

Kürk demişken aklıma edebî bir yazı geldi.

Türk Edebiyatımızın güçlü kalemi Ahmet Hâşim’in “BİZE GÖRE” adlı deneme kitabından tamamını not aldığım kısacık bir yazıyı aktaracağım.

“KÜRK” adlı eleştirel dilde ele alınan yazımıza buyurun:

KÜRK

“Nereden geldiği ve nasıl başladığı bilinmeyen bir kürk modası, İstanbul’un hemen bütün kadın tabakalarına sirayet etti.

Bu moda, dedelerimizin ve ninelerimizin bildiğimiz kürkünü tersine çevirip sırtına geçirmek ve kurt veya goril gibi, iri cüsseli bir hayvana benzemek tuhaflığından ibarettir.

Bu moda, o kadar yayılmış ki, şimdi kastor mantosu olmayan hanımın hiç olmazsa kedi veya fare derisinden bir kürkü olmak icap ediyordu.

Tırnaklarını uzatıp sivrilten ve vücudunu baştan başa tüylü göstermek isteyen kadın, belli ki insandan gayri bir hayvana benzemek için uğraşıyor. Kadınlarda bu insan şeklinden uzaklaşma meylinin sebepleri ne olsa gerek?”

4 Nisan 1928 – Ahmet Hâşim (‘Bize Göre’ Eserinden)

Yazarımızın değindiği gibi gösteriş meraklıları var günümüzde de. Kürk mantolu kadınları sanırım 1960 ve 1970’li yılları anlatan eski Türk filmlerimizde çok seyrettik.

Sabahattin Ali’nin ‘Kürk Mantolu Madonna’ eseri aklıma geliverdi. Kürk Mantolu Madonna’lar, gösteriş meraklıları, matmazeller… Zavallı hayvancıklar iki gram postu ve tüyü için zalim avcının ellerine teslim edildikten sonra o mantoyu sırtına alanlar vicdan azabı duymuyorlar mı bilmem.

Ya olduğumuz gibi görünmeli ya göründüğümüz gibi olmalı sevgili Mevlana Hazretlerinin deyimiyle. Sadelikten yana ve gösterişten uzak kalmanız dileğimle.

ELİF YAVAŞ