Bizim kuşlar farklı / Robert Pekoz

0
199

“Kuş cıvıltıları, evlerin çevresindeki ağaçlar üzerinde gelmeye başlar.”

 

Kuş bir doğa canlısıdır. Öylesine bir zenginlik ve çeşitlilik oluştururlar ki, hala insan dünyasında kimi kuşlar ne tanınır, nede isimleri bilinir…Ama doğada ki bütün renkleri en güzelin üzerlerinde bulundururlar. Her cins kuşun kendisine göre bir kültürü, aile yapısı, yaşam tarzı ve bir dayanışma esprisi vardır. Kuşların en büyük düşmanı insan olmuştur. İnsan ve kuş arasında ki ilişki bazen uzak- bazen yakın bir yaşama dönüştü. Bir de canlıların en zararsız olan yaratıklardır onlar. Dilleri ise, bütün dillerin en kibarıdır. Naiftir, incedir.

Fazla göçmen kuşu olmaz bizim coğrafyada. Yalnızca her yıl beklediğimiz iki misafirimiz vardı. Yazın beklediğimiz iki misafir köye çok yakın bir yerine konaklarlardı. İki Leylek her yıl aynı günlerde köyü ziyaret ederdi. Köylü Leyleklerin ürkmemesi için uzaktan seyirci olmaya çalışırdı. Leyleklerin gelişini köylü dilden dile dolaştırdı. Yakın bir zamanda bu iki Leylek köyün nüfusuna göre büyük seyirci toplardı. Bir kaç hafta kalıp tekrar geldikleri coğrafya ya geri dönerlerdi. Uzun süre kalıp köy halkını kendilerinden bıktırmazlardı.

Leylekler bir yıl gelmedi. Bu durum köylüyü gerçekten üzdü. İkinci yıl, gelmeyeceleri düşünüldü. Ancak onlar halkı yanıltırdı. Köy de bir bayram havası yaşandı. Leylekler bizim coğrafyadaki, bilinen kuşlardan farklıydılar. halk onlarla ilgili bir çok hikaye bulurdu. onlar gitmesine rağmen, insanlar göçmenler üzerinde hikayeler uydurmaya devam ederdi. İki Leyleğin kaçak aşk yaşadıklarını düşünenler bile vardı. İşin ilginç yanı, bu ziyafetçiler hiç bir zaman değişmedi. Hep aynı ikili kaldı. Değişmemeleri halkın merak olurdu.

Fakat bizim kuşlar köyün bekçisi gibi bütün mevsimleri kendi köylerin de geçirmeyi seçerlerdi. Bir çok kuş çeşidi yaşadığı doğaya sadık kalıyor ve doğup büyüdüğü yere bağlanıyor. Kuşlarımız, yaşadığı coğrafyaya sadık kalırlardı. Kuşlar insanların vazgeçilmezi olurdu. Her mevsimi halkıyla birlikte geçirirlerdi. Birbirlerine öylesine alışmışlardı ki, açık kapı gören kuş, korkmadan içeriye dalardı. Buna en çokta küçük çocuklar sevinirdi.

En zor mevsim kış olurdu onlar için. Aslında köyde yaşayan insanlar için de, kış yaşamı da kuşların ki gibi zor ve sıkıntılı geçerdi. Kuşların en büyük zorluğu, kışın kolayca yiyecek bulamamalarıdır. Bazı kış mevsimleri, çok sert geçer bizim coğrafyada, kuşlar çetin kış ayları fırtınaya, eksinin altında olan soğuklara karşı dayanmakta zorluk çekerlerdi. Soğukların dibe vurduğu günler, onlar evlerin kapılarında, pencerelerin kenarlarında incecik tatlı sesleriyle acı çığlık atarlardı. Sanki bir yardım diler gibi evlerin çevresinde dolaşıp dururlardı.

Bir gün, yine soğuk bir kış günü, her yeri kar kaplamış, ağaçların dalları bile görünmez durumdaydı. Çok sert bir rüzgar esiyordu, tükürsen havada donacak bir soğuk vardı. Kapıyı açtığımda, Kuşların kapının ön tarafında çaresizce ağlamaklı ciyak ciyak sesleriyle karşılaştım. Hepsi tek kişi olmuş gibi toplu halde duruyorlardı. Soğuktan korunmaya çalıştıkları belli oluyordu. Daha önce hissetmediğim bir acı duydum, kuşların o halini görünce. Aklıma samanlığın penceresini açmak geldi. Pencereyi araladığımda benim üzerimden uçarak samanlığa daldılar. Ben, bu sevimli varlıkların ortalarında kaldım. Sevinçlerinden benim varlığımı görmez gibiydiler.

Köylü, kuşların kışın yiyecek bulmaktan zorlandığını bildiği için, kuşlarını değişik yöntemlerle beslemeye çalışırdı. Halk, kışın ısınmak için yaktığı tezeklerin, odunların külünü dışarıda evin bir köşesine bırakır. Küllerin dışarı çıkarılmasını kuşlar sanki dört gözle beklerlerdi. Külün yerine dökülmesiyle kuşların külün üzerine birikmesi bir dakika bile almazdı. Külün hala biraz da olsa sıcak olması, onlara sanki hediye edilmiş bir armağan gibi gelirdi. insanlar yemek artıklarını dışarıdaki küllerin üzerine atarlardı, kuşlar sanki pusuda av bekleyen bir aslan gibi bu yiyeceklere dalarlardı.

Çetin kış günlerinde halk bu kuşları düşünürdü. Her sabah kapıların önüne kuşların yemesi için buğday ve benzeri ürünler dökerlerdi. Bizin oralarda evlerin için de genel olarak tuvalet bulunmazdı. İnsanlar geceleri tuvaletlerini kapının çevresine döktükleri küller üzerine yaparlardı. Kuşlar için bu bulunmaz bir fırsat olurdu. Bu mevsimde ne bulursan ye gibi bir durum için de olurlardı. Kışın kuşlar köylüye daha yakın olurdu. Nedense kış mevsiminde köyü terk etmezlerdi. Mevsiminin dayattığı zorluklara alışmışlardı.

Kuşlar ilk baharı heyecan içinde beklerlerdi. Kar yerine, yağmur yağmaya, yerde çimenler yeşermeye, ağaçlarda tomurcuklar görünmeye başladı mı, onların sevinçleri, ötüşlerine yansırdı. İlkbaharın ortalarına doğru kuşların telaşı bir başka olurdu. Mevsim değiştikçe, onların günlük aktiviteleri de değişirdi. Yuva hazırlamak, doğacak yavruların koruyacak evler yapmak için çabalarlardı. İlkbahar mevsimin de kuşların beslenmeleri nispeten daha kolay olurdu. Mevsimin sıcaklığıyla, kuşların sıcaklığı birleşirdi. Böyle durumlarda onların dilli de değişirdi. Hava ısındıkça kuşlardaki, hareketlilik artmaya başlar. Cıcıl cıvıl bir rüzgar estirirlerdi.

Dişi kuşlar, bebek yapmak için, koca telaşına düşerlerdi. Dişi-erkek kuşun aynı dalda bir birlerine nazlanmalarını ilginç bulurdum. Zaman zaman onların aşk yapmalarına sessizce bakakalırdım. Yuvayı yapan dişi kuş derler ya, bu çok doğru bir tespit. Dişi kuş başlar gelecek yavrusuna uygun bir yerde yuva hazırlamayı. Canını dişine takan dişi, büyük emekler harcayarak gelecek yavrusuna bir yer hazırlar. Bazen bir evin çatısına, bazen bir pencerenin önüne, bazen bir ağaca, bazen de dağın elverişli bir yerinde hazırlar yuvasını. Bir araya getirdiği çalıları, çöpleri öyle sıkı dokur ki, doğacak yavrusunun geleceğini garanti altına almaya çalışır.

İlk baharın sonlarına doğru kuşların yükü köylünün üzerinden azalır. Kapıların önün de, samanlıklar da onların bulmak zorlaşır. Nispeten sesleri kesilir. Kuş cıvıltıları, artık evlerin çevresindeki ağaçlar üzerinde gelmeye başlar. insanlar başlar onların yakınlığını özlemeye. Kuşlar köyün bir parçası olurlar. Mevsim değiştikçe, köylüler gibi, kuşların da çabaları değişir.

Aşk yaşayan kuşlar, yumurtalarını hazırladıkları yerlere bırakırlar. Artık yaz mevsimi gelmiştir. Sıcaklık mevsimini gösterir. Beslenmeleri için bir zenginlik bulunur. Kışın yaşadıkları fakirliği unuturlar. Gelecek yavrularını taşıyan yumurtaları korumaya özel itina gösterirler. Günlerce yumurtalarının üzerine yatarak, onların kabuklarından çıkmasına kadar yuvasını çok terk etmez ana… Civcivler, kabuk kırmaya başladı mı anne de kabuğun kırılmasına destek olur.

Bizim kuşlar farklı dır. Köylüsünden korkmaz. İnsanlarda, onları ürkütecek bir girişim de bulunmaz. Hatta halk yılanlara karşı kuşların yuvaları, yumurtalarını, yavruların korur. Bu küçük canlıların en büyük zevki, buğdayların harmanlara çekildiği zamandır. Harman sahiplerinin kuşlara tepkisi tam da bu zamana denk gelir. Bu zamanlar da kuşların keyfine diyecek yok…

Robert Pekoz