Edebiyatta Hatay Buluşması Gerçekleştirildi

Yazar: Editör     Tarih: 30 Nisan 2017 21:53     Kategori: Editörden, Genel, Kültür Sanat, Yazarlar

Edebiyatta Hatay buluşması ve Şair Ali Yüce’yi anma etkinliği gerçekleştirildi

Hatay’ın yetiştirdiği değerli şair ve eğitimci Ali Yüce, ölümünün 2. yıl dönümünde anıldı. Bu kapsamda Defne Belediyesi ‘Ali Yüce’yi anma’ ve ‘Edebiyatta Hatay’ olmak üzere iki ana bölümden oluşan bir etkinlik düzenledi.

Defne Belediyesi Gençlik Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen etkinliğe Defne Belediye Başkanı İbrahim Yaman, yazarlar ve vatandaşlar katıldı.

Etkinliğin açılış konuşmasını Defne Belediye Başkanı İbrahim Yaman yaptı.

Ali Yüce Belgeseli’nin gösterildiği ve şiirlerin okunduğu etkinliğin devamında, Araştırmacı-Yazar Müslüm Kabadayı’nın derlediği ve Defne Belediyesi’nce yayınlanan ‘Edebiyatta Hatay’ kitabı da sanatseverlerle buluştu. Başkan Yaman, kitabı davetlilere tek tek hediye etti.

Etkinlik sonunda Ali Yüce’nin yazdığı şiirler ve Edebiyatta Hatay kitabında yer alan şiirler şair ve yazarlar tarafından okundu.

 

Etkinliğin sunum özeti: 

29 Nisan 2017 / DEFNE (20.00-22.00)

Selamet Bağcı: İl dışından, kentimizden katılan değerli edebiyatçılarımız ve değerli sanatsever dostlar, katılımınızla güzelleşen bu anlamlı edebiyat akşamına hoş geldiniz, onur verdiniz.

Musa Artar: Defne Belediyesi’nin himayesinde gerçekleşen bu güzel gece, “Ali Yüce’yi Anma” ve “Edebiyatta Hatay” olmak üzere iki ana bölümden oluşuyor. İç içe akıp gidecek olan bölümlerin ilki, bu toprakların yetiştirdiği halkı büyük ozanı Ali Yüce’ye ayrıldı.

Selamet Bağcı: Vefa yüklü bu gecenin gerçekleşmesinde emeği geçen tüm dostlarımıza, Başkan Sayın İbrahim Yaman’ın kişiliğinde, incelikli katkılarını esirgemeyen Defne Belediyesi çalışanlarına sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Etkinliğimizin açılış konuşmasını yapan Defne Belediye Başkanı Sayın İbrahim Yaman,  “Edebiyatta Hatay” adlı kitapta yer alan yazarlara bu kitap sunumu.

 

Selamet Bağcı: Doğum ve ölüm, yaşamın ikiz kardeşidir. Ölümsüzlük ise, bunların üçüzüdür. Doğum ve ölümü, evrensel düşünceleri, toplumsal duyarlıkları ve yaratıcılıklarıyla kalıcı eserler bırakanlar bunu başarır ve insanlığın belleğinde ölümsüzleşir. Hatay’ın yetiştirdiği ölümsüz değerlerden Ali Yüce’ye selam olsun!..

Musa Artar: “Halk Çağı”nın şairi Ali Yüce, esas doğum tarihinin 1924 olduğunu vurguladıktan sonra, 1926 ve 1928 tarihlerinin doğum tarihi olarak kayıtlara geçtiğini açıklar. Daha sonra da 1946’da Düziçi Köy Enstitüsü’ne kaydolduğunda yeniden doğduğunun altını çizer. “Düziçi Köy Enstitülü Yıllar” kitabına da alınan şiirinde şöyle diyor şairimiz:

“Yıl 1946/Düziçi Köy Enstitüsü’nde/Bu dünyaya ayak bastım ben/Ekmeğime ışık sürdü Tonguç/Eşitlik özgürlük sürdü beynime/Bin yıllık uykudan uyandım/Bir gramcık bilgi için/Tırmanmadık yokuş koymadım ben/Saç döktüm ömür tükettim/Öğrenmeye doymadım ben.

Selamet Bağcı: Uygarlıklar beşiği Akdeniz’in verimli ikliminde “Şiir Sıcağı”nı oluşturan Ali Yüce, sözcüklerin duygu ve düşünce zenginliğinde bizi bağımsızlık-özgürlük-kardeşlik halayına davet eder.

“Şiir Sıcağı”nda hem Yunus Emre’yle sevgi ve içtenliği anıştırır (telmih) hem de “Moğol ateşi”yle yağmacı-istilacı zihniyetin ya(ı)kıcılığının altını çizer.

 

Bizim sıcağımız Akdeniz sıcağı canım

Yunus Emre sıcağı

Pişirir ekmeğimizi yakmaz

Toprağımız 

Halk toprağı kimseyi ekmeksiz bırakmaz

 

Musa Artar: “Kalkıp Gelmiş” şiirinde, insanın milyonlarca yıllık serüvenini, sözcüklere tarih şeridinde dans ettirerek betimler Ali Yüce. Aynı zamanda insanlığın geleceğinin nereye doğru evril(diğine)eceğine ışık tutar.

 

Kaşla göz arasında

Geçip gitmiş milyonlarca yıl

Kalkıp gelmiş insan dedem

Taş çağından atom çağına

Buyur dedecik buyur

Elimde insan kemiğinden kaşık

Tenceremde nükleer bir çorba

Bekleyin insan torunlarım

Atlayıp tarihin atına

Ben de geleceğim bir gün

Beton çağından ışın çağına

Elimde insan kemiğinden bir iğne

Dikeceğim ipek mendilinizi

     Gizli dikişlerle 

 

Selamet Bağcı: Ali Yüce’nin şiiri, toplumsal çelişkilerin kaynaklarını ve insanın özgürleşme-kişilik geliştirme serüvenini sorgular sürekli. Bu çelişki ve çatışmayı anlatırken tezat sanatını ustaca kullanır şair. “Aç Ağzını Karanlık” şiirinde  “ak-kara, çirkin-güzel” zıtlığını şöyle verir:

 

İşim gücüm bu benim

Sorguya çekmek gerçeği

Sevginin rüzgarı ak da

Savaşın bayrağı niçin kara

Bütün suçum bu benim

Evreni kucaklamak

Çözmek kör düğümleri

 

Bu şiirdeki “uygarlığı halklamak” imgesinin o kadar derin çağrışımı vardır ki, halkın ve emeğin söz sahibi olmadığı uygarlıkların, sömürü ve savaşların nedeni olduğuna dikkat çeker. Üzerine sayfalar dolusu yazıların kaleme alınabileceği bir konuyu/sorunu Ali Yüce, iki sözcüklü imgeyle betimleyivermiştir.

 

“Tutkal” şiirinde de emperyal güç haline gelen uygarlıkların, insanları hem makineleştirdiğini hem de kavramların içini boşalttığını ustaca dile getirir:

 

Sen ne biçim uygarlıksın

Parmağın tetiğe yapışık

Özgürlük beslersin kafeste

Kadınların çiçek açmış

Sıcaklığı vitrinlere yapışık

 

Musa Artar: Bu şiirde, kadınların metalaştırılarak nasıl sömürüldüğü de “vitrin”le dile getirilmiştir. “Sıcaklığı vitrinlere yapışık” imgesini, duyguların da “piyasalaştırıldığı” biçiminde yorumlamak yerinde olur.

 

Günümüz dünyasına bakıldığında açık biçimde görüldüğü üzere kendilerini Dünya’nı efendisi olarak gören ülkelerin, oligarkların, diktatörlerin “barış, demokrasi” gibi insanlığın önemli kazanımlarını bile kendi çıkarları için nasıl kullandıklarını “Efendimizle Söyleşi” şiirinde şöyle işler Ali Yüce:

 

-Bu barış meleğini

Kaça aldınız efendim

Bir dudağı yerde bir dudağı gökte

Ağzında özgürlük barış

Gizli bir kırbaç elinde

 

Her şeyin sahtesini, sentetiğini “piyasa” mekanizmasıyla insanların beynine, yüreğine ve eline yerleştirmeye çalışanların karşısında duran Ali Yüce, insanın eşitlik ve özgürlüğü için kendini adayan güzel insanların varlığına işaret eder “Şairler de Uçar Ama Görünmez Kanatları” şiirinde:

                

     Özgürlük görecedir oğul

     Tutsaklık da öyle

     Güzelliğin tutsağıdır

     Dünyanın yiğit

     En yürekli

     En özgür insanı bile

 

Gerçek barış ve özgürlüğün, sömürü ve savaşlara yol açan mekanizmaları ortadan kaldırmakla mümkün olabileceğine vurgu yapar “Olmaca” şiirinde. 1994’te İtalya’da “Akdeniz Şiir Ödülü”nü alan bu şiirinde Ali Yüce, teşhis ve intak sanatını alaycı diliyle ustaca kullanır.

Tarihi, mozaikleri, hoşgörü kültürü kadar edebiyat birikimiyle de önemli kentlerimizdendir Hatay. Bir kente edebiyat kapısından da girilebilir diyoruz.

 

    Ben çiçek olsaydım eğer

    Hiç saksı giymezdim ayağıma

    Ödünç kanat alırdım

    Güvercin teyzemden

    Barış uçardım üstünüze

 

Verimli toprakların, cömert Akdeniz ikliminin çocuğu olarak yaşama hep evrensel bakmayı, başka insanları ve doğayı düşünmeyi, bizlere aşılamayı hedefler şair. Şiir serüveninin başında İkinci Yeninin sanat anlayışından 1960’lı yılların ortasından itibaren toplumcu gerçekçi sanat anlayışına evrilen Ali Yüce’nin yüreği -Nâzım Hikmet gibi-  “Evrensel Kardeş” şiirinde Dünya’nın her köşesinde atar:

 

Çarpar yüreğim

Bütün göğüslerde

En uzak ülkenin

Komşusuyum ben

 

Haydi artık

Doğsun güneş

Batsın karanlık

Bütün çocukların

Kardeşiyim ben

 

Musa ArtarKaranlığın içinde Köy Enstitülerinin aydınlığıyla çıkan, Hisarcık gibi dağların arasındaki küçük bir köyden tüm dünyaya seslenme olanağını yaratan Ali Yüce, şiir var oldukça yaşayacaktır. Şiir çınarımız o güzel insan, ölüm atına binip aramızdan ayrılırken şiir atını bize emanet bıraktı. O emaneti geleceğe taşımak, kuşaktan kuşağa yaşatmak, şiirseverlerin görevidir. Onu sevgiyle ve onurla yaşatacağız.

 

Selamet Bağcı: Aydınlanmacı, eşitlik ve özgürlüğün savaşımcısı, barış ve sevginin şiir dili Ali Yüce’yi, ölümünün ikinci yıldönümünde saygıyla ve özlemle anmak için bir araya gelen şair-yazarlarımıza, kentteki Hataylılara selam olsun.

 Müslüm Kabadayı’nın hazırladığı Ali Yüce Hatay denince akla gelen ilk şairdir Ali Yüce. 

 

Bizimle olan kitaba katkılarını sunan yazarlar:

Ali Yüce’yle yıllarca mektuplaşarak kendi şiirine de yön veren Bedran Cebiroğlu onun için kaleme aldığı “Ölçüşme” şiiri.

Mesrur Sabahoğlu’nu Ali Yüce’nin “Antakya Çarşıları şiiri.

Mersin’den aramıza katılan Yonca Yaşar arkadaşımız, Ali Yüce’nin “Bir Kişilik Sokak” şiiri.

Ferhat Zidani, Ali Yüce’nin “Dersimiz Sevgi” şiiri.

Selamet Bağcı, arkadaşımızdan bir Ali Yüce şiiri.

Musa Artar, Ali Yüce’nin “Sözleşme” şiiri.

Son olarak, aynı coğrafyadan yetişmiş Müslüm Kabadayı’ıdan Ali Yüce’nin “Şiir Sıcağı.

“Edebiyatta Hatay” adlı kitabı hazırlayan araştırmacı yazar Müslüm Kabadayı, edebiyatta Hatay’da yer alan şair-yazarlardan şiir ve kısa konuşmalar.

“Edebiyatta Hatay” adlı kitabı ürünleriyle besleyen Hatay hayranı, dostu yazar “Aşkdeniz”in usta kalemi Sabahattin Yalkın’ı şiiri…

Edebiyatın birçok türünde yapıtlar veren Şaban Akbaba arkadaşımızı “Edebiyatta Hatay”ı betimlemesi.

Halk şiiri geleneğimizi sürdüren Ali Çuhadar Ağabeyimizi, şiiri.

Karadeniz’den gelip Akdeniz sevdasıyla Hatay’ı şiirinde betimleyen Nevruz Uğur şiiri.

Felsefi şiirleriyle edebiyatımıza zenginlik katan Mustafa Akyürek arkadaşımızdan şiiri.

Bedran Cebiroğlu, coğrafyamızı yürekten sarmalayan şiiri.

Edebiyatımızın genç şairlerinden Alev Mersin’e kulakverelim şiiri.

Edip Yeşil, Haziran direnişimizin üç asi çocuğunu betimlediği şiiri.

Selamet Bağcı: Değerli sanatseverler, Aşkdeniz’in güzel insanları, programımızı burada sonlandırırken, hepinizin yüreğine, ayağına sağlık diliyoruz.

Musa Artar: Uzun ömürler coğrafyası Defne’den, sevgi dilli olarak ayrılmanızı diliyor; programa emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Şiir dilli olmanız dileğiyle efendim…

 

 

Kaynak: Müslüm Kabadayı, Defne Belediyesi ve HRT TV