ALTIN 283,5830
DOLAR 5,7697
EURO 6,4298
BIST 97.149
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 30°C
Parçalı Bulutlu

Ekmek Kokulu Kadın / Ayşe Kaygusuz Şimşek

09.02.2019
7
A+
A-
Ekmek Kokulu Kadın / Ayşe Kaygusuz Şimşek

 Yağmur, oturduğu gecekondunun tavanından başına düşüyordu şıpır şıpır. Karanlıktan kokmuyordu yağmurdan korktuğu kadar. Eski çatının kırık kiremitleri arasından sızan su, hamur bezinin altına dolacak diye daha hızlı çalışırken, işine verdiği özeni bırakmıyordu elinden…

“Beni ayakta tutan işim”, diyordu. Çalışırken azalıyordu acıları!..

Ocağın dumanı yükselirken tavan altına, ekmek kokusu sarıyordu dört bir yanı. Düşleri geçmişle gelecek arasında köprü gibiydi, gidip geliyordu üzerinde…

Bazen de müşterilerine takılıyordu kafası. Elini hamura sokamayan, evini süpüremeyen kibirli kadınlar, birini alıp birini bırakıyor ekmek seçiyordu. Yüz kuruş için pazarlık yapan müdürler bile vardı. Ya parasını, “yarın veriyim” deyip de, getirmeyenlere ne demeliydi. Kimileriyse, “Senin bazlamaların farklı, içine ne katıyorsun?” diyorlardı. “Hiç”, deyip gülümsüyordu. Bu insanlar genelde emeğe saygı duyanlardı. Her yerde övgüyle anlatıyorlardı onu…

Bazlamaları pişirip, beş dakika dinlenmeye bırakınca, uykuya direnen göz kapakları gözlerini örtüyor, başı ekmek tahtasına düşüyordu. Diken üstündeydi yüreği; uyuyup kalmaktan korktuğu için bırakmıyordu kendini. Bazen de bir bardak demli çayla dağıtmaya çalışıyordu, gecenin en değerli armağanı, uykusunu!

Sessizliği ise küçük bir karıncayla paylaşıyor, “Hoş geldin sen, bolluk bereket getirdin bana; ama elimin, ayağımın altına gelme, seni incitmek istemiyorum”, diyordu.

Sevmediği bir şey vardı. Işıklar kesildiğinde mum ışığında çalışmak. Oysa mumu da, mum kokusunu da seviyordu. Özellikle rüzgârlı havalarda kesilirdi ışıklar. Rüzgârın uğultusuyla tellerin çıkardığı ıslık sesi, ayrı bir korku salardı içine. En çokta böyle gecelerde, babasıyla kocasının melek olup, yanında olduğuna inanırdı. Onlara olan özlemi büyürdü içinde. Gözyaşlarıyla paylaşırdı o an’ı. Hiç bahsetmemişti çocuklarına korkularından; göstermemişti gözyaşlarını ne onlara, ne de bir başkasına. Güçsüz bir annelerinin olduğunu düşünmesinler. Pırıl pırıl yüreklerine korku değil, umut dolsun istiyordu.

Bazlamaları paketleyip yerleştirince koliye, oklavayı alıyordu eline; sıcak gözlemeler yetiştirecekti sabaha. Önceden yoğurduğu hamuru açıyor,  yağlıyor, tekrar açıyor, pişiriyordu hiç erinip üşünmeden. Bir de türkü dolanırsa diline, “Kadir Mevlam senden bir dileğim var…”, söylerken yorgunluğunu unutuyordu. Elindeki fırça ayrı bir keyifle gidip geliyordu, gözlemelerin üzerinde; yarına giden yolu süpürür gibi. Suskunluğunda ise mısralar diziliyordu kafasının içinde. Sevgiye, özleme ve acılara dair…

“Acıyla yaşamayı bilmek gerekiyor! Giden gidiyor, kalanların yaşamı devam ediyor!” diyordu.

Gözlemeleri paketlerken çocuklarının, “Anne bize bırakacağın gözlemeleri sat…” demelerine karşın, yine de bir tane bırakıyordu bölüşmeleri için. Sonra çalıştığı yeri derleyip topluyor, çantasını hazırlarken dolmuşta okuyacağı kitabını unutmuyordu.

Tanyeri ağarırken şükrederek açıyordu kapısını. Geceyi gündüze kavuşturmanın erinci içinde! Her sabah aynı şeyi düşünüyordu. “Çabuk olmalıyım, daha bir saat dolmuş bekleyeceğim.”…

Ellerini  sabunluyor, üstünü başını değiştirip evden çıkıyor, ama  ekmek  kokusunu  bırakmıyordu!..

Ayşe Kaygusuz Şimşek            

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.