Film Ağlayan Çayır

0
282

Film Ağlayan Çayır / Yazı Atölyesi


“Korkmayın! Bir kemanın, bir gitarın, bir klarnetin ve gürültülü bir enstrümanın daha korumasındasınız.”
“Bu çocuğun müziğiyle ağaçları bile dans ettirebildiğini duydum.”
“Gardiyan…
Hiç suyum yok…
Hiç sabunum yok…
Hiç kağıdım yok ki çocuklarıma yazayım…
Üniformalar değişti…
Gri giyiyorsun, gardiyan.
Gardiyan, siyah giyiyorsun.
Adım Eleni.
Bir devrimciye yataklıktan buradayım.
Şimdi nereye götürüyorsunuz beni?
Üniformalar değişti.
Almanlar yeşil giyer.
Sen Alman mısın gardiyan?
Aralık 1944’de ben de oradaydım,
İnsanların kurtuluşu kutladıkları o meydanda.
Şimdi nereye götürüyorsunuz beni?
Üniformalar değişti.
Sen İngiliz misin gardiyan?
Kaç para mermi?
Ya kan ne kadar?
Bütün üniformalar aynı gardiyan..
Gardiyan..
Gardiyan..
Sürgündeyim.
Mülteciyim ve her yerden sürüldüm.
 
Bir yazı kusmak istiyorum buraya, içinde gözyaşları ve acı olsun. Kardeşin kardeşi öldürmesinin iğrençliği olsun. O kadar iğrenç olsun ki insanlar nefret etsin benden. Benden nefret ettikleri gibi öldürmekten de nefret etsinler. Duygulanabilsin insanlar, ağlayabilsin hisleri olsun, hıçkıra hıçkıra bağıra bağıra ağlayabilsinler sevdiklerinin çocuklarının babalarının mezarı başında…
Ölüm hoş gösterilmesin insanlara, ölmek yüceltilmesin, ölmek ve öldürmek dünyanın en aşağılık en pislik en b.ktan şeyi olsun. Öldürmeyi yücelten insanlara öyle bir çığlık atayım ki nutukları tutulsun ve bir daha akıllarından böyle bir şey geçmesin.
İnsanlar öyle çığlıklar atsınlar ki çığlık sesini duyanlar ölüm gerçekten kötü bir şeymiş desinler. Ölüsünün arkasından ağlayabilme gözyaşı dökebilme özgürlükleri olsun, varsın sevinsin başkaları ama ben özgürce ağlayabileyim ben ağladıkça öldürenlerin kalbi yumşasın. Çığlıklarım yankı bulsun merhametten zerre eser kalmayan yüreklerde
Acımasız yönetmen!!! Yıktın bitirdin beni. Oysa her şey ne kadar güzel başlamıştı. İki genç aşkları için kaçacaklar, ayrılmak zorunda kaldıkları çocuklarına yeniden kavuşacaklar, Mihalis armonikasını , ikizler piyanolarını çalacak, anne sıcak çorbasını pişirecek, ailece yemek yiyebilecekler, mutlu mesut yaşayacaklar ve gökten üç elma düşecekti.
Ama acımasız yönetmen her şeyin en ağırını tattırdı maalesef. Ölümün kötülüğünü anlatmak için en ağırını tattırdığında gözümüzden iki damla yaş getirebileceğini biliyordu. Yoksa ölüm dile kolay gelen her gün duyduğumuz sıradan bir olaydı zaten. Madem ölümün kötülüğünü anlatmak istiyorsun niçin sefaletin kokusunu, ayrılığın hüznünü, kadınların çilekeşliğini anlattın. Bıraksaydın bu kadarıyla hüzünlenseydik ve filmden 2 saat sonra unutsaydık bütün bunları. Ama sen karar vermiştin herhalde. Filmi izleyen kişi en azından iki satır yazabilmeli demiştin.
Kandırdın bizi, sıradan bir köylünün müzik yaşamını anlatacağım dedin, karısına olan aşkını anlatacağım dedin, aralara bu aşkı anlatan en güzel müziği koydun, ama öyle yapmadın.
İnsanlara neşe içinde dans ettirdin, sonra bir müzisyeni beyaz çarşaflar arasında ölümün kollarına bıraktın, çalışmak için karısından ayırdığın adamı, savaşa gönderip ölümünü senler sonra haber verdin.
Bu kadarını yapmayacaktın ama sen de haklısın kalbimiz o kadar sertleşmiş ki, sen de haklısın…

Rıhtımda ağlayan üç yaşında bir kız.” Eleni’nin Ağıdı, Ağlayan Çayır

 

https://www.youtube.com/watch?v=myQrLh-XVUU
 
Kaynak http://www.imdb.com/title/tt0366721/