Hayat hikayemden parçalı mektuplar (1) Robert Pekoz

0
177

HAYALLERİMİN İÇİNDEKİ DÜNYA VE SEN…

 
Bir ağacın gölgesinde ve sessizlik içinde seni düşünmeye çalışırken, gökyüzüne dikildi gözlerim… Tertemiz, maviye çalan bir rengin sonsuzluğunu gördüm…
 
Gökyüzü mavisiyle, deniz mavisinin berraklığını birleştirdim, sonsuza uzanan ve bir noktada birleşen paralaks bir bileşene kafa yordum…
 
İçinde yasadığımız gezegenin değerlerine kötülük yapanları lanetledim. İnsanoğlunu bu kadar acımasız yapan olgular üzerinde düşüncelere daldım. Sevginin azaldığı, kutsal değerlerimizin bizden alındığı bir dünyanın anlamsızlığını düşündüm.
 
Sen, duygularımın zenginliği içinde, bir parça olarak ortaya çıktın. Sana olan duygularımın ve verdiğim değer, bir bütünün icindesinde’ki toplamin bilançosu….
 
Sevginin tıpkı bir özel mülkiyet gibi yayıldığını his ettim. Sevgi üzerinde yürütülen yozlaşmanın, insanları bir birinden uzaklaştırdığını anladım. Sevgiye yapılan düşmanlığın küresel çapta bir senaryo olduğunu düşündüm…
 
İnsanları bencilleştirmek, sevgiyi tekelleştirmek için sistem tarafından verilen her ideolojik çaba, insanı insana, insanı doğaya yabancılaştırdı. Bu denklem içinde sevginin değersizleştiği görüldü…
Seninle hayallerim içinde konuşmaya çalışırken sevgilim… Ütopyamın hacmini ben de kontrol edemiyorum. Bilirsin sen de, hayal kurmakta sınıra yer yoktur. Senden yola çıktım, şimdi daha karmaşık bir sonsuza doğru ilerliyorum…
 
Belki de bir saat önce, bana sevgiden söz et deselerdi, ilk aklıma sana olan duygularımın değeri dudaklarımı arasında öne çıkardı. Ama simdi sevginin evrensel bir değer içinde anlam kazandığını düşünüyorum. Bu sana az değer verdiğim anlamına gelmiyor. Secginin evrensel bir değer olduğunu anlatmaya çalışıyor.
 
Sevgi, insani bütün pozitif gelişmeleri kucaklarsa bir derin anlam kazanır. Özel mülkiyet var ya sevdam, bakıyorum da bütün kötülüklere kaynaklık ediyor. Sevgiyi her koşulda değersizleştiren özel mülkiyetin kendisidir. Bu görüşe ulaşmamda, insanın içinde bulunduğu yozlaşam sürecidir.
 
Beynim yoruldu, ben yoruldum, gerçeklerle yüzleşmeye yaklaştıkça, ağrılar basıyor bedenimi… İnsanoğlunu bu kadar acımasız yapan olguları bulmaya çalışıyorum. İnsanlık tarihinin başlangıcı bir dayanışma, yardımlaşma ve sevgiyle baslar. Bunun adı ilkellikti, ama güzeldi…
Ancak bu sistemin böyle devam etmediği görülür. Güçlünün, güçsüzü ezdiği, ‘benimki’ egosunun öne çıktığı bir yeni süreç başlar… İnsan ve doğa sevgisi başka bir nitelik kazanır.
Sevgilim, günesin altında, yaşlı bir söğüt ağacının gölgesindeyim… Küçük bir dere akar, kendi sessizliği içinde… Hayallerim büyüdükçe büyür… Fakat geçmişi bugünden ayıramıyorum, ancak yarını başka bir espri içinde düşünmeye çalışıyorum.
Bir barbarlık tarihi insanı yakaladı ve bu barbarlık kronik bir hastalık olarak kuşaktan kuşağa devam etti.
 
Zayıfların, güçsüzlerin köle olarak kullanıldığı; bir mal gibi alınıp satıldığı; çok kadına sahip olmanın bir kültür haline geldiği; kadının birinden diğerine hediye edildiği; çocukların, özellikle kız çocukların değersiz kılındığı bir tarihi anlamaya çalıştım…
Anlamaya çalıştıkça da yazmaya devam edeceğim…