BELKİ DE BİLDİĞİMİZ BİR AŞK ÖYKÜSÜ

0
822

 Kim Bilir Kaç Perde Dedi Tiyatro ve Kim Bilir Kaç Sevdalı Aktris Cennet Gözyaşları Döktü Rolünde?  

Müşfik Kenter

Dedesi, Bağdat kadısı, babası, padişah tarafından atanan Heyet-i Ayan azası’ydı.
Çamlıca’da, uşaklı bahçıvanlı, muhteşem bi köşkte yaşayan, oturmasını kalkmasını, ecnebi lisanları bilen, yakışıklı bi delikanlıydı. Yüksek tahsil için İskoçya’ya gönderildi. Ve, Londra’da bi partide gördü onu… Güzeller güzeli İngiliz genç kadın, şahane gülümsüyor, etrafına ışık saçıyordu. Vuruldu, âşık oldu. Gözler her şeyi anlatır derler ya, belli ki, hisleri karşılıksız değildi. Zaten, zarif bi kaç kısa cümleden oluşan sohbet sırasında işareti almış, genç kadının her gün Hyde Park’ta at gezintisi yaptığını öğrenmişti. Sabahın köründe, soluğu Hyde Park’ta aldı.
Aaa ne tesadüf filan… Birlikte at bindiler, yemek yediler, muhabbeti ilerlettiler. Rüya gibiydi. Rüya gibiydi ama, uyanması da vardı… Tahsilini tamamlamıştı, yurda dönmesi gerekiyordu. Kalsa, olmaz, bıraksa, hiç olmaz. Pat diye, benimle evlenip Türkiye’ye
gelir misin dedi. Genç kadın sevinç çığlığı attı, coşkuyla boynuna atlayıverdi. Sonra… Az geri çekildi, oturdu, boynu büküldü, hayatta en çok istediğim şey bu ama, maalesef imkânsız, Jack var dedi.

Jack de kim yahu?

Genç kadının ailesi tiyatrocuydu, ordan oraya turneyle dolaşan kumpanyaları vardı. Babası ölünce, annesi
bi adamla Avustralya’ya kaçmış, kızını anneannesine bırakmıştı. Anneanne, n’aapsın, torununu acilen başgöz etmiş, talihsizlik işte, savaşa giden damat, kimbilir nerde mıhlanmış,
geri dönmemiş, ardında,
henüz 16 yaşında hamile bi
dul bırakmıştı. Jack, oğluydu.

Delikanlı dinledi, dinledi, önce sıkı sıkı sarıldı, sonra, hiç sorun değil, oğlumuzla gideriz dedi.

Orient Express…
Ver elini İstanbul.
Delikanlı hiç sorun değil demişti ama, sorun büyüktü. Esir şehrin insanlarıydı İstanbul… Mustafa Kemal Bandırma’ya binerken,
İngiliz gelinin, İngiliz
işgalindeki kâbusu başlıyordu.

Dedim ya, işgal yıllarıydı, herkes herkese şüpheyle bakıp, memleketi satanları mimlerken… Faytona binip, köşke geldiler. Aman da efendim hoş gelmişiniz sefalar getirmişiniz diye kucaklaşma beklenirken, bismillah, nerden bulup getirdin bu gâvuru dedi, delikanlının ailesi! Memleket İngiliz süngüsü altında inim
inim inlerken, İngiliz gelin olacak iş değildi yani.

Aşklarına sığınıp, göğüs gerdiler. Sevdiği adam uğruna, kara çarşafa bile girdi İngiliz gelin, Müslüman oldu, Nadide adını aldı. Kaderin cilvesi mi desek, ne desek… Mustafa Kemal Bandırma’ya binerken İstanbul’a inen bu genç kadının nüfus kâğıdına, doğum yeri olarak Bandırma yazıldı… Çünkü, nüfus memuru doğum yerinin Londra olduğunu gördü, Londra Mondra olmaz, olsa olsa Bandırma’dır diye kaydetti!

Memleket kurtuldu, cumhuriyet kuruldu. Hariciye’ye giren delikanlı, Lozan’da İsmet İnönü’nün özel kalem müdürü oldu. Şak, kanun çıktı, hariciyecilerin eşi ecnebi olamaz… İnönü, pek beğendiği delikanlıya kıyamadı, boşan, birlikte yaşa, mesleğine devam et dedi. Delikanlı, bu teklifi hakaret olarak kabul etti. Benim için ailesini, memleketini, dinini terk eden eşime bunu yapamam, mesleğimden vazgeçerim, aşkımdan asla dedi.

Bastı istifayı, ıvır zıvır işler yaparak, evini geçindirmeye çalıştı. O zamanlar memur değilsen, ayvayı yiyordun. Ayvayı yedi. Hayatları kaydı. Önce eldeki avuçtaki bitti, sonra gümüşler satıldı, ardından köşk gitti… Dımdızlak kaldılar. Kiraya çıktılar. Tükene tükene, gecekonduya kadar düştüler. Çocukları olmuştu. Saracak bez yoktu. Çarşafları yırttılar. Bi eli yağda bi eli balda doğup büyüyen delikanlı, eşinin hiç sızlanmadan dimdik duruşunu gördükçe, yeniden yeniden âşık oluyordu ama, kahrından alkole dadanmıştı. Çalışamaz hale geliyor, daha çok sefalete sürükleniyorlardı. Hayatlarında eksilmeyen tek kavram, mutluluktu. Mutluydular.

İngiliz anne, adı gibi, hakikaten nadide’ydi… O kör kuruşa muhtaç hallerinde bile, hastaneden atılmış iki çocuklu bi kadına evini açtı, sokakta dilenen bi nineye kendi yatağını verdi, aylarca baktı, yıkadı, pakladı, komşuların fısır fısır dedikodusuna aldırmadan, kaçak olarak yaşayan, dara düşmüş bi Fransız’ı sofrasına oturttu, çocuklarına kuru
ekmeği paylaşmayı öğretti.

Bi gün… İngiltere Elçiliği’nden görevliler geldi, nasıl duydularsa duymuşlar, çocuklarını al, İngiltere’ye dön, eğitimlerini üstlenelim, sosyal güvencen olsun dediler Nadide’ye… Kapıdan kovdu! Eşim Türk, çocuklarım Türk, burada babalarının yanında yaşayacaklar, ben de onların yanında öleceğim, benim
için hayatını feda eden eşimi, paraya değişmem dedi.

İki millet, iki devlet, iki din arasında perişan olmuşlardı ama, aşkları sapasağlamdı.

Üstelik… Cumhuriyet de sapasağlamdı. O dönemin Cumhuriyet’i, şimdiki gibi sadece parası olanlara değil, gariban ailelerin çocuklarına da fırsat eşitliği sağlıyor, okumaya niyetleri varsa, okutuyor, üniversiteyse üniversite, konservatuvarsa konservatuvar, yeteneğin önünü açıyordu.

Delikanlı, delikanlı gibi yaşadı, öldü. Nadide zatürreeden vefat etti, hayatının en çetin günlerini yaşadığı İstanbul’da, kızının evinde… En çok kızına güvenir, en çok küçük oğlunu severdi.
Bu koca yürekli kadının küllerinden doğan kızı, Yıldız…
Oğlu, Müşfik Kenter’di.

Boşuna dememişler, işini yapacaksan aşk’la yap diye…

Ve, merak ederim,
tiyatroda sahneye koymak
için abuk sabuk senaryolar aranır hep niye?

YILMAZ ÖZDİL

 

14355090_1642000969424863_4449552966688274003_nSÖZCÜKLERİNİZİ DEĞİŞTİREBİLİRSENİZ DÜNYANIZIDA DEĞİŞTİREBİLİRSİNİZ İZLEYİN

Yıldız Kenter, 11 Ekim 1928 tarihinde İstanbul’da dünyaya geldi. İngiliz bir annenin ve diplomat, Türk bir babanın kızı olan Kenter, oyunculuk genlerini İngiltere’de gezici kumpanyası olan anneannesi ve dedesinden aldığını söylüyor.

Kenter, ortaokulda her sene ikmale kalan bir öğrenci iken, babasının annesinden gizli kayıt yaptırdığı müzik okulunun en parlak öğrencilerinden biri oldu. Belki de bunun nedeni ‘çocuk hayaline’ kavuşmasıydı.  Liseden sonra Ankara Devlet Konservatuarı Yüksek Bölümünü sınıf atlayarak bitirdi. Hemen ardından girdiği Ankara Ankara Devlet Tiyatroları bünyesinde rol aldığı Shakespeare’in ‘On İkinci Gece’si ile 1948 yılında profesyonel anlamda sahneye adım attı. Devlet Tiyatroları’nda 11 yıl çalıştı.

20050810-090329_20061972kenter01_382357
Sol karede Yıldız Kenter ve kızı Leyla, sağda ise evlendikten sonra Nadide Kenter adını alan annesi Olga Cynthia. [AA]

Rockefeller bursu kazanarak gittiği ABD’de American Theatre Wing, Neighbourhood Play House ve Actor’s Studio’da oyunculuk ve oyunculuk öğretiminde yeni teknikler üzerine dersler aldı.

Türkiye’ye döndüğünde Ankara Devlet Konservatuarı’na hoca olarak atandı.

İstanbul yılları

Muhsin Ertuğrul’un politik nedenlerle Devlet Tiyatroları’nın başından uzaklaştırılması, Kenter’i bir nevi İstanbul’a iten neden oldu. ‘Devlette ne olursa olsun bir baskı oluyor. Bir de çok kırılmıştık. Muhsin Bey’i tiyatrodan uzaklaştırış biçimleri çirkindi. Masasının üzerine ‘Artık sizinle çalışamayacağız’ yazılı buruşuk bir not bıraktılar. Bu çok dokundu bize’ diye anlatıyor o günleri bir röportajında.

1959’da Devlet Tiyatrosu’ndan ayrılıp İstanbul’a geldikten sonra bir yıl yine Muhsin Ertuğrul ile çalıştı.

Daha sonra kendisi gibi tiyatrocu olan kardeşi Müşfik Kenter ve eşi Şükran Güngör ile birlikte Kent Oyuncuları Topluluğu’nu kurdular. Aynı yıllarda Yeşilçam filmlerinde rol almaya başlayan Kenter, 1962’de tiyatro hizmetlerinden ötürü ‘Yılın Kadını’ seçildi.

279273464120
2012 yılında hayata gözlerini yuman Müşfik Kenter (soldan ikinci) ve eşi Şükran Güngör (soldan üçüncü) ile. [AA]

Kent Oyuncuları’nın en büyük hayali kendi salonlarına sahip olmak, en büyük engelleri ise maddi imkansızlıklardı. Bu hayal sekiz yıl sonra gerçek oldu. Önceden koltuk satma yöntemi ile topladıkları paralar sayesinde tiyatro salonunun inşaatı 1968’de tamamlandı. Kenter Tiyatrosu’nun ilk koltuğunu Muhsin Ertuğrul’a armağan ettiler.

Bu arada sık sık İngiltere ve ABD’ye giden Kenter, değişen eğitim ve oyunculuk metotları üzerine çalışmalarını sürdürdü. Pek çok ödülün yanı sıra 1981’de ‘Devlet Sanatçısı’ unvanını kazandı.

2002 yılında kaybettiği eşi Şükran Güngör ile bilrikte [AA]

Yüzlerce oyuncu yetiştirdi

Kariyeri boyunca 100’ün üzerinde oyunda rol alan bir o kadar da sahneye oyun koyan sanatçı aynı zamanda birçok öğrencinin yetişmesine katkı sağladı.

Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi’nde hocalık yapan Kenter, aynı zamanda Sahne Sanatları Bölümü’nün başkanlığını da yürüttü ve 2005 yılında yaş haddinden emekli oldu.

2007 yılında UNICEF tarafından iyi niyet elçisi olarak seçildi.

Kenter hem dünya hem de Türk edebiyatının yakın takipçisiydi.

Shakespeare, Çehov, Brecht, Inoesco, Pinter, Albee, Tennessee Williams, Alan Ayckbourn, Arthur Miller, Brian Freil, Neil Simon, Athol Fugard, Sergey Kokovkin gibi yabancı yazarların yanı sıra Melih Cevdet Anday, Necati Cumalı, Güner Sümer, Adalet Ağaoğlu, Zeki Özturanlı, Güngör Dilmen, Muzaffer İzgü gibi Türk yazarın oyunlarını da sahneye hem koydu hem de oynadı.


Yıl 1987. ‘Devlet Sanatçısı’ unvanını alırken. [AA]

Sovyetler Birliği, ABD, İngiltere, Almanya, Hollanda, Danimarka, Kanada, Yugoslavya ve Kıbrıs’ta İngilizce ve Türkçe oyunlar sergiledi.

‘Martı’, ‘Maria Callas’, ‘Salıncakta İki Kişi’, kendi hayatını anlattığı ‘Hep Aşk Vardı’, ‘Mikado’nun Çöpleri’, ‘Harold ve Maude’, 18 Anadolu kadınını anlattığı ‘Ben Anadolu’ sanatçının yakın dönemde rol aldığı oyunlardan birkaçı.

‘Kraliçe Lear’ amuda kalktı

“Oyunculuk yüzde 10 yetenek ise yüzde 90 çalışmak, çalışmak, çalışmak” diyen Kenter’in Son olarak 2009-2010 sezonunda sahneye koyduğu ‘Kraliçe Lear’da rol gereği amuda kalkması kamuoyunda günlerce konuşuldu.

Öyle ya, ‘bu yaşta’ nasıl bu kadar çevik olabiliyordu? Bunu cevabını Skylife dergisi ile yaptığı bir söyleşide veriyor Kenter: “Bu da tuhafıma gidiyor. Hâlâ, hâlâ… ‘Hâlâ araba kullanıyor musun?’ Kullanıyorum. ‘Hâlâ mı yürüyüşe çıkıyorsun?’ Çıkıyorum. ‘Hâlâ mı? Otur artık ya.’ Niye oturayım? Ölümü mü bekleyeyim? Kaybede kaybede gittiğimizi kabul etmek lazım ama elimizden gelenleri yapmamak niye? Gülümseyerek gitmeli, başka çare yok.”

Oyunculuğun mistik bir yönü vardır. Arınır, kendinizi tanır, içinizde bir güç hissedersiniz.

Aynı röportajında oyunculuğun kendisi için neden vazgeçilmez olduğunu da anlatıyor sanatçı: “Oyunculuk alışkanlık yapar. Rahatlatır insanı. Ağladıktan sonra hissettiğiniz tuhaf hafiflik gibi. Oyunculuğun mistik bir yönü vardır. Arınır, kendinizi tanır, içinizde bir güç hissedersiniz. Oynadıkça hayatınız katlanır, çoğalır. Her rol rahatlatır, mutlu eder insanı. Her seferinde başka bir tarafınızı fark eder, kendinizi biraz daha tanırsınız. Ve inanın bu vazgeçilmez bir şeydir.”

Kenter, son dönem Türk sinemasının örnekleri arasında yer alan ‘Güle Güle’, ‘Büyük Adam Küçük Aşk’, ‘Sen Dilersen’ ve ‘Beyaz Melek’  filmlerinde de rol aldı.


‘Ben Anadolu’ oyunundan bir kesit. [AA]

Başlıca Ödülleri:

1984: Roma’daki İtalyan Kültür Birliğince ‘Adalaide Ristori’ ödülüne layık görüldü.
1989: Korsika’da Bastia Film Festivalinde ‘Hanım’ filmindeki rolüyle ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülünü aldı.
1991: yılında tiyatro sanatına hizmetlerinden ötürü Uluslararası Lions Kulübü’nün ‘The Melvin Jones’ ödülüne layık görüldü. İki kez Ulvi Uraz ‘En İyi Kadın Oyuncu’, üç kez de aynı dalda Avni Dilligil ödülüne laik görüldü.
1994: ‘Konken Partisi’ oyunundaki Fonsla rolü ile ‘Olağanüstü Yorum’ ödülünü aldı. Finlandiya Dünya Kadın Kuruluşu tarafından yüzyılın en başarılı yüz kadınından biri olarak onurlandırıldı.
1995: Kültür Bakanlığınca, tiyatro sanatına katkılarından ötürü ‘onur’ ödülüne layık gördü. Aynı yıl tiyatro sanatına katkılarından dolayı ‘Mevlana Kardeşlik ve Barış Ödülü’ verildi.
1996: Magazin Gazetecileri Derneği tarafından Ramiz ile Jülide’deki Jülide rolü için ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülü verildi.
1997: Uluslararası İstanbul Festivali tarafından ömür boyu tiyatro sanatına katkısından dolayı verilen ‘onur ödülü’ takdim edildi.
1998: Ankara Sanat Kurumu ‘Yılın Kadın Sanatçısı’ ödülünü kazandı. Aynı yıl yaşam boyu tiyatro sanatına katkılarından dolayı Muhsin Ertuğrul Onur Ödülü ve Cumhurbaşkanlığı Büyük Kültür ve Sanat Ödülü’ne uzandı.
1999: ‘Martı’ adlı oyundaki Madam Arcadina rolüyle Afife Tiyatro Ödülleri kapsamında verilen ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülüne layık görüldü.
2008: Adana Tiyatro Festivali açılış töreninde ‘Sakıp Sabancı Yaşam Boyu Başarı Ödülü’ Yıldız Kenter’e verildi. .
2010: İstanbul Gazeteciler Derneği ‘Cumhuriyet Gönüllüleri Ödülü’ne layık görüldü
2010: ‘Kraliçe Lear’daki rolü ile 15. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Ödülleri kapsamında ‘en iyi kadın oyuncu’ ödülünü kazandı.
2011: Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), ‘5. Çağdaş Yaşam Cumhuriyet Ödülü’nü Yıldız Kenter’e verdi.

 

Kaynak: Al Jazeera ve ajanslar