Bir aşk hikayesi / Robert Pekoz

0
295

UZUN BİR YAŞAMA ŞANSI BULAMAYAN BİR AŞK HİKAYESİ…

 

Bu başlık altında yazacağım hikaye hem çok ilgi çekici, hemde gerçek bir hikaye.

Annem feodalitenin üretimde, sosyal hayatta ve kültürde egemen olduğu bir toplumda dünyaya gelir. Ailesi köyde en varlıklı aile olarak bilinir. Bizim coğrafyada büyük toprak ağaları bulunmaz. Köylünün ekonomik düzeyi birbiriyle çelişkili değildir. Bazı köylülerin sahip olduğu toprak hacmi biraz fazladır. Ayrıca köyde hayvancılık bir geçim aracıdır. Toprağı fazla olan köylünün, hayvan sayısı da fazla olur, yada hayvan sayısı fazla olanın, sahip olduğu arazide nispeten fazla olurdu. Bu durum halk arasında bir çelişkiye neden olmadı, ve sorunlar yaratmadı. Köylünün ekonomik durumu aşağı-yukarı aynılık gösterir. Bizim coğrafyada ağalık sistemi bulunmaz. Yalnızca her köyde bir kaç ailenin ağırlığından söz etmek mümkün. Bu ailelerin maddi koşulları köyde en iyi olanlardır. Bu ailelerin en büyük özelliği, dürüstlüğü ile, sözlerinin güvenilirliğiyle tanınırlar. Yani köylüler arasında itibarları, hatırları olan kişilerdir. Kısaca halk harasında sözleri makbuldür, söyledikleri ciddiye alınır. Annem böyle bir aileden gelen bir kızdı. Ayrıca annem ailede “delikanlı kız” olarak büyümüş…

Gün gelir köyün delikanlılardan biri, anneme aşık olur. Annemde bu delikanlıyı sever. Genç adam bir süre sonra kıza olan ilgisini ailesine açıklar. Annemin de, her geçen zaman içinde bu delikanlıya ilgisi artmaya başlar. İki genç arasında büyük bir sevgi doğar. Siz buna aşk diye bilirsiniz. Yani iki genç birbirlerine tutkuyla bağlanırlar. Delikanlı kısa zaman sonra anneme evlilik teklif eder. Annemin onayından sonra gelenekler devreye girer. Etik kurallar, geleneklere bağlı bir şekilde, tez zaman da annemi ailesinden istemeyi tercih eder. İki gencin ailesi bir birlerini iyi tanıyan, aynı zamanda uzakta olsa akrabalık bağları olan ailelerdir. Annem tarafı bu işe fazla sıcak bakmamasına rağmen, annemin kararlı duruşu sonucu, kız ve oğlan tarafı iki gencin evliliklerine giden ilk adımı onaylar. Yani nişan yapmaya karar verirler.

Bizim coğrafyada erkek-kadın arasında önemli bir çelişki yoktur. Erkeğin kadın üzerinde egemenliği, yada baskısı Türkiye’nin diğer bölgelerine göre; bizim coğrafyada daha azdır. Erkeğin ailede belli avantajları olmasına rağmen, kadın da ailede söz sahibidir. Örneğin poligami aile yaşamı yoktur. Nedenini bilmiyorum, bizim bölge insanı sosyal ve kültürel olarak Türkiye toplumunun ilerisinde bir yaşama ve hayat tarzına sahiptir. Dinin insanlar üzerinde hiç bir manevi değeri yoktur. Örneğin namaz ve oruç gibi dinin vazgeçilmez ibadet kuralları bizim coğrafyada çok az yerine getirilirdi. Yaşam tarzlarıyla ateizme daha yakın bir topluluktu. Allah korkusu nispeten ağırlığını koruyordu.

Yine annemin söylediğine göre, ailesinin yakın akrabalarından evlenme çağına gelmiş delikanlılar da annemi istiyorlarmış. Fakat annem sevdiği delikanlıda ısrarcı olur ve ailesine karşı geri adım atmaz. Nişan kimi zorluklara rağmen gerçekleşmiş. Gizli aşk, yasal bir niteliğe bürünür. Ancak bu büyük sevginin sonu, çok büyük bir trajediyle sonuçlanır. Aradan yıllar sonra, annem başından geçenleri anlatınca şok olmuştum. Annemin göz yaşları arasında yarım kalmış bir aşk hikayesini dinledim. Annemle birlikte bende yaşanan hikayeden etkilendim.

Ben ilk okulu bitirdikten sonra, daha doğrusu okuma-yazma öğrendikten sonra, annemin kollarında ve boynunun değişik yerlerinde, hatta alnında yazılar gördüm. O yazıları okumaya başladığım zaman, değişik isimlere rastladım. Bir süre bu yazılan isimlerle ilgili tek kelime sormadım anneme. Belkide çok önemsemedim. Annemin gençliği ile ilgili fazla bir bilgimde yoktu. Ayrıca babamla nasıl evlendiklerine dair hiç bir malumatım bulunmuyordu.

Zaman geçti, ben liseyi bitirdim. Artık büyümüştüm. Anneme her zaman özel önem verirdim. Ben kendimi bildim bileli annemi hep çalışırken gördüm. Çocuklarına ayıracak zaman bulamazdı işlerden dolayı. Bazen iki evin işini yapmak zorunda kalırdı. Onun bu halini gördükçe başta babama ve ailenin diğer büyüklerine çok kızardım. Annem ailede hem erkek, hem kadın rolünü oynardı. Hiç bir zaman yaşadığı koşullardan ve zorluklardan şikayetçi olmadı, isyan etmedi. Yaşadığı en zor koşullara rağmen bitmez-tükenmez bir enerjisi vardı. Ben ise; yazın okul tatillerinde köye döndüğümde anneme yardımcı olmaya çalışırdım. Annemin o çalışmasını gördükçe içime büyük bir acı ve hüzün işlerdi. Kendisine ayıracak zaman bulamıyordu. İşlerin yoğunluğunda çocuklara gerekli ilgiyi ve zamanı gösteremiyordu. Annemi zaman zaman bu noktada suçladığım olmuştur. Çok çalıştığı için, vücudu fazlasıyla yıpranmıştı. Yaşının çok üstünde gösteriyordu. Ekonomik durumumuz köyün iyileri arasındaydı. Babam Almanya’ya işçi olarak gitti. Ben bu durumu fırsat bilerek, annemi köyün yoğun işlerinden kurtarmak için, evimizi şehre taşımaya karar verdik. Benim bu çabam annem tarafından desteklendi. Meğer annemin de şehir yerleşmek gibi bir özlemi varmış.

Bir gün annemle sohbet ederken, kolunda yazılan isimlerle ilgili sorular sordum. Babamın ve dayımın isimlerini anladım, diğer isimlerin kimler olduğunu merak ettiğimi söyledim. Gözlerime anlamlı, anlamlı ve büyük bir hüzün içinde baktı. Boş ver dercesine geçiştirmek istedi. Ben amaçsızca, açıklarsan ne olur ki anne dedim. Yine önemsemiyormuş gibi bir hava yarattı. Ben ısrarcı olunca, önüne bakarak göz yaşlarını silmeye başladı. Şahit olduğum hüzünlü tablo karşısında annemden özür diledim. Annemin hiç bir şeyden söz etmesini istemedim. Ama ok yaydan çıkmıştı. Düşünmeye başladı, geçmişine uzandı, yaşadıklarının arasına daldığı yüzünde görülen hüzünde görünüyordu. Ben, annemin içine girdiği bu dramatik atmosferden kendimi sorumlu tuttum.

Sorumlu tuttum. Çünkü hiç bir zaman annemin göz yaşlarını bu kadar ağır acılar için de süzülerek geldiğini görmemiştim. Annemin sessizlik için de döktüğü göz yaşları sanki bin yıllık bir özlemin hasretiydi. Başladı sessizce ilk aşkını anlatmaya. Zorla konuşuyordu, kelimeler göz yaşları arasında ezilerek çıkıyordu dudaklarından. O an için anladım ki annem gençlik aşkını unutamamış, ve büyük sevmiş, gerçekten aşık olmuş.

Annem ilk aşkının ismini bir koluna, bir de göğsüne kazımıştı. İki yazmanın hikayesini anlattı. Annem nişanlısını askere yolcu eder, kısa zamanda. Asker gitmezse, devlet tarafından asker kaçağı diye aranacak. Nişanlısı askere gitmek istemez, ancak annem nişanlısını “vatani göreve” gitmeye ikna eder. Annem, nişanlısını yolcu etmeden, ismini kalbinin üstüne kazır. Halk arasında buna dövme denir. Genellikle iğneyle kazınır ve büyük acılar verir işlenirken. Anneme acıya nasıl katlandığını sordum. Bir gün sende benim gibi seversen anlarsın diye yanıtladı. O an acı hissetmek yerine, her iğne bedenime battıkça, ben acı yerine mutluluk hissediyordum dedi. Nişanlısını askere göndermeden bir gün önce, komşunun evinde görüşürler ve Saatlerce konuşurlar. O gün nişanlısına göğsüne kazıdığı ismini göstermiş. İkisini de büyük bir mutluluk ve güven duygusu sarmış. Nişanlısı ikinci gün askerlik yolunu tutmuş.

Annemin ağzında çıkan her kelimeye, her cümleye acıların yüklü olduğunu gördüm. Nişanlısı askere gider. O günkü askerlik en az 28 ay olurmuş. Uzun zaman nişanlısından haber gelmemiş. O günkü koşullarda haberleşmek için tek yol mektup. Bir mektubun yerine varması için, en az on beş gün zaman gerekli . Annem seyrek-seyrek nişanlısında mektup almış. Ama annemin kendisi sevgilisine mektup gönderme şansı yokmuş. Annem ayrılık günlerini her gün çiviyle ahırın duvarına kazımış. Bunu rutin bir görev gibi her gün yaparmış. Uyandığında her sabah ilk işi bu olurmuş.

Merakımı tutamadan, kim bu adam, yaşıyor mu diye sordum. Babamın bundan haberi var mı diye ikinci soruyu ekledim. Bu adam senin amcan, ölen amcan, sen tanımazsın, babanın kardeşi dedi. Duyduğum cümleler karşısında şok oldum. Nasıl olur diye sordum. Ben, annemin önce benim amcamla nişanlı olduğunu bilmiyordum. İlk kez duydum annemden. Annem sessizce hikayenin sonucunu dinlersen anlarsın diyerek bana yanıt verdi. Başladı aşk hikayesini acılar içinde anlatmaya. Ben, annemin ruh halini gördükçe, kendimi suçlamaya başladım.

Annem önce amcamla nişanlıymış. Asıl hikayenin dramatik tarihi bundan sonra başlar. Amcam, annemle araya giren zamana katlanamaz. Özlemi, hasreti her geçen gün ağırlaşır, yani bu ayrılığa dayanamaz. Önce askerden firar etmek düşüncesine kapılır. Fakat askerlikten firar, büyük bir suç sayılacağını, kendisinin devlet tarafında rahat bırakılmayacağını düşünür ve firardan vaz geçer. Aklına bir başka yol gelir. Hasta olması gerektiğini düşünür. Ancak ciddi bir hastalık olunca belki izinli olarak evine gönderileceğini düşler. Tütünün içine şeker koyarak sigara sarar ve içer. Bunu günlerce devam ettirir. Amcam hastalanır. İstediğine ulaşmış olur. Askerde hastalığına bir çözüm bulunmaz. Amcamı memleketine göndermeye karar verilir. Amcam, bir anlamda sevgilisine, yani anneme erişmek için ölümü göze almış. Bütün vücudunu zehir kaplamış. Aşkına ulaşmak için denediği yol, kendisinin hayatına mal olmuş.

Amcam köye gelir, ama çok ağır hasta durumda. Annemin amcamın hasta döndüğünden haberi yok. Annem, amcamın eve döndüğünü duyunca mutluluktan kalbi duracak gibi olur. O anı dan konuşurken, dudakları titredi, konuşamaz oldu. Amcamın hasta döndüğünü iki aile fertleri anlaşmalı olarak annemden gizlerler. Annemin sevinçten ayakları yerden kesilir. Her dakikası mutluluk içinde geçer. Yeni hayaller kurar. Gelecek günlerin güzelliklerine kendini kaptırır.

Eski gelenektendir, eski kültürdendir, askerden dönen delikanlı, bir kaç gün sonra nişanlısını ziyaret eder. Nişanlı kız, askerde dönen nişanlısını ziyarete gitmez. Gitmesi pek makbul görünmez. Bir kaç gün sonra nenem, annemde nişanlısını ziyaret etmesini ister. Annem endişelere kapılır. Annesini kendisine önerdiği görüşme teklifini geri çevirmez. Ama annemin beyninde büyük sorunlar dolaşmaya başlar. Bir taraftan aylardır özlemini çektiği adamı, yani sevgilisini görecek, diğer taraftan etik değerlere karşı olan bir durumun çelişkilerini düşünür. Annem nişanlısını görmek için hazırlanır ve bir gün sonra nenemle birlikte yola düşerler. İki ev arasındaki mesafe yarım saat civarındadır. Annem o kısa yolculuğu anlatmakta zorlandı. Attığı her adımında sevinç ve endişe birlikte bulunmuş. Bir dizi sorun kafasını meşgul etmiş. Hasta olabileceğini bile aklına getirmiş.

Nenem ve annem yol boyunca tek kelime konuşmamışlar. Daha doğrusu konuşmaya cesaret edememişler. Eve yaklaştıklarında nenem soğuk bir gülümsemeyle annemin gözlerine bakmış. Annemin kaygıları artmaya başlamış. Annem eve nasıl girdiğini heyecandan hatırlamadığını söyledi.
“Bir odaya yönlendirildim, kapıyı açtığımda Komaşı (Mustafa) yatakta uzanır buldum. Yanı başına oturdum, ellerinden tuttum. Gücü tükenmiş gibiydi. Göz-göze geldiğimizde göz yaşlarımız damlamaya başladı. Ne o hıçkırarak ağladı, nede ben hıçkıra bildim. Çok zor konuşuyordu, hastalığının ağır olduğunun bilincindeydi. Bana dokundukça sessizce ağlıyordu. Çok zayıflamıştı, küçülmüştü. Onu bu durumda asla görmek istemezdim. Anlat dedim ne oldu, nasıl bir hastalığa yakalandın. Böyle mi buluşacaktık diye söylendim…Ses çıkarmadan bana çaresizce baktı. Ben büyük bir şokun içindeydim aslında ne yapacağımı şaşırmış durumdaydım”…

“Bir ara ellerimi bir araya getirerek avuçlarının içine aldı. Bana söyleyecekleri için kendisini zorluyordu. Gözlerime derin derin baktıktan sonra, beni dinle Raney diye söze başladı. Biliyorum benim yaşama şansım yok, fazlam ömrüm kalmadı. Aşkımız yarım kaldı, seni istediğim gibi mutlu edemedim, seni yeteri kadar sevemedim diyerek ağlamaya devam etti. Nişanlıyken kurduğumuz hayallerden söz etti, sözünü tutamadığı için özür diledi. Eğer şimdi ben ölüm döşeğinde isem, sende uzak olmanın, seni görememenin verdiği acıya katlanamamanın sonucudur. Keşke askere gitmeseydim, keşke buralarda kaçak yaşasaydım diyerek, dertlendi. Seninle olan ayrılığa dayanamadım. Askerde sensiz her gün ölüyordum diyerek cümlesini tamamladı.” Biraz sessiz kaldı. Kendi kendine konuşmaya başladı. Sonra hafif gülümseyerek kendisini toparlamaya çalıştı. Bilirsin, ölecek insanların son arzuları, veya istekleri sorulur. Senin bana bir şeyler söyleme cesaretin yok biliyorum. Şimdi beni dinle diyerek söze başladı.

Senden bir tek şey istiyorum. Ben de ne olursun böyle konuşma diyerek yalvardım. Annem ısrarla kendisinin yaşayacağını anlatma çalışmış. Başını sallayarak bu söylediğime itiraz etti. Keşke yaşama şansım olsa diyerek yanıt verdi. Tekrar beni dinle diye uyarıda bulunmuş. Ben ölmeye öleceğim bunu biliyorum diye söze başlamış. Ben öldükten sonra senin kardeşim Mehmet’le evlenmeni istiyorum, bu isteğimi kardeşimle de konuştum o sessiz kaldı. Beni gerçekten seviyorsan, bu isteğimi yerine getir diyerek yalvarmış anneme. Senin başka bir eve gelin gitmeni istemiyorum diyerek bir istekte bulunmuş. Annem şaşkınlıklar içinde ne söyleyeceğini, nasıl bir yanıt vereceğini bilemediği için sessiz kalmayı tercih etmiş. Annem, nişanlısıyla uzun uzun oturmuş. Saati gelmiş nenem anneme gidiyoruz diye seslenmiş. Annem yol boyunca hep ağlamış, “Tanrıya yalvarmış” sevgilisi ölmesin diye. Ayrıca yol boyunca nişanlısının son isteği aklından çıkmamış”.

Amcam annemle görüştükten bir kaç gün sonra, yaşama gözlerini yumar, nefesi kesilir. Köyü matem kaplar, ağıtlar yapılır. Ölümünden bir ay sonra aile büyükleri bir araya gelir gelinlerinin durumunu, yani annemin durumunu konuşurlar. Mehmet, abisinin kendisinden istediği şeyi ailenin bütün fertlerine duyurur. Aile şaşkınlıkla oğullarının söylediklerini dinler. Şaşkınlıkları geçtikten sonra, eğer RANEY kabul ederse sorun yok diyerek fikir birliğine varırlar. Önce durumu anneme bildirirler. Annemle-babam konuşur ve ikisi de Komaşın isteklerine bağlı kalırlar. Annem büyük bir öz veri göstererek, kayın biraderi olacak adamla, sevdiği adamın hatırı için babamla evlenmeye karar verir.

Bu son durumu büyük amcam ve dedem, annemin ailesi ile konuşmaya karar verirler. Çok zaman harcamadan annemin ailesine misafir olurlar. Dedem ve amcam, gelinlerinden vaz geçmeyeceklerini belirtirler. Benim babamla evlenmesini isterler annemin. Dayılarım bu teklife razı görünmezler ve karşı çıkarlar. Durumu sineye çekemeyen dedem ve amcam, babamı çağırır konuşlar. Bu işin artık kendisine düştüğünü söyleyerek, yapılması gerekenin kendisinin görevi olduğunu anlatırlar. Babam, annemi kaçırmaya karar verir. Kimi aracılarla babam, annemle diyaloğa geçer. Evlilik için annemin fikrini sorar babam. Annemin eski nişanlısının kendisinden istediği kardeşimle evlen talebini onaylar. Ailesine de karşı tavır alır. Annem de babamla kaçmaya karar verir. Bir aşk hikayesinin büyük bölümü böylece biter.

Anladım ki; annem gençliğinde gerçekten Leyla, ölen amcam Mecnun olmuş. Annem zamanla babana alıştım, onuda çok sevdim dedi. Bana dönerek senin baban çok değerli ve kaliteli bir adam. Baban bana çok şey verdi, beni kırmamak için büyük fedakarlıklar yaptığını söyledi. Bende onu sevdim, saydım, değer verdim cümlesiyle rahatladı annem…Annem harika bir kadındı ve çevresinde çok sevilirdi. Seven ne yapmaz ki, diye mırıldandım. Hikayesini dinledikten sonra anneme daha çok hayran oldum.

 

Fransa. 29 Août 2018