Fransız Müzisyen Serge Gainsbourg

0
226

Fransız Müzisyen, Serge Gainsbourg, Yönetmen, Oyuncu ve Yazarı

 Hazırlayan: Gülseren Aydın

Fransız şarkıcı, besteci, sinemacı, ressam Serge Gainsbourg’un bir şanssızlığı vardı: 1960’larda ilk şarkılarıyla adını duyururken, anglosakson dünyası en büyük rock’çılarıyla dünyayı ele geçirmişti.

Belki onu bilmeyenleriniz vardır. Fakat o döneminin Fransa’sında çok konuşulan bir adamdı. Savaş yıllarına denk gelen çocukluğu; kurtulan nadir çocuklar arasında olmasından ve yaşadığı psikolojik sorunlardan dolayı çok zor geçmiştir.

Resim yeteneği ile büyüyen Serge Gainsbourg, gençlik yıllarında piyano çaldığı mekanlardan birinde bir gün keşfedilir ve bütün hayatı değişir.

Başlarda ani gelen şöhretin verdiği hırçınlıklar ve polemiklere imza atarken sonrasında başarısı ile gittikçe sanat dünyasında yerini sağlamlaştırmış ve artık kendi imajından, tavırlarından asla taviz vermeyen aykırı bir adam haline gelmiştir.

Kendi doğrularından hiçbir zaman vazgeçmeyen Serge, bu durumu bestelerine ve filmlerine yansıtmış, hatta o dönem katıldığı bütün programlarda bile düşüncelerini kimseyi umursamadan dile getirmiştir.

Fransızca onlara yabancı bir sesti ve reddettikleri eskiyi hatırlatıyordu. Sonra 1969’da Gainsbourg o unutulmaz parçayı (Je t’aime… moi non plus) besteledi ve anglosaksonların kalbini fethetti. İngiliz sevgilisi Jane

Birkin’le birlikte İngiltere’de meşhur oldu. Ölümünden 11 yıl sonra artık bütün dünyada bir efsane. Şu anda şarkıları iki albümle yeniden gündemde. Philips en ünlü bestelerini bir albümde topladı, Jane Birkin de yine onun şarkılarını EMI’dan çıkan bir başka albümde ‘‘arabesk’’ tarzda yorumladı. Jane Birkin, temmuzda İstanbul Caz Festivali’ne gelecek ve muhtemelen Emek Sineması’nda sahneye çıkacak.

Fransızların ‘‘lanetli şair’’ dedikleri soydan geliyordu. Yani asi ve alkolikti. Aslında Fransız bile değil, ikinci kuşak göçmendi. Kırım Odessa’da doğmuş olan babası Joseph Ginzburg, bütün 1917 devrimi göçmenleri gibi önce İstanbul’a kaçmış, birkaç yıl sonra kapağı Paris’e atmıştı. Lucien Ginzburg (sonradan Serge Gainsbourg adını alacaktı) orada 1928’de doğdu. Klasik müzik geleneğinden gelen bir müzisyen olan babası, hayatını kazanmak için piyanist-şantör olarak çalışıyor, geceleri zenginleri Comparsita çalarak eğlendiriyor, öğleden sonra uyanıp oğluna piyanoda Bach, Scarlatti ve Chopin çalıştırıyordu.

Ama Serge ressam olacaktı. Bu hayalini yıllarca yaşattı. Andre Lhote’un ve Fernand Leger’nin atölyelerinde çalıştı. Ama sonunda kendini babası gibi bir barda piyanist olarak buldu.

RESİM BÜYÜK ŞARKI KÜÇÜK

‘‘Resimde entelektüel olarak beni dengeleyen büyük bir sanat bulmuştum. Şarkı ve şöhret benim dengemi bozdu. Şarkı küçük bir sanattır. Resim için Van Gogh gibi bir kulağımı keserdim, ama şarkı için? Asla!’’

Buna rağmen şarkıyı seçti. Hem de yenilikçiydi. O sıralar dünyanın hayran olduğu Fransız sinemasındaki yeni dalga akımıyla kendisi arasında bir paralellik kuruyordu: ‘‘Yeni dalga, herşeyden önce benim. Fransız şansonu ölmedi, sadece daha ileri gitmeli ve Amerika’nın peşine takılmamalı. Ve modern olana açılmalı. Betonu, traktörü, telefonu, asansörü şarkılaştırmak gerek. Hem kelimeler hem müzik kökten değişmeli.’’

1966’da İngiltere’ye gitti. Arther Greenslade, David Whitaker gibi yetenekli aranjörlerle çalışmaya başladı. Londra’da, dünyayı ele geçiren rock’ı keşfetti.

RAP’İ YILLAR ÖNCE KEŞFETTİ

Artık şarkı söylemeye çalışmıyor, müziğin ritmine uyarak konuşuyordu. Rap akımından yıllar önce keşfetmişti bunu: Konuşuyorum, demek ki şarkı söylüyorum!

Söz de önemliydi. Cinsel özgürlük devrimini şarkılarına taşıyarak orta yaşlıların yüzünü kızartmaya başladı. İnsanlar dehşete kapıldılar. Daha da büyük bir şok yaratmak için, 1979’da Fransız milli marşı Marseillaise’i alıp bir reggae parçası haline getirdi. Kıyamet koptu ama, plak da çok iyi sattı.

Serge Gainsbourg provokasyondan hoşlanıyordu. Bu sayede sevildiğini düşünüyordu belki. 1968’de Initials B. B. adlı albümdeki ünlü şarkının sözleri şöyleydi:

‘Dr. Jekyll bir gün anladı ki / İnsanlar ondaki Mr. Hyde’ı seviyordu.’

Hayatındaki en ünlü kadın Brigitte Bardot’ydu şüphesiz, ama hayatının asıl aşkı Jane Birkin’di. Onun kendisini terketmesi, Serge Gainsbourg’u gerçekten yıktı. Son on yılını kendisinin bir gölgesi gibi geçirdi. Filmleri (Stan the Flasher, Charlotte For Ever) ve kitabı (Eugenie Sokolov) hayal kırıklığı yarattı, son iki albümü Love On The Beat ve You’re Under Arrest hiç beğenilmedi.

Ama olay yaratmadan duramıyordu. Bir gün televizyonda Fransa’nın en zengin şarkıcılarından biri olarak ekonomik sıkıntıları nasıl yaşadığını soran bir gazeteciye cevap verirken cebinden bir 500 Frank çıkardı ve şöyle dedi: ‘‘Benim gelirimin yüzde 74’ü vergiye gidiyor. Geriye ne kaldığını göstereyim size. Belki yaptığım yasadışı ama yine de yapacağım. Yüzde 74’ünü yakacağım.’’ Ve zippo çakmağını çıkarıp banknotu ateşe verdi.

TV EKRANINDA SKANDALLAR

Bir başka gün, yine televizyonda birlikte talk show programına çağrıldığı Amerikalı şarkıcı Whitney Houston’a döndü ve durup dururken ‘‘I want to fuck you’’ dedi ona. Kadıncağız dehşet içinde ‘‘Neeeee?’’ diye bağırdı, program sunucusu atılıp ‘‘yok yok bir şey, size çiçek vermek istiyormuş’’ diye durumu düzeltmeye çalıştı ama, bu ‘espri’ fazla beğenilmedi. Serge Gainsbourg yine kantarın topuzunu kaçırmıştı.

Daha beterlerini yapmaktan da kaçınmıyordu. Örneğin kızına adadığı ‘‘Charlotte For Ever’’ filminin müziğini alenen Haçaturyan’ın bir melodisinden aşırmıştı. Bu yüzüne vurulduğunda umursamaz bir halde ‘‘Ne yapayım! Kızım her gün piyanoda bu parçayı çalıyordu!’’ diye savundu kendini.

BB VE CATHERINE DENEUVE İLE DÜET

Öldükten on yıl sonra 2001’de son yıllarındaki gafları unutuldu, Serge Gainsbourg bir efsane olarak geri döndü. Bütün dünya basını, ölüm gününden daha büyük yer ayırdı ona. Yıllardır birlikte çalıştığı Philips, iki yıllık bir çalışma sonunda 18 CD’den oluşan bir set hazırladı. Bununla yetinmeyen Universal Philips, şimdi en ünlü şarkılarını Initials SG The Ultimate Best of Serge Gainsbourg adlı bir albümde topladı. Bu albümde Chez les ye-ye, Docteur Jekyll et Monsieur Hyde, Bonnie and Clyde (Brigitte Bardot’yla düet Initials BB, Je t’aime moi non plus, Ballade de Melody Nelson, Sea Sex and Sun, Dieu fumeur de havanes (Catherine Deneuve’le düet), 69 Annee erotique ve La Decadanse (Jane Birkin’le düet) gibi ünlü parçaları var.

BÜYÜK BİR STAR OLABİLİRDİ AMA NE YAZIK Kİ FRANSIZDI

İngiliz Independent Gazetesi Serge Gainsbourg için şunları yazıyordu: ‘‘Serge’in rock starı ünvanını almasını engelleyen bir kusuru vardı ki, kör ya da sağır olsa daha iyiydi: O ‘Fransız’dı. Bu bir müzik starı için en büyük lanetti.’’ İngilizler yıllarca Fransızların pop müziğini küçümsediler. Gerçekten de 60’lı yıllarda İngilizlerin Beatles’ı, Rolling Stones’u vardı. Sonra zaman değişti. Serge Gainsbourg kültü anglosakson dünyasına da sıçradı. Beck, Marianne Faithfull, David Holmes gibi sanatçılar ona duydukları hayranlığı saklamıyor. Birçoğu onun şarkılarını söylüyor, İngilizceye çeviriyor.

Jane Birkin sevgilisini Arap ruhuyla yorumladı

Serge Gainsbourg deyince akla gelen ilk kadın Jane Birkin. İkisi 1969’da Paris’te tanıştılar. Kızları Charlotte Gainsbourg, daha çocukken sinemada önemli bir yer edindi, şu sırada vizyondaki ‘‘Benim Karım Artist’’ filminde başrolde. Jane Birkin ‘‘Arabesque’’ adlı yeni albümünde Serge Gainsbourg’un şarkılarını söylüyor. Albümün en büyük özelliği, Cezayirli çellocu Djamel (Cemal) Benyelles’in viyolonseli. Elisa, Babe Alone In Babylone, L’amour de moi, Comment te dire adieu, She Left Home, Valse de Melody gibi parçalar var albümde. Philips’in Inıtials SG albümüyle EMI’ın bu albümünde iki ortak parça var: La Javanaise ve Couleur Cafe.

 Kaynak: http://www.medyakulubu.com/2016/01/17/serge-gainsbourg/