Bir Buhranın İzdüşümü

0
158

Okuyan bir coğrafyada savaşlar olmaz..

Kör Baykuş’tan alıntılar.

Sadık Hidayet, 17 Şubat 1903’te Tahran’da doğdu. 9 Nisan 1951’de Paris’te dünyayı terk etti. O arada kalan kırk sekiz yılı, o sancılı yaşamını şöyle anlatır: ”Hayat hikâyemde önemli bir şey yok, başımdan ilginç olaylar geçmedi. Ne yüksek bir mevki sahibiyim ,ne de sağlam bir diplomam var. Okulda hiçbir zaman örnek bir öğrenci olamadım, başarısızlıklar her yerde buldu beni. Nerede çalışırsam çalışayım silik, unutulmuş bir memurdum; şefleri memnun edemedim. İstifa ettim mi seviniyorlardı… Bırak gitsin yaramaz! Çevrem böyle görüyordu beni, haklıydılar belki de.”

O kısacık yaşamına dört öykü, iki roman, iki inceleme, birçok derleme ve iki de intihar girişimi sığdırdı. İkincisi ölümle sonuçlandı. Buhranlı yaşamı onu sürekli bunalıma itmiş ve kendi ülkesi ile bir türlü barışamamış ama gittiği yerlere de alışamamıştı.

Yakın dostlarından biri olan Bozorg Alevi şöyle der: ”Ölümünden az önce bir hikaye taslağı kaleme almıştı, şuydu konu: Annesi ‘Salgı salamaz ol!’ diye beddua eder yavru örümceğe. Küçük örümcek ağ yapamayınca ölüme kurban gider. Hidayet’in hayat hikayesi miydi bu?”

Kör Baykuş yazarın iki romanından biri. Roman, somutun ötesinde bir soyutluktan bahsediyor. Bu bazen bir rüya, bazen düş, bazen kabus, uyku ile uyanıklık arası bir hayal. Tüm bunların dışında bir hastanın sayıklaması mı yoksa bir buhranın izdüşümü mü? Aslına bakarsak bu anlatılanlar, bu sancı  belki de hepimizin sancısı sadece anlatıcı Sadık Hidayet. Bu yüzden bence bu kitabın herkese söyleyeceği bir şeyleri vardır. Sözü daha fazla uzatmadan buyurun alıntılarla inceleyelim.


1)”Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.”  s/15


2) ”Lakin tek korkum:Yarın ölebilirim kendimi tanıyamadan.Hayat tecrübelerimle şu yargıya vardım ki,başkalarıyla benim aramda korkunç bir uçurum var,anladım elden geldiğince susmam gerek,elden geldiğince düşüncelerimi saklamalıyım.Ve şimdi şimdi yazmaya karar vermişsem, bunun tek nedeni, kendimi gölgeme tanıtmak isteğidir.” s/15


3) ”Bense onun gözlerine muhtaçtım,bir bakışı yeterdi;felsefenin bütün müşküllerini, teolojinin bütün muammalarını çözmeme yeterdi.Bir bakışı,diğer rumuz ve sırları alırdı bende, açardı.” s/21


4)”Ben başka türlüsünü değil,ancak zehirlenmiş bir hayatı yaşayabilirdim.” s/25


5)”Ve ben, mihnet ve meskenet dolu bu fakir odada, bir mezarı andıran bu odada, beni saran ve duvarların içine kadar nüfuz eden sonsuz gecenin karanlıklarında, uzun karanlık soğuk sonsuz bir gece geçirmek zorundaydım, bir ölünün yanında, onun ölüsüyle birlikte bir gece ve birden düşündüm ki, dünya dünya olalı, ben var oldum olalı, soğuk hissiz hareketsiz bir ölü, karanlık odada hep yanımdaydı benim.” s/25


6)”Böyle durumlarda herkes, güçlü bir alışkanlığa, bir tutkuya sığınır: Ayyaş içer, edebiyatçı yazar, yontucu taşı yontar, acısını dindirmek için her biri, en kuvvetli iç güdüsünden medet umar ve gerçek sanatçı, kendi bağrından şaheserler yaratır.Ama ben, ki zevksiz ve biçare biriyim, kalemdanlar boyayan bir ressam parçası, ben ne yapabilirim?” s/25-26


7)”Olmaz olsun! O ölmüş ben sağ kalmışım,neye yarar?” s/28


8)”Tam bir sessizlik hüküm sürüyordu. Öyle bir duygu: Herkes beni terk etmişti, cansız varlıklara sığınıyordum. Doğa ile aramda bir bağ kurulmuştu, ruhuma inmiş çökmüş derin karanlıkla benim aramda bir bağ. Böyle bir sessizlik bizim anlayamadığımız bir lisan gibidir.” s/32


9)”Sanki bende eskiden beri, hep vardı bu koku, sanki ben ömrüm boyunca bir kara tabutta uyuyordum hep, ve yüzünü göremediğim kambur bir ihtiyar, hayalet gölgeler, sisler içinde beni gezmeye çıkarmıştı.” s/33


10)”Gözleri bildiğimiz insan gözlerinden daha iri ve ne olduğunu bilmediğim,bağışlanmaz günahlarım için sitem dolu gözler.Ürküten, büyüleyen gözler,keder ve hayret dolu gözler,hem tehdit hem vaat eden gözler.” s/33


11)”Ben ki şimdiye kadar kendimi yaratıkların en mutsuzu görüyordum, şimdi şimdi anlamaya başlamıştım: İnsanların, kemikleri çoktan çürümüşken, hücreleri belki mavi gündüzsefalarına karışmış yaşamaya devam ettikleri zamanlarda, şimdi şimdi anlamaya başlamıştım, insanların henüz tepelerde kerpiç kulübelerde oturdukları zamanlarda, aralarında feleğin hışmına uğramış bir ressam yaşamıştı; lanetlenmiş bir ressam, herhangi, benim gibi, mutsuz bir kalemdan ressamı belki.” s/34


12)”Kendimi bütün ruhumla unutmanın uykusuna bırakmak istiyordum.Unutmam mümkün olsaydı, unutmak sürekli olsaydı, gözlerim kapansaydı da azar azar uykunun ötesine, mutlak hiçliğe gömülebilseydim, varlığımı artık hissedemez olacağım noktaya varsaydım, bir mürekkep damlasında, bir musiki ahenginde ya da renkli bir ışında erir giderdim ve sonunda dalgalar ve şekiller öyle büyürlerdi ki, hissedilemezin içinde silinir, yok olurlardı. O zaman dileğime kavuşurdum.”s/35


13)”Yazmak bir ihtiyaçtı,zorunlu bir görevdi benim için.” s/36


14)”Ben hep, dünyada susmaktan daha iyi bir şey yoktur, Butimar gibi olan insan daha iyi insandır diye düşünürdüm. Butimar, deniz kıyısına çöker, kanatlarını açar, oturur tek başına.” s/36


15)”Canlılar dünyasıyla aramdaki bağlar koptu kopalı, önümde biriken şeyler geçmişin anıları herhalde. Geçmiş, gelecek, saat, gün, ay ve yıl hepsi aynı şey. Değişik dönemler, çocukluk, gençlik, ihtiyarlık, benim için boş sözlerden başka bir şey değil bunlar. Bunlar sıradan insanlar için, ayaktakımı için, evet işte aradığım kelime, ayaktakımı için, ki onların hayatları senenin mevsimleri gibi belirli mevsimlere, dönemlere bölünmüştür ve onlar, hayatın ılımlı kesimlerinde güvence altındadırlar. Hayat bana tek ve değişmez bir mevsim oldu hep. Bu hayat bir soğuk bölgede ve sonsuz bir karanlıkta geçti adeta, öyle ki bağrımda hep aynı alev vardı ve o beni bir mum gibi eritti.” s/38


16)”Acaba bir baştan bir başa hayat, gülünç bir kıssa, inanılmaz ve ahmakça bir masal değil midir? Acaba ben kendi masalımı yazmıyor muyum? Fakat masal, her anlatanın, miras aldığı ruh durumunun sınırları içinde, tasarlayıp da eremediği dilekler için bir çözüm, bir kaçış yolu ancak.” s/47


17)”Bana öyle geliyordu ki, ben şimdiye kadar kendimi tanımamıştım. Şimdiye kadar tasarladığım haliyle dünya, değerini yitiriyor, geçersizleşiyordu; gecenindi söz;dünyanın yerine gecenin karanlığı hüküm sürüyordu (bana öğretmemişlerdi geceye bakmayı, geceyi sevmeyi).” s/48


18)”Çünkü gerçek duygularımı aşk gibi, alâka gibi, ilahiyat gibi mevhum örtülerin arkasına saklamak istemiyorum, edebiyat oyunları tat vermiyor bana.” s/49


19)”Dünya, ıssız yaslı bir ev gibi görünüyordu gözüme ve ben bağrımda bir acı duyuyordum.” s/51


20)”…hayat,yorucu ve hep aynı, yeniden başlıyordu.”  s/54


21)”Bazı kimselerin ölümle savaşı daha yirmisinde başlar;birçokları da yağı bitmiş lambalar gibi,sessiz yavaş,ecelleriyle sönerler.” s/56


22)”Gökte herkesin bir yıldızı olduğu doğruysa, benimki çok uzakta, karanlık ve pek önemsiz bir şey olmalıdır. Belki de benim hiç yıldızım yok!” s/59


23)”Vücuttaki kan pıhtılaşıyor, bazı organlar yirmi dört saat sonra çürümeye başlıyorlar ya; saçlar tırnaklar ölümden sonra daha bir süre uzamaya devam ediyorlar. Kalp durunca duygular düşünceler de kayboluyor mu, yoksa kılcal damarlarda kalan kan sayesinde belli belirsiz bir hayat sürüp gidiyor mu? Ölüm olayı aslında korkunç bir şey; ya öldüklerini kavrayanların hissettikleri? Yaşlılar vardır, gülümseyerek ölürler, uykuda sağdan sola döner gibi veya sönmesi gibi yağı biten bir lambanın. Ama sağlam bir genç, ölüme karşı var gücüyle savaştıktan sonra birdenbire ölürse neler hisseder?” s/63


24)”Tek tesellim, ölümden sonra hiçlik ümidiydi; orada tekrar yaşamak düşüncesi içime korku salıyor, beni hasta ediyordu. Ben ki henüz yaşadığım dünyaya bile alışmamışım, bir başka dünya neyime yarardı benim?” s/63


25)”Yalnız ölüm yalan söylemez! Ölümün varlığı bütün vehim ve hayalleri yok eder. Bizler ölümün çocuklarıyız, hayatın aldatmacalarından bizi o kurtarır. Hayatın derinlerinden seslenir, yanına çağırır bizi. Ve biz, henüz insanların dilini bile anlamadığımız yaşlarda, ara sıra oyunlarımızı yarıda kesiyorsak, bunun nedeni, ölümün seslenişini duymuş olmamızdır…Ömrümüz boyunca ölüm bize el eder, çağırır bizi. Her birimiz ansızın, sebepsiz düşüncelere dalmıyor muyuz, bu hayaller bizi öylesine sarıyor ki zamanı, mekanı fark etmez olmuyor muyuz? İnsan bilmez bile ne düşündüğünü;ama sonra kendini ve dış dünyayı hatırlamak,düşünmek için toparlanmak zorundadır.Bu da bir sesidir ölümün.” s/64


26)”Hayat, soğuk kayıtsız, herkesin maskelerini çeker alır zamanla; maskeleri de hani çoktur herkesin. Fakat bazıları hep aynı maskeyi kullanırlar, ister istemez kirlenir, yıpranır bu maske. Tutumlu kimselerdir bunlar. Bir kısmı evlatlarına saklarlar maskelerini; bir kısmı da vardır ki boyuna maske değiştirirler, ama yaşlandıklarında görürler ki bir sonuncu maske kalmış ellerinde, ve bu da pek çabuk eskir, o zaman maskenin gerisinden gerçek yüzleri çıkar ortaya.” s/65


27)”Nedir aşk? O aşağılık kimseler için bir edepsizlik,geçici adi bir zevk,bir eğlence.O aşağılık adamların aşkları açık saçık şarkılarda, edepsizliklerde, sarhoş ayık tekrarladıkları pis iğrenç sözlerinde görülür, ‘Eşeğimin toynağını soktum çamura’ örneğindeki gibi.” s/73


28)”Şimdi anlıyorum, ben bir yarı-tanrı olmuştum,insanların küçük, adi bütün ihtiyaçlarının ötesindeydim.İçimde ebediyetin aktığını hissediyordum.” s/75


29)”Duvardaki gölgem tıpkı bir baykuş gölgesiydi ve iki büklüm eğilmiş, yazdıklarımı  dikkatle okuyordu.” s/76


30)”Ölüm, ağırdan yavaştan, kendi şarkısını mırıldanıyordu. Her sözcüğü tekrarlamak zorunda, kekeme biri gibiydi ölüm; tıpkı şiiri bitirince gene baştan başlayan biri.” s/76

 

Kaynak: http://www.neokuyorum.org/bir-buhranin-izdusumu-kor-baykustan-alintilar/