Biri Gelip Yıksın Diye mi Hayal Kurar İnsan? / Ali Demiral Yazdı

0
153
Tabiî fikir sahibi olmak için önce bilgi sahibi olmak gerekir ki aklımızdan özgün düşünce ürünleri çıkarabilelim. Bu ürünler belki de hayatımızın dönüm noktası olacaktır.
  Ama birisi gelip bir şekilde projemizin üstüne yatsın, “Ben yaptım” diyerek insanları kandırsın ve büyük paralar kazansın!
  Bu haksızlığa uğrayanlardan biri de, vaktiyle bir dizi projesi için tanıştığım gazeteci-yazar-senarist Dürsaliye Şahan’dı. Çocuk gelinler üzerine, 3 yıl emek vererek yazdığı “Güvercin” adlı sinema filmi projesini bir yapım firmasına gönderiyor, “Bunu dizi yapacağız. Yan hikâyeler ekleyip öyle yollayın” yanıtını alınca çalışmaya başlıyor. Nedense firma tarafından irtibat 2 ay sonra kopuyor. Derken 2 sene geçince bir arkadaşı telefonla arayıp, “Sıla diye bir dizi çıktı. Senin hikâyene benziyor” diyor ama o zamanlar Londra’da olan Dürsaliye hanım konunun üstüne düşmüyor. Başka bir prodüksiyon şirketinden proje istediklerinde “Güvercin” dosyasını oraya sunuyor. “Bu öykü Sıla’da işlendi zaten” diyorlar. Şahan, Sıla’yı çeken firmayı aradığındaysa, “Sizi hatırlamıyoruz” lâfını duyuyor ve “Çalışmamın benden izinsiz alınıp kullanılmasını, hunharca katledilmesini kabullenemem” diyerek bu haksızlığı mahkemeye havale ediyor. Kanıt olarak da projenin noter tasdiği ve firma yetkilileriyle yaptığı e-postaları gösteriyor. Yapımcının bütün itirazlarına ve kendisi de projeyi uyanıkça notere onaylatmasına rağmen, bilirkişilerin raporuyla mahkeme Dürsaliye Şahan’a 200 bin (eski parayla 200 milyar) TL ödenmesine karar veriyor. Dürsaliye hanımın eserine yapılan intihaldi. (Başkalarının yazılarından bölümler, dizeler alıp kendisininmiş gibi gösterme veya başkalarının konularını benimseyip değişik biçimlerde anlatma) Bu yüzden, “Mahkemede eserimi parçalanmış hâliyle önüme koyduklarında kendimi morgdan cenaze almış gibi hissettim” diyor Dürsaliye hanım.
  Son birkaç gündür de müzik camiası buna benzer bir iddiayla sarsılıyor. Tarsuslu Çetin Tazeler adlı 19 yaşındaki bir genç, Sinan Akçıl ve Gülşen’e, “Söz ve bestelerimi kendi üzerlerine alarak hem söylediler, hem de başka şarkıcılara sattılar” suçlaması yaparak dava açtı. Ama bu bir intihal iddiası değil; yani, “Eser üstünde oynama yapılmadan, olduğu gibi kullanılmış” minvalinde bir suçlama daha açık ifadeyle.
  Her şey Teoman konserinde Çetin Tazeler’in, üstünde söz yazılı kâğıdı uçak yapıp sahneye uçurmasıyla başlamış. Teoman konserden sonra Çetin’i kulise çağırtmış. Ondaki yeteneği söylemiş Tarsuslu’ya. Kısa bir süre sonra da birçok müzisyenle tanıştırmış. O dönem Çetin’in yaşı -18 olduğu için, “Albümlerde senin adının yazması sakıncalı. Biz bu şarkıları şimdilik kendi imzamızla okuyalım. Sen de 18’ine basınca sana albüm yaparız, ev bile alırız” demişler. Çetin reşit olduğundaysa albüm sözü tutulmamış; güya… Çetincağız “kullanıldığını/kandırıldığını” anlayınca Gülşen’e ve Sinan Akçıl’a dava açıyor. Onlar da Çetincağızı şizofrenlikle suçluyor. Çünkü Çetin “Son 5 yıldaki hit şarkıların %90’ı benim. 5 tane Eurovision birinciliğim var. Lady Gaga, Madonna, Rihanna, Adele gibi yabancı müzisyenlere de eser verdim” diyen değişik bir arkadaş.
  “Daha neler!.. Dünya starları kim, o çocuk kim? Sen de oturmuş bunu yazıyorsun. Besbelli hayal âleminde yaşıyor Çetin dediğin” diyebilirsiniz.
  Zaten ben de konuyu aktarırken -mış, -müş ekini kullandım dikkat ettiyseniz. Bilirkişi raporu çıkmadan kesin bir kanıya varmak yanlış. “%90, Eurovison, yabancı sanatçı” kısmına inanmakta güçlük çeksem de, yerliler konusunda ikircikliyim. Basında çıkan haberler, yazılar çoğunlukla Çetin’den yana. Üstelik onun da delilleri Dürsaliye Şahan’ınki gibi; e-postalar, arşiv, sosyal ağ yazışması… Kral TV Müzik Ödülleri’nde ödül alan Gülşen’in, “Çok sağoll cetinim ödüller ikimizin” ve Hande Yener’in, “Cetiniimmm müzik ödüllerinin hepsi senin tebrikler” twiti “%90” iddiasını güçlendirmiyor mu sizce de? Kaset yapımcısı Erol Köse, “Gülşen böyle bir şey yapmaz ama Sinan’dan beklerim. O çok uyanıktır” dedi. Sektörün içinde olan, piyasa şartlarını bilir…
  Biz bir televizyon dizisi çekmeye niyetlenmiştik. İş prosedürüne göre, 13 bölüm sinopsis (dizi hikâyesi) ile 3 bölüm senaryo yazılıp TV kanallarına teklif götürülecekti. Henüz görüşme aşamasındayken senarist bana, “Ali, yapımcının bir koşulu var: Biz yazacağız ama altında başka birinin imzası olacak. Dizinin jeneriğinde onun adı yazacak” demişti. Meğer dizi piyasasının kuralı buymuş. Marka olmak kolay değil azıcık öğrenmişsem.
  Bizim senaristler “gizli kahramanlar” olarak gene emeğinin karşılığını alacaktı fakat Çetin Tazeler -haklıysa- şarkılarının okunma sevinci, gururu dışında bir kazanç elde edememiş.
  Bir insana yapılabilecek kötülüklerin başında, o insanın hayalleriyle oynamak gelir. Bana da vaatler verip, yerine getirmeyenler oldu. “Yaparım, söylerim, kafanı yorma, canını sıkma…” diyerek ağzıma çaldıkları bir parmak bal, acıtarak çıkıyor.
  Yetenekmiş, zekâymış; bunlar önemsiz, değersiz kimine göre… Mühim olan, maddî-manevî sömürerek az emekle çok kâr yapmak. Fikir ve emek hırsızlığıyla bir yerlere gelmeye çalışmak. Maalesef böyle sömürgenler yüzünden KPSS’ye hazırlananlar çoğaldı. Serbest piyasanın özel müteşebbisine güvenemiyor insan, devleti istiyor. (Ne diyorum ben ya! Nereden nereye geldik)
  Çetin Tazeler davayı kazanırsa, bu yaşananlar ona yarayabilir. “Hit şarkıların %90’ı bana ait” diyen bir sanatçının kıymetini bilenler çıkabilir.
  Dürsaliye Şahan’ın 50 bin TL masraf edip açtığı davayı kazanınca söylediklerini aktararak yazıyı sonlandırıyorum: “Yaşadıklarımdan sonra hep iyi ki hukuk devetinde yaşıyoruz. İyi ki kanun var, var olsun telif yasası, dedim. Her sanatçının emeğine saygı gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yazmaktan uzak olan insanların; ‘Bir kâğıt bir kalem, taş atıp kolları mı yoruldu’ tarzındaki yaklaşımları doğru değil. Yazmak sanıldığı kadar kolay değil. Hele hele iyi bir iş çıkarmak istiyorsanız, yorulmak zorundasınız…”