ALTIN 458,62
DOLAR 7,6604
EURO 8,9115
BIST 1,1633
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 27°C
Mevzi Sağanak

Çaykovski Hayatı ve Eserleri

28.04.2019
367
A+
A-
Çaykovski Hayatı ve Eserleri

Maden ocaklarında müfettiş olan İlya Petroviç Çaykovski, ilk eşinin ölümünden sonra ikinci evliliğini Aleksandra Andreyevna d’Assier ile yapar. Bu evlilikten önce Nikolay, iki sene sonra 7 Mayıs 1840’ta, Romantik Rus Müziği’nin en önemli temsilcilerden Pyotr İlyiç Çaykovski dünyaya gelir.

Kendisinden bir sene sonra doğan kız kardeşi Aleksandra, 1843’te doğan Ippolit ve 1850 yılında dünyaya gelen ikiz kardeşleri Modest ve Anatoly ile beraber ailesi tamamlanmış olur. Kız kardeşi ve ikiz kardeşleri ile aralarında hayatı boyunca özel bir bağ olacaktır.

7 yaşında ilk piyano dersini aldığında, duyduğu müziği kafasından çıkaramaz ve bu durum zihninde onu uykularını kaçıracak düzeyde rahatsız eden bir seviyeye ulaşır. Ancak ailesi, onun piyano başında geçirdiği vakti edebiyata ayırması için yönlendirmeye çalışır ve ilk müzik deneyimleri birkaç piyano dersinden ileri gidemez. Bestecinin günümüze ulaşan ilk müzik yapıtı ise 1854 tarihli ikinci dadısına ithaf ettiği Anastasia Valsi’dir.

Oğullarını tamamen müziğe yönlendirmek ailesinin aklının ucundan geçmediğinden, 10 yaşında İmparatorluk Hukuk Okulu’na yazdırırlar. İmparatorluk Hukuk Okulu’nda Çaykovski, Lomakin’in yönettiği koroya katıldıktan sonra, Kündinger’den piyano dersleri alır. Müzik çok büyük bir hazzıdır, ancak müzikle ilgisi hala doğaçlama beste yapmakla sınırlıdır. 14 yaşındayken çok bağlı olduğu annesini kaybeder, bu daha sonra eserlerinde kendisini gösterecek olan depresif yanının belirginleşmesine neden olur.

Çaykovski, 1859 yılında okuldan mezun olduktan 5 gün sonra, Adalet Bakanlığı’na girerek memur olarak göreve başlar. Çalışmaları çok takdir görür ve çok sık terfi eder. Mezun olduktan sonraki sosyal hayatı Fransız balesi, tiyatrosu ve İtalyan operası izlemek üzerine kuruludur. 1861’de yeni açılan Rus Müzik Cemiyeti’nde Nikolay Zaremba ile teori derslerine başlar. Hocasının yeni açılan St. Petersburg Konservatuvarı’nda hocalık yapmaya başlaması üzerine, Çaykovski de müzik çalışmalarına burada devam eder. Müziği meslek edinme isteği günden güne artan besteci, 1863’te işini bırakarak tutkusu uğruna daha az gelirli bir hayatı göze alır.

Okulun en başarılı hocaları Zaremba ve Anton Rubinstein’dır. Anton Rubinstein, öğrencisindeki özel yeteneğin farkına vararak, onun eğitiminde daha özenli davranır. Çaykovski, onlarla önce armoni, kontrpuan ve kilise modları, sonra da kompozisyon ve enstrümantasyon çalışır. 21 yaşında profesyonel eğitimine başlayan biri için çok iyi bir performans gösterir. Büyük hayranlık duyduğu hocası Rubinstein ile aynı zamanda şeflik de çalışır. Birtakım sosyal fobilerinden dolayı şeflik yapmak ona çok zor gelir. Daha orkestranın önünde durduğu ilk an dehşete kapılır ve bu durum hayatı boyunca, kendi eserlerini yönetmek için misafir olarak çağrıldığında bile değişmez.

1865’te St. Petersburg Konservatuvarı’ndaki eğitimini ikincilik ödülü ile tamamlar. 1866’nın başlarında Anton Rubinstein’ın önerisi ile Moskova Konservatuvarı’nda hocalığa başlar. Besteci Moskova’ya taşınınca konservatuarın müdürü de olan Nikolay Rubinstein ile yaşamaya başlar. Nikolay Rubinstein, Moskova’nın müzik çevresinde son derece etkili ve tanınmış biridir, dolayısıyla besteciye mesleki açıdan birçok avantaj sağlar. Rubinstein, Çaykovski’nin eserlerini (ilk eserleri dahil) şefliğini kendi yaptığı Rus Müzik Cemiyeti’nin konserlerinde seslendirir.

Bu dönemde birçok çalışması psikolojisinde ve sinir sisteminde bazı düzensizliklere aynı zamanda uyku bozukluğuna yol açar, bu durum yaşamı boyu devam edecektir. “Tarifsiz bir melankoliyi sürekli içimde taşıyorum. Öyle bir duygu ki, kelimelerle açıklanamaz. Korkuyla karışık, ne olduğunu ancak şeytan bilebilir.” Bu sıralarda ilk büyük eserlerini yazmaya başlamıştır.


1872 yılında Russky Vedomosti Gazetesi’nde müzik yazarlığı yapmaya başlar ve bu görevini 4 yıl boyunca devam ettirir. 1875 kışında depresyon ve yine bir sinir sistemi bozukluğu yaşar. 1876’da tedavi için gittiği Fransa’daki Vichy’nin ardından, gazetedeki görevi üzerine Bayreuth Festivali’ni izlemeye Almanya’ya geçer. Rusya’ya döndükten sonra kardeşinin yanına yaptığı gezi sağlığına iyi gelir.

1875’e gelindiğinde Romeo ve Juliet, 2. ve 3. Senfoniler, Fatum senfonik şiiri, 3 operası, Sib minör 1. Piyano Konçertosu gibi büyük eserleri çoktan bestelenmiştir. 1. Piyano Konçertosu’nu eserin dünya prömiyerini 25 Ekim 1875’te Boston’da yapan Hans von Bülow’a adar. Boston’ın baş eleştirmeni John S. Dwight eseri alışılmışın dışında bularak, konçerto için son derece zor, garip, vahşi, tam anlamıyla Rus ifadelerini kullanır.

Eşcinsel eğiliminin dedikodulara yol açmasını önlemek için 1877’de konservatuvarda öğrencisi olan Antonina Ivanovna Milyukova ile evlenir. Yazdığı mektuplarda aşık bile olmadığım bir kadın dediği eşiyle işler kısa süre içerisinde kötü gitmeye başlar ve evlilikleri sadece 9 hafta sürer. Kardeşi Modest’e yazdığı mektubunda şöyle der:

“Bir süredir delilik sınırlarını zorladığımı ancak şimdi kavrayabiliyorum. Mayıs ayında Antonina ile evlenmeyi kafasına koyan, Haziran ayında hiçbir şey olmamış gibi oturup bir opera besteleyen, Temmuz ayında evlenip Eylül gelmeden karısından kaçan, sonra da Roma’ya sığınan o adam ben değildim, bir başka Pyotr İlyiç olmalı.”

Birkaç yıl sonra ablası Aleksandra’ya yazdığı mektubunda ise şöyle der:

“Onun iyi bir eş ve arkadaş olma gayretinin farkındaydım, aradığımı bulamamış olmamın sebebi o değildir.”

Çaykovski ve Milyukova, ömür boyu boşanamazlar, mektuplaşarak ilişkilerini sürdürürler.

Özel hayatının ve psikolojisinin alt üst olduğu bu yıllarda en etkileyici bestelerinden biri olan Kuğu Gölü Balesi’ni tamamlar ve ilk olarak 1877’de Moskova’nın ünlü Bolşoy Tiyatrosu’nda sahnelenir. Müzikal yapısıyla bir dramatik dans olan Kuğu Gölü, klasik balelerin en sevilenidir. Diğer balelerin kahramanlarının günlük yaşamın doğal kişiliklerinden olmasının aksine, Kuğu Gölü’nün kahramanının Karanlık Gecelerin Prensesi olması onu diğer balelerden ayıran en önemli özelliktir.

Hayatındaki gelişmelerinden diğeri ise Nadezhda Filaretova von Meck adında başka bir kadınla ilgilidir. Meck, çok zengin ve müzik aşığı 11 çocuk annesi bir kadındır. Çaykovski’nin müziğinden çok etkilenmiştir. Kendisinden 10 yaş küçük olan Çaykovski’ye bir mektup yazarak kendisi için birkaç piyano uyarlamasını yapmasını ister. İşin sonunda Çaykovski’ye cömert ödemeler yapar. Bu durum ikilinin daha sık mektuplaşmasına ve zamanla aralarında çok yakın bir arkadaşlığın oluşmasına sebep olur. 13 yıl süren arkadaşlıkları boyunca hiç yüz yüze görüşmezler. Bu süre içinde von Meck, Çaykovski’ye bütün vaktini beste yapmaya ayırabilmesi, ek işleri yaparak yorulmaması için yıllık bir ödenek tahsis eder, bestecinin koruyuculuğunu üstlenir.


Aşkta tam bir mutluluk bulup bulmadığımı soruyorsun sevgili dostum. Cevabım hayır, hayır ve hayır olurdu. Aslında bu sorunun cevabının bestelerimde de olduğuna inanıyorum. Ama bu duygunun sonsuz kudretini, ölçülemez gücünü anlayıp anlamadığımı soruyorsan, o zaman cevabım evet, evet ve evet olacaktır. Bir kez daha söylemeliyim ki, aşkın hem ıstırabını hem de mutluluğunu yaşamak için aşka yeltenmiş olduğum doğrudur.” (Çaykovski’nin von Meck’e yazdığı mektup)

Maddi problemlerini von Meck’in ödenekleri sayesinde çözen besteci işinden istifa eder. Sağlık ve psikolojik problemlerine rağmen, iki büyük eseri olan 4. Senfoni ve Yevgeni Onegin operasının bestelenmesi bu tarihlere denk gelir.

1880’de 40 yaşında, besteci olarak popülaritesi çok yükselmiştir. N. Rubinstein sayesinde bütün eserleri en iyi yorumcular tarafından Moskova Müzik Cemiyeti’nde sürekli seslendirilir. Bu yıla kadar Avrupa’daki ünü henüz Rusya’daki kadar yaygın değildir. Operaları bütün başkentlerde sahnelenir, ancak müziği hala alışılma evresindedir. Viyana’daki ünlü eleştirmen Hanslick, Çaykovski’nin müziği hakkında pek olumlu yazmaz. Paris’te ve Köln’de verdiği konserler beklediği kadar başarılı geçmez. 1878 – 1885 yıllarını Avrupa-Rusya arasında gidip gelerek geçiren besteci, gittiği ülkelerde orkestralar yönetir. Avrupa’da verdiği bu konserler ile dinleyiciye kendini daha çok sevdirmeyi başarır. 1891’de ise ABD’ye giderek kendi eserlerinden oluşan dinletiler gerçekleştirir.

Hep doğayla iç içe yaşama hayali içerisinde olan Çaykovski, 1885’te Moskova’ya 90 km mesafede olan Maydanovo’da bir kır evine taşınır. 30 yaşından ölene kadar tamamen Rusya’da geçirdiği tek yıl 1885’tir. Kardeşine yazdığı bir mektupta şöyle söyler:

Buradaki hayatımdan gayet memnun, keyifli ve sakinim. Çok fazla İngilizce okuyorum ve alışmaya başlıyorum ki bu hoşuma gidiyor. İstediğim zaman ve istediğim kadar süren yürüyüşlere çıkıyorum, uyuyorum ve yemek yiyorum, kısacası yaşadığımı hissediyorum.”

Çaykovski 1886’da Trabzon’a, 1886 ve 1889’da olmak üzere 2 kez de İstanbul’a gelir. Bu ziyaretlerinin detaylarını, onun vefatından hemen sonra, kardeşi Modeste’nin yayımladığı biyografi ve mektuplardan okumak mümkün. Esasında her iki ziyaret, Çaykovski’nin Avrupa ve Rusya arasında yaptığı deniz yolculukları esnasında bindiği gemilerin bu limanlara uğramış olmalarıyla ilintiliydi. Çaykovski İstanbul’a özel bir maksatla gelmemiş, ama yolculuğu sırasında karşısına çıkan bu turistik gezi fırsatlarını da kaçırmamıştır.

İstanbul’a vardığı 16 Mayıs’ı hatıra defterinde şu satırlarla kaydedecektir:

“Sabah biraz sıkıntılı uyandım. Hava bulutlu. (…) Öğlen yemeğinden sonra hiç durmadan elimde dürbünle Boğaz’ı göreceğim umuduyla baktım durdum. Ancak saat 2’ye kadar belirmedi. En nihayetinde Boğaz. Demir attık. Saraylar. Türk dostum, Abazalı Gürcü tercümanım oldu, yaşayan bir Baedeker gibi bana her şeyi sağda solda işaret etti. Sultan’ın sarayı, Büyükelçilik (Büyükdere, muhtemelen Rus Büyükelçiliği yazlık konutu), vs. Sonunda saat üç gibi Stambul’a limana vardık.”

Besteci, 1880’de Çarlık Tiyatrosu müdürü Vsevolozhsk’ten bir mektup alır. Çocuk masallarıyla ünlü Fransız şair ve yazar Charles Perrault’nun bir peri masalına bale müziği hazırlamasını ister. Koreografiyi Fransız dansçı Marius Petipa yapacaktır. Altı ay gibi sürede hazırladığı Uyuyan Güzel Balesi, ilk kez 1890 yılında St. Petersburg’da sahnelenir.


1891 yılı başlarında Petersburg’daki Çarlı Operası (günümüzdeki Mariinski Tiyatrosu) için bir bale siparişi alır ve Ernst Theodor Amadeus Hoffman’ın Fındıkkıran ve Fareler Kralı adlı çocuk öyküsünden esinlenen Alexandre Dumas’ın Fındıkkıran’ını konu alan Marius Petipa’nın librettosu üzerine iki perdelik bu baleyi besteler. Fındıkkıran Balesi ilk kez 18 Aralık 1892’de Petersburg’da, bestecinin kısa operası Yolante ile birlikte sahnelenir ve birinci perdede, ünlü balerinlerin yerine çocukların yer alması nedeniyle fazla başarı kazanamaz.


Çaykovski, 1 Ekim 1893’te sindirim bozukluğu ve uykusuzluktan şikayet ederek uyanır ve canı bir şey yemek istemediği için bol miktarda kaynamamış su içer. Kolera mikrobunun kolay kapıldığı o günlerde, bu tedbirsizliği Çaykovski’yi hasta eder. Büyük bir hızla zayıf düşen Çaykovski, bunun ölüm olduğuna inandığını sıklıkla belirtir ve tedaviyi istemediğini açıklar. 6 Kasım 1893 sabahı saat 3’te, doktoru, hizmetçisi, yeğenleri ve erkek kardeşleri Nikolay ve Modest’in gözetimindeyken hayatını kaybeder. Bir başka iddiaya göre ise bir soylunun yeğeni ile olan ilişkisinden ötürü zehirlenerek veya kendisinin arsenik içerek öldüğü söylenir.


Rusya’daki müziğin başarısının ülke sınırlarından çıkıp evrensel bir hale gelmesini sağlayan ilk Rus besteci şüphesiz ki Pyotr İlyiç Çaykovski’dir. Müziği milli öğeler barındırmakta, Rusya’ya ve halk şarkılarına olan sevgisinin müziğine yansıdığı her fırsatta görülmektedir. Ancak bunu çağının gerektirdiği son derece batılı yöntemler ile yaparak zamanındaki ve kendinden sonraki diğer önemli bestecilerden ayrı bir ekol oluşturmuştur. Koyu, sert ve etkili melodileri klasik formlar ve Rus ruhu ile kullanmıştır.


Dünyadaki sayılı müzik akademileri arasında yer alan başkent Moskova’daki konservatuvara, bestecinin 100. doğum yılı sebebiyle Çaykovski Konservatuvarı adı verilmiştir. Bu konservatuvar binasında dört yılda bir gerçekleşen ve dünyanın en prestijli piyano yarışmalarından biri olan yarışmanın adı da yine Çaykovski’dir.


Kaynak:

Çaykovski’nin Mevsimler Adlı Eserinin İncelenmesi, Çaykovski’nin İstanbul’da Dinlediği Beethoven Senfonisi, Romantik Dönem Bestecisi Çaykovski

ETİKETLER: , ,
Yazar
Yazar
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.   http://yaziatolyesi.com/    Editör: Hatice Elveren Peköz   Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com   GSM: 0535 311 3782  -------*****-------  
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.