ALTIN 276,36
DOLAR 5,7228
EURO 6,3269
BIST 100.339
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Sağanak Yağışlı
Kitaplar

Felsefede Başlangıçla Son’un kavramı | Petek TOKYÜREK

10.07.2019
29
A+
A-

“Çiçeklenmeyle solmayı birlikte kavrarız” der, Rilke. Çiçeklenme bir başlangıçtır; solma ise bir bakıma sonu temsil eder. Ortadan Başlayanlar’ın filozofu Deleuze de başlangıcın ve sonun arasından; ortadan kavrar hayatı ve felsefe tarihini.

“Felsefe” ile “filozof”, “dostluk” ile “kavram” birbirinden farklı ve fakat birbirini var eden kavramlar. Külliyen zıt kavramları bile bu beraberliklerinde kavrar, onları gelenek içinde var ederiz. Bir içkinlik düzlemi olarak felsefede kavramlar zıtlıkların ve çoklukların şöleni içinde kavranır; “doğruluk” ve “yanlışlık” düzleminde değil. Bu yüzden denilebilir ki, her filozof bir kavram restoratörüdür. Bu restorasyon sayesinde felsefeyi ve kendi kavram çerçevesini diri tutar. Bir Hitit duası şöyle der: “Tanrım! Bir çiçeğe bakmak için bana yavaşlamayı öğret.” Bense şöyle diyorum: “Tanrım! Bir kavrama bakmak için bana yavaşlamayı öğret.” Düşüncenin sorunu sonsuz hız ise ve “yavaş varlıklar” olarak bizleri oluşturmak için sonsuzca devinen bir ortam esnekliği ile akışkanlığa aynı anda ihtiyaç var ise bu duanın kabul olunmasına da ihtiyaç vardır. Bir kavrama bakmak bir düşünüm faaliyeti içinde olmayı ister. Düşünüm faaliyetinin tam ortasında üretebilme kabiliyeti ister. “ üretebilen – üreten – üretilen”i bir arada ister.

Bir metin kavramlarla kendini süsler. Fakat kavram sır vermez, daima kendini sorar. Ta ki peşi sıra gelen “filozof”, yani kavram dostu onu yeniden üretene dek… Kavram, filozofla lehimlenir daima. Böylece kavramsal kişilikler şekillenir. Kağşamış kavramlar filozofun metruk fildişi kulesinde kalmaya mahkum edildiği takdirde, bir kavram sirkülasyonundan, dolayısıyla diri bir felsefeden söz etmek mümkün değildir. Yaratma eylemi olarak felsefe bağlamında ele aldığımız “kavram”, “içkinlik düzlemi”, “kavramsal kişilikler” ve “geo-felsefe” bize bu birlikler bütününde felsefenin netliğini verir. Demek ki yaratma eylemi, bu birliğin içindeki kuvvetlerle şekillenir. Şu zamana kadar bildiğimizi varsayarak konuştuğumuz kavramları yakından incelemek üzere biraz açalım:

Felsefe, kavramlar yaratmayı içeren bir disiplindir. Kavram yaratmak felsefeye ait olsa da bilimler, sanatlar hepsi birden yaratıcıdır. Nasıl ki sinemada hareket-süre blogları, bilimde işlev blogları, resimde çizgi-renk blogları varsa felsefede de kavram blogları vardır.

Peki felsefenin üretmeden edemediği bu “kavram” nedir?

Kavram, cisimsiz bir şeydir. Hem mutlak hem görecelidir. Hem kendine hem ötekine göre olan birer titreşim merkezidir. Keşfedilmeyi bekler. Bir şeyi, o şey yapandır. Kavramların bir tarihi vardır, ölmemek için zamana direnirler. Filozof kavramı icat eder, onu düşünür. Her gelen filozof bir kavramı eleştirir, irdeler ve yeni bileşenler ekler. Filozof sadece verili kavramları cilalamamalı, onu üretmeye ikna olmalıdır. “Yaratma eylemi olarak felsefe” bunu gerektirir.

Felsefe, saf kavramlar aracılığıyla elde edinilen bilgidir ve kavram yaratılmış olduğu ölçüde kendini ortaya koyar. Kavram yaratma faaliyeti bir sorunsaldan doğar: “Niçin böyle de başka türlü değil?”den. Kavram yaratarak, felsefe yapmış oluruz. Kavram kendini bir düzlemde ortaya koyar. Kavram ve düzlem birbirinin tamamlayıcısı ama karıştırılmaması gereken iki yüzdür. Kavram omurga gibi düzlem tek teklerin içinde nefes gibidir. Şekilsiz fakat her zaman parçalanabilir olan, mutlak sınırsızdır. Ufuktur. Tasarıyı oluşturan parçalardır.

Felsefe hiç durmadan kavramsal kişilikleri yaşatır. Kavramsal kişilikler yazarın içkinlik düzlemini çizen devinimleri harekete geçirirler. Kavramsal kişilikler, filozofların lakabıdır. Deccal, Dionisos, Zerdüşt kavramsal kişiliklerdir.

Bütün bunların içinde gerçekleştiği düzlem için bir anlamda fenomenal bir alandır diyebiliriz. Hem bilinen, hem oluveren bir alan… Yapılacak olan şeyi onunla, ona yönelerek yaparız. Kapıyı açmak için önceden bir hesap yapmayız. Fakat kapıya geldiğimizde kolu çevirir ve kapıyı açarız. İçkinlik düzleminde felsefi kavramlar birbirine uymayan parçalanmış bütünlerdir. İçkinlik düzlemi düşüncenin imgesidir. Düşünmenin, düşünce içinde yol almanın ne anlama geldiğine ilişkin olarak düşüncenin kendine verdiği bir imgedir.

Bir ulusun karakteri özel bir ruh durumu, bir duygulanım olarak dilde görünüşe çıkar. Felsefenin yurtlanması söz konusu olduğunda, felsefe bir geo-felsefedir.

İbn-i Haldun “coğrafya kaderdir” der; bu durumda kavramların da kaderinden söz etmek gerekir. Süre gelen felsefi geleneğe eklemlenen kavramlar, burada yurtlanır. Böylece ulusal bir karakter oluşur. Fakat kültürde mistik bir güç ve kimlik kazanan bu kavramlar geleneğin içinde mumyalanır ve kendini yeniden üretmezlerse Necip Fazıl’ın dediği “öz yurdunda garip, öz vatanında parya” kelimeler haline gelir. Kavramlar bileşenleri yoluyla içe-dışa daima çatallanıp üreyerek bir yaratma eylemi oluştururlar. Felsefe sürekli yeni varoluşlar kazanan kavramlarla doğan yaratma eylemidir. Felsefe, paradoks içinde gelişen bir kavram yaratma sanatıdır.

Her içkinlik düzlemi bilimsel bir bütün gibi kısmi değil ama kavramlar gibi parçalı da olmayan bir bütündür Deleuze’de. Fakat yine de dağıtımsaldır. O, “her biri”dir. İçkinlik düzlemi yapraklarla örtülü haldedir ve karşılaştırılan durumlarda hangi düzlemler bulunduğunu tahmin etmek zordur. Üstünde ve onunla beraber konuşlandığımız düzlemimiz, coğrafyamız; kavramlarımızı etkiler. Öyle ki bu kavramlar yazarken, okurken bile peşimizi bırakmaz. İçimizden heceler, karşı koyar, nokta koyarlar. Bir iç ses olarak onlarla ve yapıcılarıyla konuşuruz.

Deleuze, Didier Eribon’a şöyle der 1993’te: “İnsan tek başına yazdığında bile bir işbirliği kendini gösterir. Her birimizin içinde konuşan öyle çok insan var ki…” Kaç kişi isek, o kadar kavram, o kadar yeni bakış açısı var demektir. Felsefenin en tabi amacı da bu canlılığı korumaktır. Yaratma eylemi, dönüştürmek, yenilemek işte tüm bu merhalelerden geçerek, meşakkatli bir yolculuğun sonunda ortaya çıkar. Bir yaratma eylemi olarak felsefe bireysel bir tecrübe olduğu kadar, kendini sürekli küllerinden var eden tarihi ve görkemli bir anıt demektir.

Petek TOKYÜREK

*****

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.