Dokuz ağacın tepesinde güler | Mustafa Akman

0
142

Rüyamda İstanbul’daki köprülerden birinin altındayım. Denizin üzerinden köprüye bakıyorum sanki. Havada uçan bir nesne var, güya hem uçak hem de zaman makinesiymiş. Ona binerek Anadolu Hisarı’na giderim diyorum. (Anadolu Hisarı benim 3-7 yaş arası yaşadığım yer). Sonra yapraksız, uzun ağaçların olduğu bir yerde buluyorum kendimi. Ağaçların üst tarafında alakasız bir şekilde kırmızı-pembe güller var. O makinenin aynısından yapmak istiyorum, bu ağaçları kullanarak. Babam da yanımda… Bana İbn-i Arabi’nin bu makineyi yapabilmek için tepesinde güller olan bu ağaçlardan dokuz tanesini tek başına kestiğini söylüyor. Başka materyaller de varmış ama ne olduğunu şimdi hatırlamıyorum. ‘Bunu ben de başarabilir miyim?’ diye soruyorum. Bana bir insanın tek başına dokuz ağacı kökünden kesebilmesinin neredeyse imkansız olduğunu söylüyor. Bunun üzerine ‘Zaten kesebilsem de maddeleri onun gibi bir araya getirip bu makineyi inşa edemem, değil mi diyorum?’ (Çünkü onun maddeleri bir araya getirirken madde ötesi bazı güçler kullandığını düşünüyorum). Bana ‘evet’ diyor. Öylece uyandım.

Öncelikle İbn-i Arabi vurgusu bu sene başındaki rüyalardan birinde de geçmişti ama buraya üstü kapalı olarak yazmıştım. Ne ilginçtir ki gene zaman kavramını aşmakla ilgili bir rüyaydı. Onun yazdığı büyük eser Fusus’ül Hikem’i (Hikmetlerin Özü) görmüştüm. Buraya değerli bir kitap olarak yazmıştım.

Baştaki zaman makinesi ve Anadolu Hisarı arasındaki bağlantıyı açıklamak kolay aslında… Bir nevi zamanda geriye dönüp o yaşlarda aldığım olumsuz kayıtları düzeltme isteği. Buna benzer çok önemli bir rüya daha görmüş ama buraya yazmamıştım. Onu da yazayım bari kısa zamanda. Amigdala en güçlü kayıtları 0-7 yaş arasında aldığı için çocukluğun bireyin geri kalan yaşamında neden bu kadar etkili olduğu anlaşılabilir. Ama iş işten geçtiyse dahi insan bunu düzeltebilir. Zor ama imkansız değil. Rüyalar bunun için var.

İbn-i Arabi kısmını açıklamaya çalışsam mı bilemedim. Ne yazsam eksik kalacak sanki. Çağının çok ötesinde, bu kadar büyük bir mutasavvıfı anlatmak haddime düşmez. Bugün hala anlaşılmaya çalışılan çok değerli bilgilerle dolu kitapları dışında bir de rüya tabirleri kitabı var kendisinin. Bir de henüz okumadığım, onun yazdıklarından yola çıkılarak yazılan “İbnü’l Arabi Zaman ve Kozmoloji” adında bir kitap var. En kısa zamanda okumalıyım.

Sanırım bu sınırlı açıklama onun rüyamda dolaylı yoldan da olsa neden belirdiğini açıklayabilir.

Geçelim dokuz ağaç mevzusuna… Yaşam ağacı Türk, Çin ve Germen mitolojilerinde dokuz dallı ve köklü bir ağaçtır. Tabii rüyamda dokuz ayrı ağaçtan bahsediliyor ama ben gene aynı manaya geldiğini düşünüyorum. Kökler ayrı bir ağaç sayılabilecek kadar önemli çünkü. Ayrıca dokuz rakamının Türk Mitolojisindeki yeri de büyük. Dokuz ağaç, dokuz boy, dokuz dallı ağaç, Dokuz Oğuz gibi.

Ağacın sembol olarak çok farklı açıklamaları var. Gudrun Gutdeustch’un bu konuda çok iyi bir makalesi var. Ondan alıntı yapayım:

Kozmik ağaç genellikle tersine çevrilmiş, “ters bir ağaç” tır. Yaratılışı inen bir hareket olarak temsil eder. Ağacın tinsel kökleri gökte, İlahi Dünya’da bulunur ve dalları dünyaya uzanmıştır. Evrenin üç aşamasını Gök (Tanrıların Dünyası), Yer (İnsanların Dünyası) ve Yeraltı Dünyası (Ölülerin ve Kitonik; yer ile ilgili enerjilerin Dünyası) olmak üzere bir “Axis Mundi” (Dünya’nın Merkezi) de birleştirir.

Kozmik Tuba Ağacı: Evrenin üst sınırlarında büyür. Peygamber geleneğinde Tuba cennette Tanrı’nın diktiği ve kendi ruhunu üflediği ağaçtır. İbni Arabi bu ağacı şöyle açıklar; makrokozmik açıdan Kozmik Dağ’ın tepesinde büyüyen Kozmik Ağaç’dır. Tüm kozmos ağaç olarak görülebilir böylece kökleri, gövdesi, dalları ile semboller dünyasını, arketipler (ilk örnekleri) dünyasını ve bu dünyayı kapsar. Makrokozmik tezahürü ile mikrokozmik biçim içinde saklıdır. Bilgeliğin sembolüdür.

Tabii yukarıdaki kısımlar işin felsefi boyutu. Bu işi bilenlerin ağacı omurilikle ilişkilendirdiğini biliyoruz (kökler aşağıda, dallar yukarda). Bir ağacın sağlıklı olabilmesi için köklerinin temiz suyla beslenmesi gerekir, aksi takdirde kurur. İnsanda da kök sinirleri temiz suyla beslenmeye başlarsa dirileşmeye ve kendisindeki potansiyeli daha yetkin bir biçimde kullanmaya başlar.

Bu ağaçların tepelerinde güller olması bu dönüşümün en ileri safhasını gösteriyor. Zaten bunun sonucunda zaman makinesi yapılabiliyor. Tabii bu ben değilim rüyada da anlattığım üzere: D Belki bunu başarabilsek zaman ve mekan kaydından kurtulacağız ama gelgelelim bu öyle her babayiğidin harcı değil. Rüya bunu anlatmakta…

İşin tasavvufi kısmına girersek, İbn-i Arabi ve onun gibi zatlar kişisel benlik kaydından kurtuldukları için fiziksel bedenin onlar üzerindeki hükmü tamamen kalkmış. Bunu farklı inançlara sahip bazı mistikler de yapabilmiş. Yani bizim üzerimizde aşırı derecede etkin olan hormonlar ve ego denilen şeytan onlarda hükmünü yitirmiş. Başında güller olan dokuz ağaç belki de yaşam ağaçlarını en saf ve etkin hale getirdikten sonra onları keserek bir anlamda beden kaydından ve nefsaniyetten her yönüyle kurtulmanın sembolü. Ağacı kesme noktası çok önemli çünkü enerjiler ne kadar iyi seviyede olursa olsun hala bedenin hükmü altındayız. Ancak onları keserek (benliği kurban etme) zaman ve mekanın ötesine geçebilme yahut tasavvuf diliyle “ölmeden önce ölme” gerçekleşmekte. Bu yüzden babam bana rüyamda dokuz ağacı da bir insanın tek başına kesebilmesi neredeyse imkansız diyor.

Bence bu yazdıklarım bu rüyanın analizi sayılmaz çünkü çok derin ve esasen bana değil genele yönelik bilgi içerikli bir rüya. Bu yüzden aklıma gelenleri paylaşmak istedim. Derinliğine insek bunun hakkında bir kitap yazmak gerekir. Dokuz ağacın tepesini de güle çevirip, hepsini tek başına kesebilecek kadar kişisel benliğin dışına, zaman ve mekanın ötesine geçebilir miyiz bir gün? Biz öyle umalım.

İbn-İ Arabi