Emin Özdemir röportajı / Ayşe Kaygusuz Şimşek

0
117

– Sevgili Hocam, bu kez kuralı bozup, sondan başlamak istiyorum sorularıma. “İnsan Yüreğine Yolculuk” kitabınız, Emin Özdemir’in yüreğine yolculuğu duyumsarken, boğazımda bir düğüm, yüreğimde ölümün acılı kilidi ve yüzümde hüzünlü bir gülümseyişle, sanki kendime yolculuğu yaşattı bana. Sevmek… Yaşamak… Ölmek…

  • Doğru bir algılama.  İnsanın varoluşsal serüvenine ayna tutmuş yazarların, ozanların yarattı evreninde bir yolculuğa çıktım o kitabımda. Benimle birlikte okurların da aynı yolu izlemesini amaçladım. Her gerçek yaratıcı, yaratıcısının odağına insanı yerleştirir. İnsanı, insana anlatmayı amaçlar. Başka bir deyişle insanın yüreğinde oluşan cenneti ve cehennemi açmaya, anlatmaya çalışır. Bu, çağlar boyunca, sanatın, edebiyatın başat işlevi olmuştur. Bu işlevi yerine getiren yaratıcıların tanıklığına başvurdum.

Ölümün ve acının bilincine varan insanoğlu, bunun karşısına bir büyük gücü, sevgiyi çıkarmış. Ölümün karanlığından kaçarak sevgiye sığınmış. Bu doğrultuda anlam yüklemiş yaşama. Kimileyin ölümü de, sevgiyi de unutup tutkularının tutsağı olmuş. Bu tutsaklığın yarattığı yıkımları, acıları da göstermek istedim o kitabımda.  Yapmak istediğimi tek tümceyle özetleyeyim: Duyarlık körleşmesine uğramış insanımızın bu sayrılıktan kurtulmasında yazınsal yaratıların etkisini sezdirmek istedim.

 

  • Mayıs 2012’de Bilgi Yayınları’ndan çıkan “Kurmaca Kişiler Kenti” kitabınız büyük bir birikimin, olağanüstü kurmaca, dünya klasiklerinin kahramanıyla soluksuz bir yolculuk. Tam da, “insan hayal ettiği kadar yaşar” söylemine denk düşen bir anlatım.

Ben köy öğretmenliğinden üniversite öğretmenliğine değin eğitimin her aşamasında çalıştım. Yarım yüzyılı aşan bir öğretmenlik yaşamım var. Şunu yaşayarak gördüm: Biz sözel bir kültürden yazılı kültüre tam olarak geçemedik. Bu geçişi sağlayacak Atatürkçü aydınlanma seferberliği de gerici güçlerce engellendi. İnsanımız, yazıyla kitapla tanışamadı. Okullarımızda da yaratıcı bağlamda yazma ve okuma eğitimine yer verilmiyor.  Öğrencilerin yaşamını beslemeyen, zenginleştirip renklendirmeyen kuru bilgiler aktarılıyor. Onlara okuma beğenisi kazandıracak yerde belleklerini yoruyor, ıvır zıvır şeylerle dolduruyorlar. Ad belletmekten öteye geçmeyen ölü bir eğitim düzeni, Sözgelimi Don Kişot, Suç ve Ceza, Anna Karenina, Madame Bovary ya da Huzur, İnce Memed, Tutunamayanlar, Anayurt Oteli gibi adları belletiyor, ama bunları yaratıcı, eleştirel bir yöntemle okutmuyorlar. Böylesi bir eğitimden geçen yetişkinlerimiz için de durum değişmiyor.

Bu kitabım da İnsan Yüreğine Yolculuk gibi bir tür yolculuğa çıkarıyor okuru. Dünya ve Türk yazınının anıt romanlarından bir bölümüne yapılan bir yolculuk. Terimsel anlamıyla bir deneme değil bu. Dileyen öykü niyetine,  roman niyetine de okuyabilir. Odağına anlatıcı ben olarak kendimi yerleştirdim. İtalio Calvino’nun kılavuzluğunda içinde Don Kişot’tan, Kaptan Ahab’a, Kuyucaklı Yusuf’tan Oblomov’a değin birçok roman, öykü ve oyun kişisinin yaşadığı kurmacasal bir kente yolculuğa çıktım.  Kentin yurttaşlarıyla düşsel görüşmeler yaptım. Zaman zaman bu kişileri yaratan yazarlar da katıldı söyleşilerimize. Yazınsallığın tadını duyumsatan, kolay okunur bir kitap yazdım.  Her düzeyde okura seslenen bir kitap. Dilerim kitapçı sergenlerinde yaşlanmaz, okura ulaşır. Bugün kitap piyasasını tecimsel kaygılarla yazılan değersiz kitaplar tutuyor. Piyasanın beklentilerine göre yazılan kitaplar. Ne yazık ki gerçek değer taşıyanlar bunların gölgesinde kalıyor. Değerli, değersizi kovar kuralı tersine işliyor, değersizlerin sesi daha gür çıkıyor.

 

-“Kurmaca Kişiler Kenti” kitabınızın da çıkış noktası olduğunu söylediğiniz ve “İnsan Yüreğine Yolculuk” kitabınızın içinde de geçen Karacaoğlan’ın bir sözü;

“Ömrüm bir tepeye vurmuş gün gibi,

Şöyle böyle derken geçti neyleyeyim”

 

Kitapta epeyce sorgulamış kendini Emin Özdemir ama hala bir diyeceği vardır diye düşünüyorum Karacaoğlan’ın bu güzel dizeleri üstüne.

-Karacaoğlan’ın bu iki dizesiyle karşılaştığımda çok etkilenmiştim. Dilimden düşmedi günlerce. Sık sık yinelerim yine de. Sanki bana yaşamımın özeti gibi gelir. Ben köy öğretmenliğiyle başladım meslek yaşamıma. Köy Enstitüsünü bitirmiş, köyü kalkındırma, içten aydınlatıp köylüleri bilinçlendirme düşleri içindeydim. Çalışmalarımı okulla sınırlandırmıyor, köylüleri de aydınlatmak için var gücümle çalışıyordum. Ancak kimi çevrelerce çalışmalarımı sakıncalı görülmeye başlanmıştı. Uyarılar alıyordum. Derken 1950’li yılların gerici yelleri ülkeyi kasıp kavurmaya başladı. Köyü içten aydınlatma düşlerimiz yüreğimizde kaldı. Ardından Gazi Eğitim Enstitüsünü bitirdim. Bitirdiğim bölüme asistan oldum, yurtdışına gönderildim. Dönünce bitirdiğim bölüme ( Gazi Eğitim Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne) öğretmen oldum.  Dil ve Edebiyat Öğretimine yeni ve çağdaş boyutlar kazandırma yönünde öğrencilerimle sınıf içi çalışmaları yapıyorduk.  Bakanlığa gammazlamışlar. Bir iki kez lise ve ortaokula sürüldüm.  Sonra üniversiteye geçtim. Evlenme, barklanma derken yıllar gelip geçti. Yaşamın zorlukları, geçim kaygıları başladı. Yazma ve yaratmaya yönelik birçok düşüm çiçeklenmeden kurudu.

Karacaoğlan’ın o iki dizesi geride bıraktığım yıllarla bir hesaplaşmaya girdiğimde bir tür savunma oluyor benim için. Ama kimileyin de iç sesim böyle bir savunmaya karşı çıkıyor. “Bunca öğrenci yetiştirdin” diyor.” Anadili bilincini diri tutma, Türkçeyi varsıllaştırma savaşı içinde yer aldın” diyor. “Dil ve yazın ilişkileri üzerinde yoğunlaşan kitaplar yazdın” diyor. “Ömrün boş yere geçti diye hayıflanma” diyor. Diyor ya, ben Karacaoğlan’ın o dizelerini dilimden düşüremiyorum yine de…

 

-Türkçeye onca katkıda bulundunuz.  Buradan bakarsak, dilin mantıksal nesnelliği nedir?

Dil, sözcüksel düzlemde bireye, kurumsal bağlamda topluma bağlıdır. Toplumun yaşama biçimiyle etkileşim içinde olan bir dizgedir. Yaşama biçimi dili, dil de yaşama biçimini etkiler. Sözgelimi toplumumuz uzun yıllar bir tarım toplumu olduğu için Türkçenin söz varlığında doğaya dönük öğeler ağır basar. Söz gelimi bilinen nesnelere bağlı kalınarak birçok renk adı bileşik yapılı sözcüklerle adlandırılmıştır: Gülkurusu, kavuniçi, camgöbeği, limonküfü, vişneçürüğü, devetüyü, külrengi, ördekbaşı, sütlükahve, tozpembe, kirlisarı, balrengi, fildişi, balköpüğü… gibi.

 

-Yazınsal türler içinde “deneme”nin nasıl bir işlevi vardır?

Düşünsel boyutlu bir yazı türüdür deneme. Düşünceyi öğretmence ya da bilgiççe bir havayla iletmez. Tam tersine düşünceyi düşündürerek iletir. Bu yönden düşüncenin sorgulayıcı gücüdür deneme. Bunu, düşünceleri sorgulamayı, asık suratlı ya da kibirli bir söylemle yapmaz. Senli benli, içtenlikli, alçakgönüllü bir havası vardır. Bu havanın yazınsal bir boyut, güzelduyusal bir tat kazanması denemecinin dil titizliğine bağlıdır. Anlatımını yalınlaştırıp yoğunlaştırmasına bağlıdır. Ancak bu yolla deneme hazır düşünce kalıplarını kırar, okuyanlara yeni düşüncelerin kapısını aralar. Denemenin ad babası Montaigne’den bu yana deneme türünün yapısında kimi değişimler olmuştur kuşkusuz. Düşündürme, sorgulama, kuşkulandırma işlevindeyse bir değişimden söz edilemez. Şunu da ekleyeyim yazınsal türler arasında aşılmaz duvarlar yoktur. Kimileyin denemesel bir söylem romanlarda, öykülerde kısaca anlatısal türlerde de yer alabilir; anlatısal türlere özgü anlatım biçimlerinin denemede de yer alabileceği gibi.

 

– Konuşmanın insan ilişkilerine etkisi nedir?

Aristo’dan bu yana süregelen kalıp bir söz vardır: “Konuş, konuş ki kim olduğunu söyleyeyim.” Bu söz, geçerliğini bugün için de koruyor. Konuşmamız, kişiliğimizi yansıtan bir ayna gibidir. Karşımızdakilerle sağlıklı bir iletişim kurabilmemiz de konuşmamıza bağlıdır. Sözcükleri seçmemize, onları söze dönüştürürken yükleyeceğimiz havaya bağlıdır. Neyi, niçin, kime nasıl söyleyeceğimizi düşünmemize bağlıdır. Yunus Emre’nin şu dizeleri sanırım sorunuzu bütün boyutlarıyla yansıtır:

Sözü bilen kişinin yüzünü ak ede bir söz

 Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz

Söz ola kese savaşı söz ola kestire başı

 Söz ola ağulu aşı bal ile yağ ede bir söz”

 

– “Okumak” konusunda çok keyifli ve doyurucu bir söyleşinizde bulunmuştum, şimdi sormadan geçemeyeceğim. Okumak…

Ayrıntılara inmeden şöyle diyeyim: Dilin dört temel boyutu vardır: Konuşma-dinleme; okuma- yazma.. .Bu boyutlar, birbirini tümler. Bu yönden okuma, dilsel gücümüzü, anlama ve anlatma yetimizi besleyen temel kaynakların başında gelir. Düşünme ve duygu evrenimizin sınırlarını genişletir; okuduğumuz romanlar, öyküler yaşamımızı zenginleştirir, ona yeni yaşamlar, yeni renkler katar. Kuşkusuz okumanın işlevi,  okuyacaklarımızın niteliklerine göre değişir. Yavan, insanın tensel ve cinsel yönünü sömüren türden yapıtları değil, insanlığın ortak kültür değerlerini içeren soyyapıtları düşünerek söylüyorum bunları. Seçerek okumak, zamanın sınavından geçmiş yapıtları okumak. Benim dilimden düşmeyen, sık sık analara babalara söylediğim bir söz vardır: “Çocuklarınıza kat, yat ya da bankada yüklü bir hesap bırakacağınıza onlara kitap ve okuma sevgisi kazandırın.”

-Evinizde bulunmanın, güzel eşinizle tanışmanın mutluluğu içinde bana ayırdığınız zaman için çok teşekkür ederim Emin Hocam.

-Yolun açık olsun Ayşe Kaygusuz. Biz teşekkür ederiz.

 

Emin Özdemir:

1931 yılında Kemaliye’de doğdu. Pamukpınar Köy Enstitüsü’nden sonra Ankara Eğitim Enstitüsü, bugünkü adıyla Gazi Üniversitesi Türk Dili Edebiyat Bölümü’nü bitirdi. Bitirdiği bölüme asistan ve öğretim görevlisi oldu. Hacettepe Üniversitesi Temel Bilimler Fakültesi Temel Türkçe Bölümü’nde bölüm başkanı ve öğretim görevlisi olarak çalıştı. Ankara Üniversitesi Basın ve Yayın Yüksekokulu, bugünkü adıyla İletişim Fakültesi öğretim görevliliğinden emekliye ayrıldı.

 

Kitapları:

Güzel ve Etkili Konuşma Sanatı, Remzi Kitabevi

Türk ve Dünya Edebiyatında Dönemer Yönelimler, Bilgi Yayınevi

Yazınsal Türler, Bilgi Yayınevi

Erdemin Başı Dil Türkçemiz Üzerine Konuşmalar, Bilgi Yayınevi

Eleştirel Okuma, Bilgi Yayınevi

Anadilin Toprağında, Dünya Yayıncılık

Açıklamalı-Örnekli Deyimler Sözlüğü, Bilgi Yayınevi

Açıklamalı Atasözleri Sözlüğü, Bilgi Yayınevi

Düzyazının Sorgulayan Gücü, Bilgi Yayınevi

Yüzler ve Sözcükler, Bilgi Yayınevi

Mustafa Nihat Özön, Türk Dil Kurumu Yayınları

Anlatım Sanatı, Bilgi Yayınevi

İnsan Yüreğine Yolculuk, Bilgi Yayınevi

Kurmaca Kişiler Kenti, Bilgi Yayınevi

Çocuk kitapları:

Yalnızlığı Seven Kırlangıç, Kök Yayınları

Bizler Büyüyünce, Öz Yürek Yayınları

Mutlu Kentin Yöneticisi, Kök Yayınları

Ölümsüzlük Geceleri, Kök Yayınları