ALTIN 275,48
DOLAR 5,7051
EURO 6,3138
BIST 100.323
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Parçalı Bulutlu
Kitaplar

Çocuk Gelinlerin Ağıtını yakmak! / Mehmet Ali Solak

Çocuk Gelinlerin Ağıtını yakmak! / Mehmet Ali Solak

 

Aktör Kadir İnanır’ın da beğenip film haline getirmek istediği öykülerin yazarı Dursaliye Şahan, bir yandan öykü yazarken, bir yandan da telif davasına koşuyor

 MEHMET ALİ SOLAK / ANTAKYA

            Öyküler, toplumun ayrılmaz bir parçası, daha açıkçası toplumun yansımaları… Öykü Yazarı Dursaliye Şahan da, hergün bakıp ta göremediğimiz toplumun kesitlerini bir usta titizliği ile ayıklayıp yeniden kültür dünyasına kazandıran birisi. Dursaliye Şahan’ın yazdığı Fakir Cennet adlı kitabı örnek göstermek istenirse, Kadir İnanır’ın “Ben toprağa yakın bir insanım, bu yüzden de Anadolu insanımızı anlatan sıcak öyküleri seviyorum. Fakir Cennet’te de böyle bir hikâye yakaladım. Bu hikâyeyi sinema filmi yapmak istiyorum” şeklindeki görüşü öykü yazarını anlatmak için önemli bir ipucu.

Bir ayağı Londra’da, bir ayağı Türkiye’de olan Dürsaliye Şahan’ın öykülerini izlediğimizde, halktan yana yani bizden yana çok şey görebilmekteyiz. Şahan’ın çeyiz sandığından değil, köyden, kentten, metropollerden bulduklarını yansıtmak istiyor görebilmemiz ve düşünmemiz için.

Küreselleşen dünya söyleminden değil, bunalan, krizle boğuşan, daha iyi bir hayat, daha huzurlu bir ortam özlemiyle hayatını riske eden ve dünyadan kaçışı uygun gören kaçak göçmen kadınları taşıyor sayfalarına… Ötelenmiş, yok sayılmış sıradan insanlar arasında çalışan kadınlar ve çocuklar da var elbette… İlk bakışta çalınan hayatları gündeme getiren bir öykü kitabı Hikâye Hırsızı…

Tam bu noktada bugüne dek karşılaşmadığı bir durumla baş başa kalan Dursaliye Şahan’ın Hikaye Hırsızı başlıklı öykü kitabı aynı zamanda çalıntı bir öykünün de hikayesidir. Sözü daha fazla uzatmadan, yazı atölyeleri düzenleyip, son günlerde de telif davasıyla gündeme gelen Şahan’dan dinliyoruz gelişen olayları:

“Küçük yaştan beri okumayı ve yazmayı çok seviyorum. Bugüne gelmem doğal bir seçimden kaynaklı. Yıllarca İngiltere’nin en bilinen göçmen gettosunda, Hackney’de yaşadım. Üç beş tane göçmen hikâyesi ne ki? Beş kalın cilt roman bile Hackney’i anlatmaya yetmez. Şimdi Hackney’de yaşayıp İstanbul sosyetesini yazmam imkânsız değil ama daha uzak bir ihtimaldi. Kitabımın içinde yer alan Güvercin adlı öyküyü hazırlayıp, yapımcı firmaya gönderdim. Ancak proje belli bir dönem sonra değiştirilerek ‘Sıla’ dizisi olarak karşıma çıktı. Uzun süre ilgili firma ile mahkemelik oldum. İstanbul 1. Fikri Sınaî Haklar Mahkemesi’ne dava açtım. Dava lehime sonuçlansa da, ülkemde yaşadıklarımı halen anlamış değilim.”

Yazdığı töre hikâyeleri içinde en çok çocuk gelinlerin hikâyelerine üzülüp kahır çeken öykü yazarı Dursaliye Şahan, belli ki demokrasinin ve gelişmişliğin izini de sürüyor. Otoriter bir kimlikten çok, özgür bir yaşamı seçen Dursaliye Şahan, disiplinli olup olmadığına ilişkin sorumuza ise;

“Hiç disiplinli değilim. Zamanımın büyük bir kısmını okuyarak ve yazarak geçiriyorum ama bunu disiplin altında yapmıyorum. Sabah kalktığımda kahvemi içerken kitabımı elime alıyorum. Okurken keyif alıyorum. İş gibi yapmıyorum ki. Ya da aman saat ilerledi, şunları okumam gerek, mutlaka iyi bir öykü yazmalıyım kaygısını taşımıyorum. Ama yazdığım zaman da büyük bir aşkla yazıyorum.”

Londra’daki lüks ya da magazin diliyle sosyete yaşamını daha az kaleme alıp, daha çok dediğimiz gibi ötelenmiş, sıradan insanların yaşam öykülerine yer veren Şahan’ın neden bu yolu seçtiğine ilişkin tespitine gelince;

“Londra’da yaşayan Türkiyeli sosyeteler kadar İstanbul’dakileri de biliyorum. Bir ara onları ele aldım. Birkaç öykü çıktı ama hadi fazla konuşmayayım. Zira çok merak edilecek, ilginç yaşam kesitleri değil. Genelde göçmenlerden sonra töre ve çocuk gelinlere el attım. Yazdığım töre hikâyeleri içinde en çok çocuk gelinlerin hikâyesi içime dokundu. Çocuk gelinler denilince, inanılması güç bir olay yaşıyoruz. Hemen içinizdeki ve içimizdeki üzüntü ve ürpertinin farkına varıyorsunuz. Biliyorum çoğumuz için inanmak ve kabullenmek zor. Bilinçli bir kadın olarak çocuk gelin kavramını sindirmekte mümkün değil. Bunun içinde bizler bunun mücadelesini vermek zorundayız. Özetle benim yaptığım, çocuk gelinlerin ağıtını yakmak.”

Dursaliye Şahan’ın içine dokunan çocuk gelinler öyküleri, “Acı, acı olayları körükler” gibi, yazdığı öykünün başkaları tarafından değiştirilmek suretiyle gündeme taşınmasıyla yaşanmış. Hukuk savaşını kazanan Şahan, yaşadığı sürece ilişkin:

“Yazdığım çocuk gelin hikâyelerinden biri ne yazık ki, telif davası nedeniyle mahkemelik oldu. Güvercin adlı öyküm, meşhur Sıla dizisinde intihal yoluyla kullanıldı. Ağa ve aşk üçgeni ilaveleri ile sulandırılmış olmasına rağmen naif bir öykü. Tabii benim yazdığım öyküde ağa yoktu. Biliyorsunuz her dizide ağa, holding patronu, mafya babası fon kâğıdı gibi kullanılıyor. Oysa o proje bir çocuk gelinini anlatıyordu. Ana karakterin yaşı 13 idi. Sıla da ise ana karakter 17 yaşında. Ve tabii ağa ile evleniyor. Mahkemeden sonra Hikaye Hırsızı adlı kitabımı çıkardım. Tabii davaya konu olan öykü de kitabın içinde. Ne var ki aklım çocuk gelinlerde kaldı. Bu formatla 25 öykü yazdım. Bunların 11’i tamamen bitti. Diğerlerinin biraz daha kurguya ihtiyacı var. Bunlardan biri yayınlandı, o da mahkemelik olan Güvercin öyküsü.”

Henüz ortaokul birinci sınıf öğrencisi iken, yani altıncı sınıftayken ülke genelinde açılan yarışmada ilk ödülünü kazanan Şahan, Hayvanları Koruma Cemiyeti’nden aldığı ödül kadar, bugüne kadar aldığı çok sayıda ödülün ayrı bir anlam taşıdığı ifade ederken, telif davasında yaşadıklarını ise bir türlü unutamıyor. Sonuçta, ünlü ile ünsüz olmanın da davalara yansıması onu farklı bir çalışmaya da yönlendirmiş. Şahan, o konuda da; “Mahkeme sürecinde arkadaşlarla birlikte telif yasasının çok iyi işlemediğini gördük. Birlikte konuşurken öneri geldi. Kazanılmış bir dava var, onun üzerinden gideriz. Telif yasası zaten Meclis gündeminde filan dediler. Bana da mantıklı geldi. Ve hemen telif yasasının değişmesine yönelik bir imza kampanyası başlattık. Kampanyamız iyi gidiyor. Önümüzdeki günlerde iyi sonuçlar alacağımı düşünüyorum.”

Mehmet Ali Solak / Güney Rüzgarı Dergisi 2012

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.