Dursaliye Şahan, Isıkbinyılı Röportajı

0
19
Töre, kadın ve göçmen öyküleri ile tanınan Dürsaliye Şahan’ın telif davası bitti. Hikâye Hırsızı kitabı çıktı.


Ekim 2011

Dursaliye Şahan nasıl ve hangi ruh haliyle yazar? diyerek bir soru ile başlayalım.

 

 

“Çoğu zaman büyük bir aşkla yazıyorum.” 
 
“Bilinçli bir kadın olarak çocuk gelin kavramını sindirmekte mümkün değil. Bunun içinde bizler bunun mücadelesini vermek zorundayız.”

Dürsaliye hanım siz bir öykü yazarı aynı zamanda Tazı Atölyeleri düzenleyen, bir yazarsınız. Son olarak da telif davanız ile gündeme geldiniz ama ben yazarlık serüveninizden başlamak istiyorum. Yazmaya nasıl başladınız?

Herkes gibi okula gittiğim günlerde başladım.

 

Aynı anda hikâye yazmaya başlamadınız herhalde.

Neredeyse aynı anda.

 

Nasıl oldu?

Hikâye değil ama hikâye cümleleri yazıyordum. Ali top at cümlesine benzer Ali top sakla yazıyordum. Sonra kendimce aritmetik problemleri yazmaya başladım. Ahmet’in on şekeri var ikisini düşürdü geriye kaç tane kaldı gibi. Dördüncü sınıfta Malazgirt Savaşını kendi yorumumla yeniden yazmıştım. Sonuç aynıydı ama kurgu epey farklıydı. Öğretmen şaşırmış biraz da azarlamıştı.

Bunlar ilk hikâyeleriniz mi oluyor?

Denemeler demek daha doğru olur. İlk öykülerim üçüncü sınıfta çıkmaya başladı. Öğretmen öğrenci ilişkisini anlatan karalamalardı.

 

Bildiğim kadarı ile öykü ödülleriniz de var. İlk ödülünüzü ne zaman aldınız?

Orta birde, yani altıncı sınıftaydım. Hayvanları Koruma Cemiyeti Türkiye çapında bir yarışma açmıştı. O yıllarda Göztepe Ortaokulunda okuyordum. Türkçe öğretmenimiz çok destek olmuştu. Hep minnet duymuşumdur.

 

Disiplinli bir yazar mısınız?

Hiç disiplinli değilim. Zamanımın büyük bir kısmını okuyarak ve yazarak geçiriyorum ama bunu disiplin altında yapmıyorum. Sabah kalktığımda kahvemi içerken kitabımı elime alıyorum. Okurken keyif alıyorum. İş gibi yapmıyorum ki. Ya da aman saat ilerledi, şunları okumam gerek, mutlaka da iyi bir öykü yazmalıyım kaygısını taşımıyorum.

 

Yazmaktan sıkıldığınız olmuyor mu?

Bazen evet. Aynı öyküyü veya metni tekrar tekrar ele aldığımda evet biraz bıkkınlık oluyor ama çoğu zaman büyük bir aşkla yazıyorum.

Konularınız daha çok kadınları, göçmenleri, çocuklarıve etnik grupları anlatan türden. Bilinçli bir seçim mi?

Bilinçli yerine doğal bir seçim demek daha doğru herhalde. Yıllarca İngiltere’nin en bilinen göçmen gettosunda, Hackney’de yaşadım. Üç beş tane göçmen hikâyesi ne ki? Beş kalın cilt roman bile Hackney’i anlatmaya yetmez. Şimdi Hackney’de yaşayıp İstanbul sosyetesini yazmam imkansız değil ama daha uzak bir ihtimaldi.

 

Yani İstanbul ya da Londra sosyetesi ilginizi çekmedi mi?

Çektiğianlar oldu. Londra’da yaşayan Türkiye’li sosyeteleri bir ara ele aldım. Birkaçöykü çıktı ama hadi fazla konuşmayayım.

Londra’da Türk sosyetesi var mı ki?

Olmaz mı?

Çok merak ettim. İstanbul’dakilere mi benziyorlar.

Çok merak edilecek kadar ilginç olduklarını düşünmüyorum.

Öykülerinize dönecek olursak göçmenlerden sonra töre ve çocuk gelinlere el atmışsınız.

Evet.Yazdığım töre hikâyeleri içinde en çok çocuk gelinlerin hikayesi içime dokundu.

 

Çocuk gelinler diye bir kavram var değil mi? İnanmak çok güç.

Biliyorum çoğumuz için inanmak ve kabullenmek zor. Bilinçli bir kadın olarak çocuk gelin kavramını sindirmekte mümkün değil. Bunun içinde bizler bunun mücadelesini vermek zorundayız.

Yazdığınız çocuk gelin hikâyelerinden biri de telif davası nedeniyle mahkemelik olmuştu.

Evet maalesef oldu.

Şu meşhur Sıla dizisi sizin öykülerinizden birinden intihal yoluyla yapılmıştı değil mi? Hangi öykünüzdü?

Güvercin adındaki öyküm.

Ben Sıla dizisini çok severek izlemiştim. Naif bir yanı vardı.

Evet. Ağa ve üçgen aşk ilaveleri ile sulandırılmış olmasına rağmen naifliğini korumuş.

Sizin hikayenizde ağa yok muydu?

Hayır yoktu. Biliyorsunuz her dizide ağa, holding patronu, mafya babası fon kağıdı gibi kullanılıyor. Oysa o proje bir çocuk gelini anlatıyordu. Ana karakterin yaşı 13 idi. Sıla da ise ana karakter 17 yaşında. Ve tabii ağa ile evleniyor.

Şimdi Mahzun Kırmızıgül bir çocuk gelin hikâyesi işliyor.

Evet, çok şükür biri konuyu gündeme taşıyor.

Mahzun Kırmızıgül bir erkek olarak konuya el attı, keşke bir kadın el atsaydı dediğiniz oldu mu?

Hayır. Önemli olan birilerinin yapması. Ben bir kadın olarak yazdığım çocuk gelin hikayelerimi sinemada ya da televizyonda işlemek istedim, talihsizlikler yaşadım. Ama şimdi bunu bir erkek yapıyor. İnşallah projeleri başarılı olur.

Yaşadığınız talihsizliğin size bir kadından gelmesi üzücü oldu mu?

Evet. Bir erkek de aynı şeyi yapsaydı yine üzülecektim ama bir kadından gelince daha da sinirlendim.

Kadın dernekleri tarafından da ödüllendirilmiş herhalde değil mi?

Evet. Tabii dernek nereden bilsin başka bir kadının hakkı gasp edilerek yapılmış bir iş olduğunu.

Mahkemeden sonra kitabınız çıktı. Hikâye Hırsızı adını koydunuz. Sanıyorum davaya konu olan öykü de içinde.

Evet, öykü içinde. Proje değil tabii.

Kitabın adı biraz manidar geldi bana.

Yoruma bağlı.

Aklım çocuk gelinlerde kaldı. Kaç tane çocuk gelin hikayesi yazdınız?

25 sanıyorum. Bunların 11 tanesi tamamen bitti. Diğerlerinin biraz daha kurguya ihtiyacı var.

 

Hepsi yayınlandı mı?

Sadece biri yayınlandı o da işte az önce bahsettiğimiz Güvercin(Isikbinyili.Org’da 7 Aralık 2005’te).

Diğerleri yayınlanmayacak mı?

Yayınlanmak üzere son düzeltmeleri bekliyor. Yakında çıkar herhalde.

Davadan sonra bir de imza kampanyası başlamış.

Evet. Mahkeme sürecinde arkadaşlarla birlikte telif yasasının çok iyi işlemediğini gördük. Birlikte konuşurken öneri geldi. Kazanılmış bir dava var, onun üzerinden gideriz. Telif yasası zaten Meclis gündeminde filan dediler. Bana da mantıklı geldi.

 

Topladığınız imzaları ne yapacaksınız?

Hele bir toplansın.

Bana zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

 

Necla Karataş

  • . –

 

IsikBinyili.Org Dernegi – “ISIK BINYILI’nin OZU SIZ’siniz ve biz, ‘büyük insanlik ” için variz.”http://www.isikbinyili.org